SANAL YETKİ YA DA OMURGASIZ SENDİKACILIK

179.315!

Evet, YÜZYETMİŞDOKUZBİNÜÇYÜZONBEŞ cesur yürek.

Onurlu, şahsiyetli ve mücadeleci…

Hem de mangal gibi yürekli!

İlkesizliğe ve ucuzluğa prim vermeyen, geçici ikballer uğruna değerlerinin ve inandıklarının pazarlanması tekliflerine hayır diyen yiğit yürekli eğitim çalışanları, bu dönemde de adam gibi sendikaya omuz verdi.

Türk Eğitim-Sen teşkilatının emektarları, 15 Mayıs 2010 tarihinden itibaren bir yıl içerisinde tam 44.707 adet üye kaydı yaparak büyük bir başarıya imza attılar. Bu sürece emek veren bütün arkadaşlarımızı yürekten kutluyorum.

Eğitim ve çalışma hayatıyla şöyle ya da böyle ilgili olan herkes şundan emin olsun ki; gerçek sendikacılığın adresi olan Türk Eğitim-Sen, emin adımlarla ve korkusuzca yürüyüşünü sürdürüyor. Saldırılara, iftiralara, baskı ve ahlaksız yönlendirmelere rağmen her geçen zaman daha da büyüyerek yoluna devam ediyor.

Sendikamız, dostlarımızı sevindirmeye, sevmeyenlerimizi ürkütmeye devam ediyor.

 

Bir Başarı Hikayesi

Türk Eğitim-Sen, kurulduğu günden bu yana istikrarlı ve sürekli bir büyümeyi sürdürmekte.

Sadece son üç yılın verileri bile bu istikrarın göstergesidir sanırım: 2008 yılında 146.127, 2009 yılında 155.021, 2010 yılında 155.738 ve nihayet 2011 yılında 179.315 eğitim çalışanı milli ve mesleki bir direnç merkezi olan sendikamız çatısı altında saf tutmuştur.

Özellikle son dönemde ortaya konulan başarı her türlü övgüye layıktır. Teşkilatlarımızın bir yıl içerisinde sergiledikleri performans her baba yiğidin harcı değildir. Sendikal mücadeleyle ilgili olan herkes bilir ki; sendika üyeleri, kahır ekseriyetle saha mücadelesiyle yapılır (Tabi bu dediğimiz gerçek sendikalar için geçerlidir). Kendiliğinden sendikaya gelerek üye olan çalışan sayısı, sanırım her şube için iki elin parmağını geçmez. Bundan dolayı Türk Eğitim-Sen’in son bir yıldaki üye artışının önemini vurguluyorum. Çünkü 44.707 yeni üye kaydı göstermektedir ki; şube ve ilçe yöneticilerimiz ve işyeri temsilcilerimiz, bir yıl boyunca aslanlar gibi sahada mücadele etmişlerdir. Devletin gücünü ölçüsüzce ve cüretkarca kullanan iktidar erkinin aleni baskısına; adalet ve sorumluluk duygusunu yitirerek makam itibarını ahlaksızca bir yönlendirme vasıtası kılan ve bir sendikanın tetikçiliğini yapmayı vazife kabul eden bürokratlara; ve hepsinden vahimi, eğitim çalışanlarının şahsiyetiyle oynayarak teklif ve tehdit stratejisiyle tahakküm oluşturmaya gayret eden sendikamsılara rağmen, Türk Eğitim-Sen adına sahada mücadele etmek ancak onurlu ve cesur insanların marifetidir. İşte, adam gibi sendikanın, bu adam gibi neferleri her türlü takdirin üzerindedir.

Peki bu takdire mazhar başarının sebeb-i hikmeti nedir?

Pek tabii ki, ortaya konulan müthiş sendikal mücadele bahse konu başarı hikayesini oluşturmuştur.

Kamuoyumuz çok iyi bilmektedir ki; Türk Eğitim-Sen, bütün unsurlarıyla birlikte, bir sendikanın yapması gereken her şeyi ortaya koymuştur. Tek bir örnek gösterilemez ki, eğitimi ya da eğitim çalışanlarını ilgilendiren bir gelişme olduğunda Türk Eğitim-Sen sürece müdahil olmamış olsun. Sendikamız, her durumda üzerine düşeni her zaman yerine getirmiştir.

