YANLIŞ GEMİYE BİNMEYİN.

           Biz bu oyuna gelmeyeceğiz!

        23 Mayıs 2012 tarihinde gerçekleştirmiş olduğumuz iş bırakma eylemi Başbakanı iyiden iyiye rahatsız etmiş gözüküyor. Yoksa “Bir öğretmenin en düşük olanı 1624 lira alıyor. Ne karşılığı alıyor? Haftada 15 saat karşılığı alıyor. Peki, düz bir memur ne kadar çalışıyor? 40 saat. 40 saat için bu rakamın altında alanlar da var. Öğretmen ek ders verirse, bunun üstünde alıyor. Bir de tatili var. Yılda iki ay. Düz memurun tatili ise 20 gün. Şimdi soruyorum; bu haksızlık değil mi” gibi bir cümle başka türlü nasıl kurulabilir? Bu cümleler sağlıklı bir ruh halinin işareti değildir. Sorumlu bir yöneticinin, hele hele bir Başbakanın ağzından çıkacak cümleler hiç olamaz. Sayın Başbakanı daha sorumlu olmaya davet ediyorum.

           Ama AKP hükümeti sözcüleri olsun, Başbakan olsun hep bunu yapıyor:

Hedef saptırıyor,

Konuyu saptırıyor,

Toplum kesimlerini, meslek guruplarını karşı karşıya getirecek, birbirine düşürecek konuşmalar yapıyor,

              Millet birbiriyle uğraşırken onlar gemilerini yürütüyor.

              “Beraber yürüdük biz bu yollarda

        Beraber ıslandık yağan yağmurlarda” şarkı sözlerini Başbakan sık sık siyasi konuşmalarında kullanır. Başbakanın kimlerle yürüdüğünü, bilmiyorum. Ama kesin bildiğimi bir şey var ki: kamu çalışanları ile yürümediği, eğitim çalışanları ile yağan yağmurda ıslanmadığı.

         Nefes  filmini veya fragmanını bir çoğumuz izlemiştir. Bir binbaşı karakoldaki askerlerine içtimada şöyle sesleniyor:

              -Uyursan ölürsün,

              -Uyursan ölürsünüz,

              -Sen uyursan herkes ölür…

      Kamu çalışanları olarak bilmeliyiz ki “gücümüz birlikteliğimizdedir.” Uyanık olamalıyız. Sen ben kavgasına düşmeden, birlikte mücadele ettiğimizde ancak sorunlarımızın üstesinden gelebiliriz.

              Bir anne kurt ile yavruları arasında geçen hikaye vardır:

              Anne kurt yavaş yavaş palazlanmaya başlayan yavruları ile bir dağın başındadır. Aşağı vadide uzakta bir koyun sürüsü görünmektedir. Yavrularını hayata hazırlamak niyetindedir.

         Anne kurt: “Yavrularım yanıma gelin, toplanın etrafıma. Şu uzakta, aşağıdaki vadide ne görüyorsunuz? Dikkatlice bakın.”

              Yavrular: “Yeşilliklerin üzerinde kıpırdayan beyaz bir şeyler görünüyor.”

              Anne kurt: “O gördüğünüze koyun sürüsü denir. O sürünün içinde yüzlerce koyun vardır. Etleri en lezzetli olan hayvanlardır onlar. Onlara görünmeden gizlice yaklaşır, birden üstlerine atılıp yakalarız. Onlar bizim rızkımızdır.”

             Anne kurt: “Daha sözlerim bitmedi. Beni iyi dinleyin, sürüye bu kez daha dikkatli bakın, sürünün az ilerisinde beyaz bir şey duruyor. Onu da gördünüz mü?”

              Yavrular: “Evet, gördük anne.”

          Anne Kurt: “İşte o gördüğünüze çoban köpeği denir. Çoban köpeği bize çok benzer ama bizden değildir. Çoban köpekleri iyi koku alır. Biz ne kadar köpeğe, koyunlara ve çobana görünmeden yaklaşmaya çalışsak da, o kokumuzu alır ve sahibine geldiğimizi  havlayarak haber verir.

           Eğitim çalışanı arkadaşım;

              Yanlış gemiye binersen:

              Ya batar; boğularak ölürsün

              Ya da seni yanlış limana indirir, sürünürsün.

          Siyasilerin pervasızlığı, işbirlikçilerinin uşaklığına karşı kamu çalışanlarının tek yürek olmak zorunluluğu vardır. Çoban köpeğinin görevini kendine misyon yapan, bize benzeyen ama bizden olamayan yapılara karşı; adam gibi, yüreklice, mücadele eden, her dönemde ve her zaman doğruları söyleyen Türk Eğitim Sen’e destek vermelisin.

              Çünkü Türk Eğitim-Sen eğitim çalışanları için, ülkemizin ve milletimizin geleceği için aslanlar gibi sendikacılık yapıyor.