BAŞBAKAN'A SUİKAST (!)

 

 

SAYIN BAŞBAKAN DANIŞMANLARINI DEĞİŞTİR!

SENİ UÇURUMA YUVARLIYORLAR!

 

Başbakan Erdoğan, 31 Ağustos 2012 Cuma akşamı Kanal Türk televizyonunda, oldukça kibar ve saygılı bir grup gazetecinin canlı yayın konuğu oldu.

Yaklaşık iki saat süren programda, eğitim ve eğitim çalışanlarının sorunlarıyla ilgili yöneltilen sorulara, sayın Başbakanın verdiği cevaplar ve yaklaşım tarzı ise dinleyenlerde şok etkisi yarattı.

Sayın Erdoğan'ın sergilediği tutum; bir Başbakana hiç yakışmamış ve  sokak dedikodularına malzeme olacak düzeydeydi.

Sayın Erdoğan'ın olayları yorumlayış biçimi, yaşanan gerçeklerden ve eğitimin güncel meselelerinden ne kadar uzak olduğunu göstermekteydi.

Pek tabii ki, bir Başbakanın her meselenin detayına vakıf olması beklenemez, böyle bir gereklilik de yoktur zaten.

Ancak, Başbakan bir canlı yayına çıkıyorsa, son günlerin en önemli gündem meseleleriyle ilgili olarak danışmanlarının kendisini yeterince bilgilendirmesi de bir zorunluluktur.

Dün akşamki programla sayın Başbakan bizzat danışmanları eliyle sabote edilmiş, adeta suikaste kurban gitmiştir.

Yazık, çok yazık...

 

MÜDÜR EFENDİLER(!)

Gündemdeki bir çok konuya değinen Erdoğan'a, Türkiye Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak okul müdürlerinden gelen ödenek talebini iletiyor; okulların açılmasına iki hafta gibi kısa bir süre kalmasına rağmen hala bir takım eksiklerin tamamlanamamasının sıkıntılarını aktarıyor.

Başbakan ne cevap veriyor dersiniz: "Bu MÜDÜR EFENDİLER niçin görevlerini zamanında yapmadılar da şimdi iki hafta kalaya işi bıraktılar. Lafa geldiği zaman farklı konuşuyorlar. Müdürlerimiz yaz tatiline çıktığı zaman okullarıyla ilgilenmesi lazım. Eksiğin mi var; bunu bildirirsin Özel İdareye. Oradan işe müdahale gelmezse benim özel kalemime bildirirsin. Ben takipçisi olurum. Bunları biz yaparız. Bunların altında ezilmeyiz. Ama bu iş biraz heyecan istiyor. Biraz aşk istiyor. Nice müdürler var ki okullarına evleri gibi bakıyor. Ama nice müdürler biliyoruz ki, hiç ilgilendikler yok."

Emin olun, bundan sonraki süreçte sayın Başbakanın ilk yapacağı icraat; danışmanlarını değiştirmesi olmalıdır.

Göreve getireceği ve işinin ehli olan yeni danışmanları da Başbakana ülke gerçeklerini iyi anlatmalıdır.

Anlatsınlar ki, Sayın Başbakan bilsin;

Özel İdarelerden okullarımıza ne kadar ödenek gelmektedir. Bu ödenekler okullarımızın ihtiyaçlarının ancak ne kadarını karşılayabilmektedir.

Gün ağarırken okula gelen, akşamın geç vakitlerinde evine dönebilen; yaz demeden kış demeden, YAZ TATİLİ OLMAYAN, hatta yıllık izinlerini dahi çoğu zaman kullanmayan okul idarecilerimiz, okullarının ihtiyaçlarını karşılayabilmek için dilenciler misali nasıl cırmalamaktadır.

Evini, ailesini ve çocuklarını dahi işlerinin gerisinde bırakan okul idarecileri; Bakanlığın ve idarenin tüm sorumsuzluklarına rağmen, yüreklerinde sahip oldukları AŞK ve HEYECAN sayesinde görevlerini ellerinden geldiğince en iyi şekilde nasıl yapmaktadırlar.

 

EVLERİNİN ÖNÜNE OKUL KURAMAYIZ(!)

Yine aynı programda sayın Başbakan eş durumu tayinleri hususunda da yanlış ve eksik bilgilendirmenin kurbanı oldu.

Erdoğan, gazetecilerin parçalanmış aileler ve sağlık durumundan mağduriyet yaşayan öğretmenler konusunda yönelttiği sorulara da Ömer Dinçer replikleriyle cevap verdi.

