BİNDİK BİR ALAMETE, DOLU DİZGİN FELAKETE…

 

Sanırım geldiğimiz bu son noktada, durumumuzu en iyi tarif eden söz: “Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete” dir.

Baksanıza.

Hayaller gerçek oldu!

Kabuslar mı desek?

Dün bebek katili olması hasebiyle toplumun her kesimi tarafından ve ideolojisi ne olursa olsun her siyasi görüş temsilcisi tarafından lanetlenen ve kahırlar okunan bir katil, şimdi umut haline getirildi (!)

İmralı yol geçen hanına döndü. Heyetlerin biri gelip biri gidiyor.

Koskoca Türk Devleti’nin, binlerce yıllık temeller üzerine bina edilmiş olan koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gelecek projeksiyonu bebek katilinin elinde!

Ülkemizin yüz yıllık sorununun çözümü (!) için, yol haritası teröristin kaleminden dökülüyor…

Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk Milleti’nin kaderi, eli kanlı bir caninin iki dudağı arasında gibi gösteriliyor.

Yönetimde basiretsizlik, rezalet ve kepazelik diz boyu.

Şehitlerimizin ve şehit yakınlarının kemikleri sızlatılıyor.

Gazilerimizin yürekleri yanıyor.

Bu aşamaya nasıl getirildik?

Sinir uçlarımız nasıl alındı, duygularımız nasıl törpülendi fark ettirilmeden?

Hani meşhur kurbağa deneyi vardır:

Bir kurbağayı kaynar  suya atarsanız sıçrayarak kendini dışarı atar. Ancak bir tencere soğuk suyun içine koyup da, suyu yavaş yavaş ısıtmaya başladığınız zaman; kurbağa suyun ısınmakta olduğunu fark etmediği için  zıplayarak kaçmaz ve en sonunda kaynamaya başlayan suda haşlanarak ölür.          

Adeta koca Anadolu kazanına hapsedilmişiz.

Suyumuz yavaş yavaş –birilerinin tabiriyle hazmettire hazmettire- ısıtılıyor.

Kurbağa misali yani!

Yıllardır altımzıa odun atılıyor, suyumuz daha da ısınıyor.

Adım adım bölücü hareket mevzi kazanıyor. Sözde insan hakları adıan, sözde demokratikleşme namına bölücülük tehlikesi üzerimize kapanıyor, kara bulutlar misali.

Bizi yönetenler ise?

Dünyalık iktidarlarının ikbali uğruna herşeyi hem de herşeyi feda edebilecekleri bir karakteri yansıtıyorlar!

Sonumuzu göremedik yıllardır. Belki hala da fark edemiyoruz.

Bir muhteremin başkanlık hülyası uğruna, büyük Türk Milleti’nin geleceği bölücü heveslere ipotek veriliyor, varlığı dinamitleniyor.

İdraklerimiz adeta narkoza tabi tutulmuşçasına pembe dizi seyreder gibi seyrediyoruz halimizi.

Allah sonumuzu hayır eylesin.

Sanırım yakında  anaları ağlatan;

Hırsızlar, arsızlar, tecavüzcüler, azılı katiller karşısında da heyetler hizaya durur ve talepleri alınır, analar ağlamasın diye!

Bugün yarın genel af hediye edilirse de şaşırmayın.

Çünkü bütün bir toplum olarak test edildiniz. Termometreye hiç bakmadığınız anlaşıldı.

Siz siz olun   termometreden gözünüzü ayırmayın, ne kadar ısıtıldığınızın farkında olun.

Yoksa..!

İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoyun dediği gibi :

Eyvahh!

Beş on kafirin imanına kandık.

Bir uykuya daldık ki; cehennemde uyandık!

Cehennemde uyanmayalım.

Her daim uyanık olalım.

Her yer yangın yeri...

Çalışma hayatında da her türlü haksızlık, hukuk tanımazlık almış başını gidiyor.

Adam kayırmacılık ve hamili kart yakınımdır dönemi yeniden hortlamıştır.

Alenen KPSS  ve polislik sınavı soruları çalınmış yandaşlara dağıtıldığı tespit edilmiş, sınavlar iptal edilmiştir.

Ancak hırsızlık, yapanın yanına kar kalmıştır.

Çocuklarımızın geleceğini çalan, bu işleri yapan kirli eller kimindir? Bugüne kadar neden soruşturmada bir adım ilerlenememiştir. Hangi alçak planlara, hangi ortak menfaat çıkarlarına çocuklarımızın emekleri feda edilmiştir?

Ya MEB?     

Yeni Milli Eğitim Bakanı Sayın Nabi AVCI iş başına geldiğinde biraz umutlanmıştık. Birinci dakikada yediğimiz ucube bir yönetici atama yönetmeliği golü ile umutlarımız suya düştü.

Milli Eğitim Bakanlığı’nda değişen tek şeyin, maalesef isimlerden ibaret olduğunu, otomatik pilotun hala devrede olduğunu anlamamız fazla  uzun sürmedi.

Kamuda kuralsız ve güvencesiz çalıştırma, taşeronluk almış başını gitmiş; sayı on yılda 15 binden 500 binlere dayanmıştır.

Milli gelirden kamu çalışanlarının aldıkları pay da %8,5’ten %4,85’e gerilemiştir.

Sendikal mücadelede yandaş, sarı sendikaya hormon verilmiş ve şişirilmiş. Riya almış başını gitmiş. Kamu çalışanlarının ilk toplu sözleşmesi maalesef kara mizaha dönüşmüş, kamu çalışanları adeta Hükümete peşkeş çekilmiş.

İşte, bu gidişata dur demenin tek adresi Türk Eğitim Sen’dir.

Çünkü Türk Eğitim Sen;

Kasabın bıçağını yalayan koyunların bulunmadığı sendikadır.

Siz hala tercihinizi yapmadınız mı?