7 HAZİRAN DEVLET MEMURLUĞUNUN REFERANDUMU OLACAK!

Devlet, “Memuru” vasıtasıyla, vatandaşına yüzünü gösterir.

Devlet, “Memuru” eliyle, hizmetini vatandaşına ulaştırır.

Devlet, “Memuru” ile vardır.

Gerisi, soyut bir kavram ve soğuk duvarlarla çevrili devasa binalardan ibarettir.

Memur yoksa, Devlet yoktur demek abartılı olmasa gerek herhalde!

Bundan dolayı devlet için memur çok önemlidir.

Kamu hizmetinin sürekliliği itibariyle, bu hizmeti yürüten kamu görevlilerinin; idarenin keyfiliğinden, siyasi gelişmelerin ortaya çıkarabileceği olumsuzluklardan ve iktidarın politik manevralarından müstakil olması bir zorunluluktur.

Aksi takdirde -yani kamu hizmetini yürütenlerin siyasetin kölesi olduğu bir sistemde- tarafsız, eşit ve adil hizmetin sunulmasından bahsedilemeyecektir. Partizan tutumların hakim olacağı böylesi bir düzende, devlet hizmetinden faydalanıyor olabilmenin kriteri VATANDAŞ olmak değil siyasi iktidara BİAT ETMEK olacaktır.

Velhasıl, memurun iş güvencesine sahip olması ve bu itibarla siyasi iktidar ve bürokratik tahakküm karşısında korunaklı olması çok ama çok önemlidir.

Bu öneme binaen de başta Anayasa olmak üzere, mevzuatımız memuru korumaya yönelik düzenlemeler içermektedir.

Anayasamızın 128 inci maddesi “…kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.” hükmü ile memurun pozisyonunu tayin etmekte; yine aynı maddenin “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.” hükmüyle de gerekli mevzuatın çerçevesini belirlemektedir.

Bu çerçevede düzenlenmiş olan 657 Sayılı DMK (Devlet Memurları Kanunu) da memurların hak, ödev ve sorumluluklarını tayin etmektedir.

DMK’nın 18 inci maddesi ise “Kanunlarda yazılı haller dışında Devlet memurunun memurluğuna son verilmez, aylık ve başka hakları elinden alınamaz.” kesin hükmüyle memurun iş güvencesini sağlamaktadır.

Bu teminatla, memur görevini yerine getirirken mevzuatın kendisine yüklemiş olduğu sorumlulukları yine mevzuatın belirlediği şekilde ifa etmektedir.

Siyaset kurumu ya da siyasetin paralelinde pozisyon alan bürokratik iradenin, memurun sıhhatine karşı takınacağı olumsuz tavırlara karşı DMK bir muhafaza zırhı oluşturmaktadır.

Bu zırh olmasaydı, kamu çalışanları DEVLET MEMURU olarak değil HÜKÜMET MEMURU olarak anılacaktı.

***

Memur İşçi Ayrımı?

Lakin üzülerek şahit oluyoruz ki, son yıllarda memurun iş güvencesine dönük ciddi ve ölçüsüz saldırılar sözkonusudur.

2002 Yılından beridir kesintisiz iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yetkililerinden defalarca kez memurun iş güvencesine yönelik eleştiriler, ve hatta tahkir edici açıklamalar dile getirildi.

En yetkili ağızlardan, memurun iş güvencesinin, verimliliği düşüren ve keyfiliğe neden olan bir husus olduğuna dair söylemler ifade edildi.

Öyle çok dağılmaya, detaya girmeye gerek yok.

Dönemin Başbakanı, şimdinin Cumhurbaşkanı ve –kendilerinin tanımlamasıyla- AKP’nin değişmez lideri sayın Erdoğan’ın müteaddit defalar dile getirdiği açıklamalarından birkaç örnek, anlayışlarını çok aleni ortaya dökmektedir:

26 Eylül 2013- (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nda düzenlenen 10. Çalışma Meclisi Toplantısı) Başbakan Erdoğan, "Acaba biz işçi-memur ayrımını ne zaman ortadan kaldıracağız. Batı, bunu büyük ölçüde halletti. Gelin oturalım bunu hep birlikte çalışanlar başlığı altında toparlayalım"

26 Aralık 2013- (Pakistan'dan dönerken uçakta açıklamalar yapıyor) Başbakan Erdoğan, “Bir anonim şirkette güvenini istismar edeni; ihbarını, kıdemini verip kapının önüne koyarsın. Ama devlette olmuyor. 657 Sayılı Kanun engelliyor. Zaten o yüzden hep devlete kapağı atmak istiyorlar. Devlet kapısına kapağı atan kendini güvende hissediyor. Emekliliğe kadar işi garanti çünkü. Yaşanan gelişmeler bize ufuk açıyor. Anayasal ve yasal değişiklikler gerekiyor.”

