Genel Başkanımız Talip Geylan, 8-9 Mayıs 2026 tarihleri arasında Şanlıurfa’da temaslarda bulundu. Şanlıurfa İl Milli Eğitim Müdürü Sayın Asım Sultanoğlu’nu ziyaret ederek, görüş alışverişinde bulunan Geylan, Birecik ve Viranşehir’de gerçekleşen sel ve fırtınadan dolayı geçmiş olsun dileklerini iletti.
Genel Başkan Geylan daha sonra, Türkiye Kamu-Sen Şanlıurfa İl Temsilcisi ve Türk Eğitim-Sen Şanlıurfa Şube Başkanı merhum Hikmet Karakuş’u, Şanlıurfa’nın Karaca Köyü’ndeki kabri başında ziyaret etti. Karakuş’un adanmışlık ve hizmet dolu hayatının tüm teşkilata örnek olduğunu ifade eden Geylan, şunları söyledi: “Hikmet ağabeyimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Dünyada bırakacağımız en büyük miras, hiç şüphesiz hayırla anılan bir isimdir. Hikmet Karakuş, böylesine kıymetli bir miras bırakarak sonsuzluğa yürüdü. İhlas ve adanmışlıkla yaşadığı hayatıyla hepimize örnek oldu. Biz ondan razıyız, Rabbim de razı olsun. Ruhu şad, mekânı cennet olsun inşallah.” Geylan, kabir ziyareti sırasında dualar ederek Karakuş ailesine ve teşkilat mensuplarına taziye dileklerini yineledi.
Program kapsamında ayrıca Türk Eğitim-Sen Şanlıurfa Şubesi tarafından düzenlenen istişare toplantısına katılan Geylan, eğitim çalışanlarıyla bir araya geldi. Toplantıya, Şanlıurfa Şube Başkanı Dr. Mehmet Şükrü Karakuş, şube yönetim kurulu üyeleri, Harran Üniversitesi Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Nedim Bayuk, Türk Eğitim-Sen il ve ilçe temsilcileri, denetleme ve disiplin kurulu üyeleri, kadın komisyonu üyeleri ile çok sayıda eğitim çalışanı iştirak etti.
Geçmişi yaşamayanlar ya da geçmişte yaşananları bilmeyenler, bugünün kıymetini tam olarak anlayamazlar.
Toplantıda bir konuşma yapan Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, Şanlıurfa teşkilatına çalışmalarından dolayı teşekkür etti. Geylan, Türk Eğitim-Sen’in eğitim çalışanlarının sesi olmaya devam edeceğini belirterek, teşkilat mensuplarının birlik ve beraberlik içerisinde önemli bir mücadele yürüttüğünü söyledi.
Geçmişi yaşamayanlar ya da geçmişte yaşananları bilmeyenlerin, bugünün kıymetini tam olarak anlayamayacağını söyleyen Geylan, “Bugün hamdolsun, Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen; üye sayısı, ekonomik gücü, kamu çalışanları nezdindeki itibarıyla göğsümüzü kabartan bir konuma sahiptir. Ancak bugünlere kolay ulaşılmadı. 18 Haziran 1992 yılında kurulan teşkilatımız, 34 yıllık geçmişi boyunca büyük zorluklar ve imkânsızlıklar içerisinde bugünlere geldi. İşte bugünlere gelmemizde, Hikmet Karakuş gibi büyüklerimizin ihlaslı, fedakâr ve gayretli çalışmaları çok büyük rol oynadı. Allah hepsinden razı olsun. 1992 yılından bu yana bu teşkilata bir tuğla koyan, emeği geçen herkesten Rabbim razı olsun. Kaybettiklerimizi Fatihalarla, şükranla anıyorum. Bugün elde edilen her başarıda onların alın teri, samimiyeti ve mücadelesi vardır.” diye konuştu.
Yetkiyi çalışanların gerçek temsilcisi Türkiye Kamu-Sen’e verin!
