BAŞBAKAN ETNİK AYRIMCILIK YAPIYOR (!)

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin, 4. Olağan Büyük Kongresi 30 Eylül 2012 tarihinde gerçekleştirildi. Kongrede sayın Başbakan uzun bir konuşma yaptı. Sayın Erdoğan'ın, neredeyse tüm TV kanallarından canlı yayınlanan ve konjonktüre uygun hamaset yüklü konuşmasında ağzına almadığı, fakat delegelere dağıtılan kitapçıkla açıklanan 62 maddelik yol haritası ise zihinleri bulandırmış durumda.

Kongreyle birlikte kamuoyuna sunulan yeni vizyonun içeriğini teşkil eden bu 62 maddeden bazıları şimdiden gündemi işgal etmeye başlamış durumda.

Özellikle, "Ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik komisyonunun kurulması", "Kamu hizmetlerinde dini, etnik ayrımcılığa son verilmesi" ve "Mevzuatta etnik ayrımcılık algısı yaratan bütün hükümlerin ayıklanması" hedefleri üzerinden tartışmalar başladı bile.

Gerekçesini ve ne için gündeme alındığını bilemediğimiz bu üç hususun, iktidar partisinin 2023 yürüyüşünün yol haritasına neden dahil edildiğini anlamak zor(!)

Çünkü tarihimizin hiçbir döneminde ve hiçbir Türk Devletinde etnik veya dini temelli ayrımcı bir uygulama ya da tercihe şahit olunmamıştır. Sanırım bu hususta sabıkası bembeyaz olan nadir egemen milletlerden biriyizdir. Değişik zamanlarda topraklarımızda vuku bulan aşiret temelli kalkışmaları, savaş dönemlerinde çok uluslu güçlerin piyonluğunu yapan oluşumların ihanetlerini ve terörist faaliyetleri bu kapsamda değerlendirmeye gayret eden malum mihrakların zaten niyeti bellidir; bu iddiaları ciddiye alarak muhatap olmak dahi kendimize haksızlık olur.

Hal böyleyken, yol haritası içerisinde bir nevi "Önleyici tedbir" niteliğinde düzenlemelere yer vermek abesle iştigal bir tutumdur.

Kızılderililerin katledildiği ABD'de, etnik çatışmaların etnik temizlikle(!) sonuçlandığı Balkan ülkelerinde ya da Cezayirli Müslümanların soykırıma tabi tutulduğu Fransa'da veyahut da hala ülkesinde Doğu Türkistan'lı soydaşlarımıza soykırım uygulayan Çin'de bu tür önleyici tedbirlerin alınması doğaldır. Lakin, tarihinde etnik ayrımcılığın manasıyla uyuşan tek bir dönemi  bile yaşamayan milletimizi, itham altında bırakacak bu tür düzenlemelerin gündeme getirilmesi dahi anlamsızdır.

Esasında Hükümet, bir yerlere şirin görünmek ve önümüzdeki seçim süreçlerinde oy devşirmek kaygısıyla attığı bu adımların, niyetlerinin ötesinde anlam taşıdığını ve ileride farklı neticelere neden olabilecek bir zemini hazırladığını görmelidir.

AKP'nin özünde hangi amaçla bu açılıma giriştiğini tarih bize gösterecek. Fakat şimdiden bazı kesimler, -ki, aralarında varlığını AKP Hükümetinin varlığına adayan çok sivil toplum kuruluşları da yer almakta- taarruza geçmiş durumdalar.

Başbakanın sözlerinden cesaret ve işaret alan bu çevreler, mevzuatımızda etnik ayrımcılık algısı oluşturan ne kadar husus var ise temizlenmesi gerektiğini iddia etmekte.

Anlaşılıyor ki, önümüzdeki süreçte, tüm kurum ve kuruluşlar ile yasa, yönetmelik ve uygulamalar "Etnik Ayrımcılık Avcıları" nın hedefinde olacak.

Özellikle eğitim alanında, yeni vizyona uygun düzenlemelerin neler olması gerektiği hususunda malum çevreler tarafından kamuoyu oluşturmaya dönük açıklamalar yapılmakta. Müfredattan tutun da uygulamalara kadar hangi değişikliklerin gerçekleştirilmesi gerektiğine kadar bir dizi öneri ve görüş gündeme getirilmekte.

Her zaman olduğu gibi, bu yeni durumu da fırsat olarak değerlendirmek isteyen mili kimlik düşmanları yine harekete geçtiler. Başta Öğrenci Andı olmak üzere ders kitaplarında ve MEB mevzuatında sözde etnik ayrımcılık algısı oluşturan unsurlara yönelen bu tipler yine milletimizin sabrını zorlamaktalar.

AKP'nin iktidar olduğu günden itibaren Öğrenci Andı'nın içeriğine yönelik sergilediği alerjik tutum, "Sen ne mutlu Türküm dersen öbürü de ne mutlu Kürdüm der.." gibi saçma sapan mukayeseleri ve nihayetinde Anayasamızın 66. maddesinde anlamını bulan milli kimliğimize dönük eleştirileri, artık gına getirdi. Şimdi de sayın Başbakanın ortaya koyduğu vizyon paralelinde bu çevreler tarafından Mili Eğitim Bakanlığı mevzuatında, yapılanmasında ve müfredatda ayıklama operasyonu başlatılacak.

Tabii ki bu operasyonun(!) hangi amaçlara devşirileceğini kestirmek için kahin olmaya gerek yok!