13 Mayıs 2014- (Bir sendikanın toplantısı) Başbakan Erdoğan “Dünyanın hiç bir ülkesinde işçi memur ayrımı bir şey kalmadı, sadece Türkiye’de var bu. Bizim bunu kaldırmamız lazım.”

1 Şubat 2015- (Tümsiad Genel Kurulu) Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Siz bir taraftan alıyorsunuz yargı bir taraftan geri iade ediyor, siz alıyorsunuz onlar iade ediyor. Böyle devlet idare edilir mi? İki şeyiniz vardır. İhbar tazminatını ödersiniz, kıdem tazminatını ödersiniz. Memnun değilsiniz kapıya koyarsınız. Öyle mi? İlanihaye çalıştırmaya mecbur musunuz? Bu yeni anayasa ile birlikte memur işçi ayrımını da ortadan kaldırmak lazım. Aynen gelişmiş ülkelerdeki gibi çalışanlar sistemini getirmek suretiyle bu işi ilerletmek lazım.”

***

Memurun İş Güvencesi TU KAKA!

İşte zihniyet bu.

Memur ve işçi ayrımını ortadan kaldıracaklar, ÇALIŞAN adı altında toplayacaklarmış!

Nasıl çalışan?

Kadrolu mu, sözleşmeli mi, kısmi zamanlı mı, taşeron mu?

Ayrımı ortadan kaldıracaklarmış!

Nasıl olacak?

Bütün işçilere de memurlar gibi İŞ GÜVENCESİ sağlayarak mı ayrımı ortadan kaldıracaksınız?

Sayın Cumhurbaşkanı, “İhbar tazminatını ödersiniz, kıdem tazminatını ödersiniz. Memnun değilsiniz kapıya koyarsınız.” diyerek onulmaz özleminin dile getirdiğine göre EŞİTLEME belli!

Bunlara göre, memurun iş güvencesi TU KAKA!

Bu kafa, “Bu memurlar da yan gelip yatıyor, az çalışıp çok tatil yapıyorlar, vereceksin bunların tazminatını kapının önüne koyacaksın, yok öyle üç kuruşa beş köfte..!” şeklinde formatlanmış.

***

İma etmiyorlar, gizli saklı köşelerde konuşmuyorlar, dolambaçlı ifade etmiyorlar.

Rahatsızlıklarını ve arzu ettiklerini alenen ifade ediyorlar.

Anayasayı değiştireceğiz, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nu değiştireceğiz, memurları da işçiler gibi istihdam edeceğiz diyorlar!

***

Kamu çalışanları artık görmeli:

Tehlike, çok açık!

Tehdit, çok ciddi!

***

İşte Türkiye Kamu-Sen bu tehdidin farkında, tehlikeyi görüyor.

Yıllardır kamuoyunu aydınlatmaya, kamu çalışanlarını uyandırmaya gayret ediyor.

Tehdidi ortadan kaldırmak ve olası tehlikeyi bertaraf etmek için tavizsiz mücadele ortaya koyuyor.

4 Nisan 2015 günü bir kez Türkiye’yi Ankara’ya davet ediyor.

Türk memuru o gün, hem ücreti enflasyon karşısında eridiği için EK ZAM isteyecek hem de İŞ GÜVENCEME DOKUNMA diye haykıracak.

***

7 Haziran Devlet Memurluğunun Referandumu Olacak!

7 Haziran 2015 tarihinde seçime gidiyoruz.

Bütün siyasi partilere çağrıda bulunuyorum:

Seçim beyannamelerinize “Anayasa’nın 128. Maddesi ve 657 Sayılı DMK ile memura sağlanmış olan iş güvencesi bizim de vazgeçilmezimizdir. Hiçbir şekilde Devlet memurunun iş güvenceli statüsünü değiştirmeyeceğiz” diye taahhüt koyarak karşımıza gelin.

Yine bütün siyasi partileri uyarıyorum:

Biz memuruz.

Bizim en büyük kazanımımız ve tek sermayemiz DEVLET MEMURU olmamızdır.

Bunu elimizden alacak olan siyasi iradeden demokratik yollardan hesap sormak ve tedbirini almak bizim için hayati bir gayret olacaktır.

Unutmayın; oy verdiği siyasi partisi, sahip olduğu dünya görüşü, mensup olduğu cemaati, intisap ettiği tarikatı, parçası olduğu sosyal cemiyeti ne olursa olsun bütün memurlar 7 Haziran’ı bu zaviyeden değerlendirecektir.

Bu ikazımız ve çağrımız, sakın ola siyasi bir mülahaza olarak değerlendirilmesin.

Devlet memurunun durduğu yerden bakıldığında; 7 Haziran’a giden süreçte sergilenecek tutum, tam anlamıyla mesleki bir direnç ve sendikal bir faaliyet olacaktır.

Talip GEYLAN