Türk milleti binlerce yıllık tarih yolculuğu boyunca sahip olduğu köklü kültürel miras, güçlü medeniyet tasavvuru ve sarsılmaz birlik anlayışı sayesinde varlığını muhafaza etmiş, her dönemde kendi kimliğini kararlılıkla yaşatmıştır.
Hiç şüphe yoktur ki bir milletin en büyük hazinesi, milli kültürüdür. Dilinden inançlarına, töresinden geleneklerine, bayramlarından hayat tarzına kadar uzanan bütün maddi ve manevi değerler, o milletin karakterini ve istikametini tayin eder. Türk kültürü de milletimizin hafızasını diri tutan, toplumsal bütünlüğünü koruyan ve ortak aidiyet duygusunu güçlendiren en temel dayanaklardan biridir. Türkçe ise bu büyük medeniyet yürüyüşünün sesi, ruhu ve taşıyıcısıdır. Milletimizin ortak hafızası, tarihi tecrübesi ve ülkü dünyası, dilimizin zenginliğiyle nesilden nesile aktarılmıştır.
Milli kültürün yaşatılmasında bayramların önemli bir yeri bulunmaktadır. Çünkü bayramlar; sadece takvimde yer alan özel günler değil, aynı zamanda toplumsal hafızayı tazeleyen, gönülleri buluşturan, kardeşliği kuvvetlendiren ve millet olma bilincini pekiştiren değerlerdir. Dini ve milli bayramlarımız, millet hayatının adeta harcı; birliğimizin, beraberliğimizin ve dayanışmamızın en güçlü tezahürüdür.
İşte bu köklü ve yüksek anlam dünyasının en önemli unsurlarından biri de Türk boylarının en eski ve en yaygın milli bayramlarından biri olan Yenigün, yani Nevruz’dur. Kökleri Türk tarihinin en eski dönemlerine kadar uzanan Nevruz, yalnızca bir mevsim dönüşümünü ifade etmemekte; aynı zamanda dirilişi, yenilenmeyi, umudu, bereketi ve ortak hafızayı simgelemektedir. Türk boyları başta olmak üzere akraba topluluklar ve yakın coğrafyalarda yaşayan pek çok halk tarafından farklı adlarla kutlanan bu bayram, Türk milletinin kültürel sürekliliğinin en canlı göstergelerinden biridir.
Yeni yıl, yeni hayat, diriliş, uyanış ve bahar bayramı gibi anlamlarla anılan Nevruz; yüzyıllar boyunca etrafında oluşan inanışlar, törenler, şiirler, destanlar ve geleneklerle milli kültürümüzün en nadide hazinelerinden biri haline gelmiştir. Hun Türklerinden bugüne uzanan tarihi seyri içerisinde 21 Mart, baharın gelişi, tabiatın yeniden canlanışı ve hayatın tazelenişi olarak büyük bir coşku ile karşılanmıştır. Türk Dünyası’nın hemen her bölgesinde farklı isimlerle yaşatılan bu kutlu gün, özü itibarıyla aynı ruhun, aynı kültürel derinliğin ve aynı milli şuurun ifadesidir. İnanç ve coğrafya farklılıklarına rağmen, gece ile gündüzün eşitlendiği 21 Mart’ın Türk boylarının tamamına yakınında büyük bir anlam yüklenerek kutlanması; bu bayramın ortak tarihimizin ve müşterek kültürümüzün vazgeçilmez bir parçası olduğunu göstermektedir.
Nevruz, Türk milletinin hafızasında yalnızca bir bahar bayramı olarak değil; aynı zamanda Ergenekon’dan çıkışı simgeleyen bir kurtuluş günü, arınma, temizlik, bereket, umut, huzur ve yenilenme gibi anlamlar da bu bayramın ruhunda derin bir şekilde karşılık bulmaktadır.
Türk milleti, tarih boyunca içinde bulunduğu bütün kültür ve medeniyet çevrelerinde Nevruz’un anlamını korumuş, onu kendi değerleriyle yoğurarak yaşatmayı başarmıştır. İslamiyet’in kabulünden sonra da bu kutlu gün, farklı manevi anlamlarla zenginleşmiş; yaratılış, affediliş, diriliş ve kurtuluş gibi inanç dünyamızda önemli yer tutan pek çok kabulle ilişkilendirilmiştir. Böylece Nevruz, hem tarihi hem kültürel hem de manevi yönleriyle milletimizin ortak vicdanında kökleşmiş bir bayram haline gelmiştir.
Nitekim Türk dünyasının en kıymetli eserlerinden biri olan Kaşgarlı Mahmud’unDivanüLügati’t-Türk adlı eserinde de baharın gelişi ve Yenigün’e dair izlere rastlanması, bu bayramın yüzyıllar öncesinden itibaren Türk toplumu nezdindeki yerini açıkça ortaya koymaktadır. Baharın gelişiyle tabiatın yeniden canlanışını anlatan bu ifadeler, Türk milletinin doğayla, zamanla ve hayatla kurduğu derin irtibatın da bir göstergesidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni yüzyılında, bağımsız Türk cumhuriyetlerinin kardeşlik ikliminde, Türk Dünyası’nın ortak geleceğinde Nevruz; yalnızca bir bayram değil, aynı zamanda ortak iradenin, ortak hafızanın ve ortak istikametin ifadesidir.
Ne var ki yakın dönemde, bu köklü bayramın tarihi ve kültürel anlamından koparılarak farklı amaçlara hizmet edecek biçimde istismar edilmeye çalışıldığı da görülmektedir. Bazı çevrelerin Nevruz’u ayrışmanın, kutuplaşmanın ve kamusal huzuru bozmanın aracı haline getirme gayretleri, bu bayramın ruhuna da tarihi hakikatlere de bütünüyle aykırıdır. Çünkü Nevruz; ayrılığın değil kavuşmanın, çatışmanın değil kardeşliğin, kopuşun değil ortak geleceğin sembolüdür. Türk milletinin kadim hafızasında bu bayram, daima birliğin, dirilişin ve ortak sevinçlerin temsilcisi olmuştur; bundan sonra da böyle anılmalıdır.
Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da ve bugün İran’da meydana gelen gelişmeler, Türkiye’nin içinde bulunduğu kritik coğrafyanın ne denli hassas olduğunu bir kez daha göstermektedir. Böylesine çetin bir bölgede karşı karşıya kaldığımız tehditler ve sınamalar ortadayken, geçmişten süzülen tarih bilincimiz en sağlam rehberimiz olmaya devam etmektedir.
Bu vesileyle; Türk Cumhuriyetlerinde, Balkanlar’da, Irak’ta, Suriye’de, İran’da, Afganistan’da, Doğu Türkistan’da ve dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan soydaşlarımızın, akraba topluluklarımızın ve gönül coğrafyamızın huzur, güven ve esenliğe kavuşmasını temenni ediyoruz. 21 Mart’ın; mazlumlar için umut, mağdurlar için adalet, soydaşlarımız için esenlik, Türk Dünyası için birlik ve insanlık için hayırlı başlangıçlara vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle; aziz Türk milletinin, Türk Dünyası’nın, bütün kamu çalışanlarının, eğitim camiasının ve Nevruz’u bayram olarak idrak eden herkesin Yenigün’ünü, Nevruz’unu ve Bahar Bayramı’nı kutluyor; bu kutlu günün birlik, dirlik, kardeşlik ve huzura vesile olmasını temenni ediyoruz.