Yazışmalar ve görüşmelerle eğitim çalışanlarının sorun ve taleplerini ilgililerin gündemine taşımaya gayret eden sendikamız, bunlardan sonuç alamadığında da alanlara inmekten, eylem ve protestolar ortaya koymaktan hiçbir zaman çekinmemiştir. Ki, eylem ve etkinlik konusunda Türk Eğitim-Sen’in gücü ve etkisi kamuoyu tarafından takdirle karşılanmaktadır. Sendikamız, tüm bu girişimlerle hedefine ulaşamadığında ise hukuk mücadelesini başarıyla yürütmüştür (Sadece bir kongre döneminde kurumlar nezdinde açtığımız dava sayısı 158’dir. Bu sayıya şubelerimizin ve üyelerimizin bireysel davaları dahil değildir). Ayrıca medya faaliyetleriyle de eğitim çalışanlarının meselelerini toplumun gündemine de dahil ettiğimizi söylememiz doğru olur (Sadece 2010 yılında ulusal ölçekte yayın yapan televizyonlarda yayınlanan haber sayımız 1.128 adettir).

Evet, bu konuda tevazu göstermeyeceğiz. Sendikal mücadele adına çok şey yaptık. Bununla da gurur duyuyoruz, övünüyoruz.

Sevinçliyiz, müsterihiz.

Bundan sonraki dönemde daha çok çalışacağız, daha fazla emek vereceğiz, yılmayacağız.

Büyüyeceğiz, inatla büyüyeceğiz.., daha da büyüyeceğiz!

Birgün ülkemizdeki memur sendikacılığının tarihi yazıldığında inanıyorum ki, bugün hak mücadelesine emek veren Türk Eğitim-Sen’liler minnetle ve imrenerek yad edilecekler.

Çocuklarımız bizleri, gurur ve övünçle hatırlayacak, onlara bıraktığımız mirası en büyük hazineleri olarak kabul edecekler.

Peki, bu övünç, başkalarının çocuklarının yüreğinde de hayat bulacak mıdır?(!)

 

Türk Eğitim-Sen Neleri Yapmadı Ve Bundan Sonra da Asla Yapmayacakları Nelerdir?

Teşkilatımız ve hiçbir mensubumuz;

Sözde sendikal rekabet adına eğitim çalışanlarının şahsiyetiyle oynamadı. “Bize gelirsen seni müdür yaparız, amir yaparız, memur yaparız, tayin ederiz, ahiret ve dünya menfaati sağlarız… yeter ki GÖMLEĞİNİ ÇIKAR GEL.., yaparız” gibi ahlaksız tekliflerle çalışanları inandıklarıyla gelecekleri arasında tercihe zorlamadı.

Amansız hastalığa yakalanmış ve uzun süreli tedavi görmek durumunda olan bir 4-C’li meslektaşına bile “Bize gelirsen izin sorunu yaşamazsın” gibi insaf ve vicdan ölçülerini aşan ahlaksız teklifleri asla kitabına sokmadı.

Bütün sendikalar, çalışanların hak mücadelesi için 25 Kasım 2009 tarihinde iş bırakma eylemi gerçekleştirirken; sendikal mücadele tarihinde eşi benzeri görülmemiş “Grev kırıcı sendika” sıfatını alnının ortasına yapıştıracak tutumları sergilemedi.

Bir yandan sözleşmeli köleliği icat eden Hükümetin borazanlığını yaparken, diğer yandan 4-B statüsündeki sözleşmeli öğretmenleri tetikçi bürokratlar eliyle örtülü tehditlerle üye yapmadı.

4-C statüsündeki özelleştirme mağdurları için yapılan eylemleri sabote ederek ve Hükümetle birlikte kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırma propagandasını yaparken; diğer taraftan siyasi ve bürokratik tazyiklerle bu çalışanları korkutarak üye kaydetmedi.

11 yıl boyunca sadece 9 üye sahibi olabildiği bir üniversitede; hiçbir sendikal mücadele ortaya koymadan, sadece iki ay önce göreve getirilen rektörün diyet ödemesiyle 295 üye kaydetme başarısını(!) göstermedi.