Başbakan soruya verdiği cevapta şu ifadeleri kullanıyor: "Şimdi parçalanmış aile başlığı attığımız zaman bu duygu sömürüsüne giriyor. Tamam öğretmenlik yapıyorsun senin evinin yanına okul koyacak değiliz, biri ilde olabilir, biri ilçede olabilir. Bize gelip 'biz aynı ilde ama farklı ilçelerde görev yapmak istiyoruz' diye samimi olarak görev isteyen öğretmenlerimiz de var. Bakıyorsunuz belli hizmetlerde, belli noktalarda diyelim ki eşi erkek bir yerde, hanımı bir yerde bunlar yığılma getirirken Güneydoğu'da da boşluklar meydana getiriyor."

Bu cevabın iki anlamı vardır: Ya Başbakan, Ömer Dinçer ve danışmanları tarafından yeni bir suikaste uğratılıyor; ya da sayın Erdoğan, diğer birçok konuda yaptığı gibi, konuya detayıyla vakıf olmayan geniş halk yığınlarıyla öğretmenlerimizi karşı karşıya getirerek sorumluluktan kaçmaya gayret gösteriyor.

Sayın Erdoğan'ın tebdil-i kıyafetle 27 Ağustos'ta MEB önünde yaptığımız eyleme gelmiş olmasını çok arzu ederdik.

Gelseydi ve orada görseydi:

Dört yaşında torunun elinden tutan yaşlı dedesinin 'Bu yavruyu biz büyütüyoruz oğlum. Annesi üç yıldır dışarıda gelemiyor...' şeklindeki yakınmasına şahit olsaydı,

Eşi, Şemdinli'nin mezrasında görev yapan öğretmenin kucağındaki oğluyla yüreği yırtılırcasına isyanını duysaydı,

Kanser olan annesine son evlatlık vazifesini yerine getirememenin acısını yaşayan bayan öğretmen arkadaşımızın sızlanmasını yüreğinde hissetseydi,

Aradahan'ın bir köyünde görev yapan genç öğretmenimizin Hacettepe Üniversitesi'ndeki yüksek lisansını bırakacak olmasının verdiği üzüntüye ortak olsaydı,

Acaba yine aynı ifadeleri kullanabilir miydi?

 

ÖĞRETMEN MAAŞLARI ?

Başbakan Erdoğan öğretmenlere yönelik eleştirel söylemlerini dile getirirken laf arasında şöyle bir mukayese yaptı: "Göreve geldiğimiz zaman, ilk defa işe başlayan öğretmen 800 lira civarında maaş alıyordu, ama şu anda 1.800 lira alıyor. Buna ilave dersleri falan koyduğumuz zaman rakam 2.000 liranın üstüne çıkıyor..."

YaniErdoğan diyor ki; "Ey öğretmenler gözünüz doysun! Benim sayemde refah düzeyiniz arttı. Cebinize giren para miktarı arttı. Hala dertleniyorsunuz!"

Peki gerçek böyle mi?

Koca bir HAYIR!

Sayın Başbakanı bu konudaki bilgi eksikliğine de hiç değinmeyeceğim.

Ülkemizde şu an göreve başlayan yeni öğretmenleri aylık ücretlerinin gerçekte ne olduğuna, öğretmenlerimizin yüzde kaçının ek ders ücreti aldığına ve ne kadar aldığına, kaç tanesinin aylık 2.000 TL üzerinde maaş aldığına da değinmeyeceğim.

Fakat sayın Başbakanın açtığı yoldan giderek bir kaç mukayese yapacağım:

Sayın Erdoğan'ın partisinin iktidar geldiği 2002 yılında beyaz peynirin kilosu 2 TL iken bugün ortalama 8 TL'dir.

2002'de sütün litresi ortalama 1 lirayken bugün 2,5 lira civarındadır,

2002'de açlık sınırı 337 TL iken bugün 941,51 TL'dir. Yoksulluk sınırı 2002'de 1.025 lirayken bugün 3.048 liradır. (Bu rakamlar Türk-İş'in dört kişilik aileler için belirlediği ölçütlerden alınmıştır. Bazıları tarafından getirilebilecek objektif değil eleştirisine karşı Türkiye Kamu-Sen verileri kullanılmamıştır),

2002'de benzinin litresi 1,65 lirayken bugün 4,67 liradır

2002'de kuzu etinin kilosu 4 lirayken bugün 22 lira civarındadır,

2002 Yılında ortalama bir öğretmen maaşıyla 4,5 Cumhuriyet Altını alınabilirken, bugün ancak 2,62 tane alınabilmektedir,

............

Bu konuda daha düzinelerce mukayese yapılabilir.

Lakin maksat hasıl olmuştur sanırım!

Bunları da sayın Başbakanın danışmanlarına havale edelim.

De..;

Ülkenin Başbakanını eğitimin en güncel ve en basit meseleleri hususunda habersiz pozisyonuna düşürmesinler!

 

Talip GEYLAN

twitter: @TalipGeylan

http://facebook.com/talip.geylan.7