Bir yetki mücadelesi verdiklerini dile getiren Geylan, Türkiye Kamu-Sen ve Türkiye Kamu-Sen’e bağlı sendikaların yetkili olması gerektiğini kaydetti. Yetkiyi kendileri için değil, kamu çalışanları için istediklerini vurgulayan Geylan, şunları kaydetti: “Kamu çalışanları, 8 Toplu Sözleşme döneminde adeta bir sendikal esaret altındadır. Çalışanları bu sendikal esaretten kurtaracak tek adres Türkiye Kamu-Sen’dir. Neden ‘sendikal esaret?’ diyorum; çünkü çalışanlar adına masaya oturan sendika, maalesef geride kalan toplu sözleşme süreçlerinde bırakın yeni kazanımlar elde etmeyi, elde edilen kazanımların kaybedilmesi riskini ortaya çıkarmıştır.
Öyle bir sendika düşünün ki; enflasyon farkını, altına imza attığı mutabakat metnine yazmayı dahi unutmuştur. Oysa memura ve emekliye enflasyon farkı ödenmesi, hükümetin zaten rutin olarak yerine getirdiği bir uygulamadır. Bunun için ayrıca masaya oturup pazarlık yapılmasına ya da toplu sözleşmeye ihtiyaç yoktur. Hükümet, enflasyon farkını zaten vermektedir. Buna rağmen bunu bile mutabakat metnine eklemeyi unuttular!
Diğer yandan yüzde 3,5 zamma imza attılar. 123 TL’lik artışı başarı gibi sundular. İşte bu yüzden ‘sendikal esaret altındayız’ diyorum.
Ek gösterge meselesine de bakalım… 3600 ek gösterge iki dönemdir sürüncemede bırakıldı. 7. Dönem Toplu Sözleşmesi’nde imza attıkları mutabakat metnine şu ifadeyi koydular:
‘1. dereceye inmiş bütün kamu çalışanlarına 3600 ek gösterge verilmesi için komisyon kurulması ve çalışma yapılması…’ Ucu açık, muğlak ve sonucu belirsiz bir ifade. Oysa bunun yerine açıkça: ‘1. dereceye inmiş tüm kamu çalışanlarının ek göstergesi 3600’dür.’
denilmiş olsaydı, takip eden yılın 1 Ocak tarihi itibarıyla tüm kamu çalışanları bu haktan yararlanmış olacaktı. Çünkü toplu sözleşme mutabakat metinleri kanun hükmündedir. Ayrıca yeni bir yasal düzenleme yapılmasına gerek yoktur. Noktayı koyduğunuz anda hüküm doğar ve uygulamaya hayata geçer. Peki bizim bildiğimiz bu basit gerçeği yetkili sendikanın yöneticileri bilmiyor mu? Elbette biliyorlar. Ancak amaç kamu çalışanının hakkını almak değil; işverene zaman kazandırmak. Çünkü o masaya sizin adınıza değil, işverenin yönlendirmesiyle oturuyorlar. İşte bu yüzden diyorum ki: Kamu çalışanları sendikal esaret altındadır. Kamu çalışanlarını sendikal esaretten kurtaracak olan Türkiye Kamu-Sen’dir. Bu nedenle Türkiye Kamu-Sen ve Türkiye Kamu-Sen’e bağlı 11 sendika yetkili olmalıdır!”
Geylan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şunu kabul ediyorum. Bir sendika, işverenle pazarlık masasına oturduğunda elbette her talebine karşılık bulamayabilir. Nitekim Türkiye Kamu-Sen de yetkili olduğu dönemde, 2009 yılına kadar gerçekleştirilen toplu görüşmelerde hükümetten her istediğini alamadı. Ancak buna rağmen kamu çalışanlarının Türkiye Kamu-Sen’e olan güveni hiçbir zaman sarsılmadı. Çünkü çalışanlar şunu söylüyordu: ‘Belki her istediğini alamıyor ama bizi masada adam gibi temsil ediyor.’ Asıl mesele de budur. Kamu çalışanları bugün, her talebin eksiksiz karşılanmasını değil; masada çalışanlar adına dirayetli bir duruş görmek istiyor. Ne yazık ki mevcut yetkili sendika bu güveni ve kararlılığı ortaya koyamıyor. İşte bu nedenle Türkiye Kamu-Sen yetkili olmalıdır. Çünkü sendikacılık bir takım işidir. Bir başarı elde edilecekse, bu ancak birlik ve dayanışmayla mümkün olur. Bu nedenle 14 Mayıs mesai bitimine kadar hepimize önemli bir görev düşüyor: Bir meslektaşımızı daha bu onurlu hak mücadelesine nasıl dahil edebiliriz, bunun gayreti içinde olmalıyız.”