Esasında Sayın Başbakan dahil bir çok çevrenin hareket noktası ve değerlendirmeleri sağlıklı değil. Zihinlerinin bulanık olduğu alenen anlaşılıyor.

Şöyle ki; sayın Başbakanın 9 Ekim 2012 tarihli TBMM Grup konuşması dahi kendi sistematiği içerisinde çelişkilerle dolu. Sayın Erdoğan, partisinin kırmızı çizgilerini tanımlarken "Ne dedik Afyon'dan yola çıkarken, iktidarımızdan 16 ay önce; '3 kırmızı çizgimiz var, bir biz etnik milliyetçilik yapmayacağız' dedik. Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Abaza, bilmem ne ayrımı yapmayacağız..." diyor. Yani Erdoğan, "Türk" kimliğini ülkemizdeki diğer bir çok alt kimlik gibi sadece bir etnisitenin ismi olarak nitelendiriyor. Ki, kendisi bunu siyasi hayatı boyunca yaptığı yüzlerce konuşmasında tekrarlamıştır. Fakat sayın Erdoğan yine aynı konuşmasında Devletimizin dış politikasına yönelik eleştirileri yanıtlarken "Türk dış politikasının belirlenmesinde mezhep konusu etkili olmamıştır..." ya da Avrupa ülkelerinde yaşayan vatandaşlarımızı tanımlarken "Türk vatandaşlarının başka ülkelerde azınlık olduğu yerde bile anadilde eğitim yok..." veyahut da CHP'nin eleştirilerini cevaplarken "Kapıları kapatıp onları zalim Esed rejiminin kucağına atalım; binlerce, onbinlerce insanı o katliamın içinde bırakalım onu mu istiyorlar, Bu Türk milletine yakışır mı" diyerek TÜRK adını ülkemizdeki bir etnisitenin ismi olarak değil -belki de farkında olmadan- devletimizin ve o devletin üzerine oturduğu milletimizin milli kimlik sıfatı olarak kullanıyor. Yani, aynen Anayasamızın 66. Maddesinde anlamını bulduğu şekliyle...

Sayın Başbakan ve onunla aynı zihin oluşumuna sahip olanlar, ne kadar inkar ederse etsinler kendileri de bir noktada gerçeği ifade etmek durumunda kalıyorlar.

Ya Başbakanın 2071 hedefine ne demeli?

Neyin yıldönümü? TÜRKLERİN Anadolu'ya girişinin 1.000. yıldönümü değil mi?

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu demezler mi?

Şimdi siz bu vizyonu ortaya koyarsanız etnik ayrımcılık algısına yol açmayacak mısınız? O zaman diğer etnik gruplar rahatsız olmayacak mı? Onlar, biz de istiyoruz, bizim de yıldönümlerimiz olsun derlerse ne yapacaksınız?

Bu söylemleriyle sayın Başbakan da etnik ayrımcılık yapmış olmuyor mu?

Sizi gidi etnikçiler sizi!

Düşünebiliyor musunuz; Altın Portakal Film Festivaline katılsa ödül alabilecek bir senaryo zemininde büyük bir kongre yapıyorsunuz; kongre temanızı ''Büyük millet, büyük güç, hedef 2023'' olarak belirliyorsunuz, fakat hangi millet sorusuna TÜRK MİLLETİ diyemiyorsunuz. Çünkü size göre bu söylem "etnik ayrımcılık algısı" oluşturabilecektir!

Şu anlayışa bakın!

Bu yoldan giderseniz daha çok tökezlersiniz.

Anayasamızdaki Türk'ten, Öğrenci Andı'ndaki Türk'ten, "Ne mutlu Türküm diyene" vecizesindeki Türk'ten rahatsız olursanız eğer..;

Bunun sonu yok!

Ne yapacaksınız yani;

TÜRK Silahlı Kuvvetleri,

TÜRK Hava Kurumu,

TÜRK Tarih Kurumu,

TÜRK Standartları Enstitüsü,

TÜRK Akreditasyon Kurumu,

TÜRK Telekom,

TÜRK Ceza Kanunu,

TÜRK Eczacılar Birliği

gibi sayabileceğimiz daha yüzlerce kurum ve kuruluşun ismini de mi değiştireceksiniz?

Etnik ayrımcılık algısı oluşturuyor diye; ders kitaplarından Türk Tarihi, Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Kültürü, Türk misafirperverliği, Türk devletleri... vs. gibi ifadeleri ve konuları çıkaracak mısınız?

Ya da "Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?/ Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;" dizeleriyle etnik ayrımcılığı körükleyen(!) İstiklal Marşı'nı da yasaklayacak mısınız?

Veyahut da; "TÜRKİYE demek Türklerin yurdu demektir. Dolayısıyla ülkemizin adını da etnik ayrımcılık algısı oluşturmayacak bir şekle çevirelim" mi diyeceksiniz?

Yani, uzun lafı kısası TÜRK adını bu topraklardan, bu milletin zihninden kazıyacak mısınız?

Beyler; hain değilseniz, cahilsiniz!

Ve bu cehaletinizin, hem bu dünyada millet vicdanında ve hem de ebedi alemde ilahi adaletin terazisinde mahkum olacağını unutmayın.

Allah ıslah etsin.

 

 

Talip GEYLAN

 

twitter: @TalipGeylan

http://facebook.com/talip.geylan.7