HÜKÜMET MEMURLUĞU MU, DEVLET MEMURLUĞU MU?
Zor bir dönemden geçiyoruz.Ülkemin insanı hayallerini umutlarını siyasilere yüklemiş ama inandığı ,güvendiği dağlara hep kar yağıyor.
Hayat şartları gittikçe ağırlaşıyor.Ağırlaşan şartlar altında bu ülkenin güzel insanları inim inim inliyor, her geçen gün beli biraz daha bükülüyor.
Ekonomik terör bir taraftan ,
Bölücü terör bir taraftan,
İşsizlik bir taraftan.
İşte tam burada devreye girmesi gereken sivil toplum örgütleri ve sendikalar. Özellikle son yıllarda toplumsal reflekslerimizin çeşitli bahanelerle birer birer köreltildiğini yok edilmeye çalışıldığını görüyoruz.Hele hele söylem, eylem ve etkinliklerle bu görevi en iyi şekilde yapan sendikalarımıza ise tamamen bir linç girişimi var.
Maalesef bu linç girişimi tetikçiliği görevinin yine bir kısım sendikalar, memurlar ve bürokratlar tarafından yapılması ne kadar düşündürücü ve acı. Birisine bakıyorsun son yıllarda tamamen sınıf sendikacılığına soyunmuş sendikal mücadeleye darbe üzerine darba vuruyor. Bir diğeri el etek öpmekten başka birşey yapmıyor. Tek söylem ve eylemi siyasi erke yaranma …
Doksanlı yılların başında sendikal mücadeleye başladığımda beni en cezbeden söylemlerden biri “hükümetlerin değil; devletin memuru olabilmek için” şeklinde dillerden,yüreklerden dökülen söylem di.Çünkü bu söylem kamu çalışanın durumunu en yalın haliyle anlatıyor daha fazla söz söylemeye gerek kalmıyordu.Çünkü toplumun bütün kesimlerine lütuf olarak sunulan siyaset yapma hakkı kamu çalışanına lüks olarak görülmüş fakat kendisi ile ilgili her türlü tasarruf hakkı siyasetçiye verilmişti.Devlet memuru çoğu zaman sadece gözünün üstünde kaşı olduğu için ,hatırlı bir seçmen veya siyasetçi öyle istedi diye sürgünlere, kıyımlara tabi tutuluyordu.Ekonomik soykırım diyebileceğimiz düşük ücret politikaları işin cabası.
İşte fotoğraf böyle iken bir elin parmakları kadar yürekli insan;
Grevli ve toplu sözleşmeli sendikal haklar için ,
İnsanca yaşayabilecek bir ücret için ,
hükümetlerin değil devletin memuru olabilmek için ,
Siyaset yapma ve yönetime katılma hakkı için,
……
……
Haydi mücadeleye diye haykırdığında ;
Onlar yüz ,yüzler ,bin-onbin
Onbinler yüzbinlere ulaştı. Alanlar onları almamaya başladı.
Bu mücadele verirken can verildi mal verildi.Bu günlere kolay gelinmedi.Çalışma hayatına bakıldığında da çalışanların bir çok problemi çözüldü veya çözümü noktasında yola girildi.
Bir siyasi iktidar gelmiş dikensiz gül bahçesi istiyor.
Kendisine itaat edeceksin,
Ne verirse onunla yetineceksin ,
Arka bahçesi olacaksın…
Maalesef bu arka bahçeleri buluyor da.
Bu anlayışın ürünü sendikalar tarihin tozlu raflarında ve sadece birilerinin anılarında kaldı.Geçmişteki oluşumlar sınıf sendikacılığına kurban verildi.

Değerli kamu çalışanı, değerli eğitim çalışanı, eğitimin görünmeyen kahramanları, memurlarımız, hizmetlilerimiz ,teknisyenlerimiz, şoförlerimiz, geriye dönmeye özleminiz mi var?Tehlike çanları çalıyor. Kendin için değilse bile çocukların için bu oyunlara gelme! Türkiye”nin sendikasına sahip çık!Güçlü kıl.Dertlerinin çözüm yeri orası.
Artık kamu çalışanı safını sıklaştırmalı kararını vermeli :
Hükümet memurluğu mu ?
Devlet memurluğu mu?
Kitle sendikacılığı mı?
Sınıf sendikacılığı mı?
Tabiî ki aklın yolu bir .
Doğru tercih ve doğru adres ”Türkiye’nin sendikası “Türk Eğitim-Sen……
Esen kalın.