Bizim işimiz suni gündemler değil, kamu çalışanlarının gerçek gündemidir!
Suni, ideolojik ve siyasal gündemlerle kamu çalışanlarının oyalanmaya çalışıldığını belirten Geylan, “Oysa bizim işimiz bunlar değil. Bizim işimiz memurun derdiyle, emeklinin sıkıntısıyla ilgilenmektir. Çünkü gerçek gündem bellidir: geçim derdi.” dedi.
Ek zam, refah payı uygulamasının kalıcı hale getirilmesi, enflasyon farkının aylık olarak maaşlara yansıtılması kırmızı çizgilerimizdir.
Genel Başkanımız Talip Geylan, en büyük problemlerinin ekonomik sıkıntılar olduğunu ifade ederek; ek zam, refah payının kalıcı hale getirilmesi ve enflasyon farkının aylık olarak maaşlara yansıtılması taleplerini yineledi. Geylan, “Geçtiğimiz günlerde Nisan ayı enflasyon rakamları açıklandı. Hükümetin 2026 yılı sonu için öngördüğü enflasyon hedefi yüzde 16 idi. Ancak bu hedefin yüzde 14,68’i daha yılın ilk dört ayında gerçekleşti. 1 Ocak’ta kamu çalışanlarına yüzde 11 maaş artışı yapıldı. Bugün geldiğimiz noktada dört aylık enflasyon yüzde 14,68’e ulaşmış durumda. Yani alınan zam daha yılın ilk aylarında erimiştir. İşte bizim gerçek gündemimiz budur. Biz, sendikal gündemin suni, siyasal ve konjonktürel tartışmalarla meşgul edilmesine müsaade etmeyiz. Bugün dört kişilik bir ailenin asgari geçim haddinin 107 bin TL’ye ulaştığı bir ülkede, kamu çalışanlarının büyük çoğunluğu bu rakamın çok altında maaşlarla geçinmeye çalışıyor. Konuşmamız gereken budur. Buradan hükümete açık çağrımızdır:
Bizim öncelikli meselemiz geçim derdidir. Bu nedenle;
Alım gücü kayıplarının telafisi için ek zam istiyoruz.
Refah payı talep ediyoruz. Çünkü yalnızca enflasyon farkı vermek yeterli değildir. Enflasyon farkı demek, maaşı sadece enflasyon kadar artırmak demektir. Bu ise gerçek anlamda zam değil, sıfır zamdır. Çalışanın alım gücünü korumaya bile yetmemektedir. Gerçek ücret artışı; büyüyen ekonomiden, artan milli gelirden memurun ve emeklinin hak ettiği payı almasıyla mümkündür. Bunun yolu da enflasyon farkına ek olarak refah payı uygulanmasından geçmektedir. Türkiye Kamu-Sen olarak diyoruz ki: Her maaş artışı döneminde aynı tartışmaları yaşamayalım. Refah payı uygulaması kalıcı ve rutin bir politika haline getirilsin. Kamu çalışanı da emekli de büyüyen Türkiye’den hak ettiği payı alsın.
Bir diğer önemli talebimiz ise enflasyon farkının aylık olarak maaşlara yansıtılmasıdır. Bugün kamu çalışanlarına enflasyon farkı yılda iki kez, ocak ve temmuz aylarında olmak üzere 6 aylık dönemler halinde verilmektedir. Ancak yüksek enflasyon ortamında bu uygulama maaşların her geçen ay erimesine neden olmaktadır. Hükümet sürekli olarak “Memuru ve emekliyi enflasyona ezdirmeyeceğiz” söylemini dile getiriyor. Eğer bu iddianın altı gerçek anlamda doldurulmak isteniyorsa, enflasyon farkının aylık olarak maaşlara yansıtılması gerekir.”