Emek mücadelesi ve çalışanların sorunları adına tek bir ciddi eylem ortaya koymadığı halde, siyasi iktidarın projeleri için mali kaynaklarını hoyratça seferber etmedi.

Üniversite idarecilerini, Mili Eğitim Müdürlerini, Şube Müdürlerini siyasi iktidarın gücüyle tasnif ederek ve yöneterek sendikal amaçları için kullanmadı. Kamu yöneticilerini, haysiyetleriyle makamları arasında ikileme sokmadı. Kamu idarecilerinin şahsiyetlerini rencide edecek teklif ve tehditleri yöntem olarak kabul etmedi.

Müdürlük, müdür yardımcılığı, şube müdürlüğü gibi kurum idareciliği makamlarını geçici görevlendirmelerle işgal ederek, eğitim çalışanları üzerinde tetikçilik yaptırmadı.

Müdürlük, şube müdürlüğü ve ARGE görevlendirmeleri sayesinde; devletin imkan, itibar ve maaşıyla sendikacılık(!) yapma düşüklüğünü tercih etmedi.

Aldığı eylem kararlarını siyasi erkin talimatlarıyla iptal etmedi. İcazetli sendikacılığı her zaman ahlak dışı onursuz bir davranış olarak kabul etti.

Diyarbakır’da farklı İzmir’de farklı konuşmadı. Yozgat’ta milliyetçi ve muhafazakar bir söylem kullanırken, Şanlıurfa’da Kürtçe eğitimi ve Öğrenci Andı’nın kaldırılmasını savunmadı.

Ankara’da İstiklal Marşı’nı güzel okuma yarışması düzenlerken, Diyarbakır’da “Öğrencilerin okullardaki törenlere zorunlu katılımı olmamalıdır” demedi.

1,7 Milyon öğrenci YGS travması yaşarken, sırf Hükümete yağdanlık yapma adına ÖSYM Başkanına sahip çıkmadı. KPSS Hırsızlığını, muhatapları savcılıkta itiraf etmiş olmasına rağmen, arkadan dolanarak görmezden gelmedi.

“Benim iktidarım” saplantısıyla -yapılan onca yanlışa rağmen- iktidara yönelik olarak bırakın eylem/protesto gerçekleştirmeyi ve hukuk mücadelesi vermeyi, tek bir karşı söylem dahi geliştirmeden sendikacılık(!) yapmayı tercih etmedi.

Bir yandan, “Sendikacılık, haksızlıklara ve adaletsizliklere karşı ‘hayır’ diyebilmek ve mücadele etmektir.” gibi esasen üzerine birkaç numara büyük gelen ekabir sözler ederken, diğer yandan “sarı sendikacılığı” uluslar arası kuruluşlarca da tescillenen bir sendika olmadı.

“Ölçümüz ve kırmızı çizgimiz yoktur. Yeter ki üye yapın. Şu kadar üye yapana kravat gömlek veririm; bu kadar üye yapana 10 TL 20 TL ve hatta bilgisayar veririm” diyerek omurgasız bir sendikacılık anlayışını benimsemedi.

Velhasıl…

Bu anlatılanlar, kimi okuyucularımız tarafından mübalağa gibi algılanabilir. Lakin etrafımızda olup bitenler –özellikle son dokuz yıldır- biraz dikkatlice seyredilirse, söylenenlerin az bile kaldığına şahit olunacaktır.

 

Sanal Yetki Ya Da Omurgalı Sendikacılık

Değerli okuyucular; bilindiği üzere, bu sene Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu’nda yetki el değiştirmiştir.

Sendikamız, üye sayısını 180 bine dayandırmasına rağmen yetkiyi kaybetmiştir.

Fakat şu gerçek herkes tarafından kabul görmektedir ki; Türk Eğitim-Sen’in gücü, ciddiyeti ve etkinliği tartışılmazdır. Eğitimle ilgili tüm kişi ve kurumlar tarafından muteber görülen, duruşu ve söylemi ciddiyetle değerlendirilen tek sendika Türk Eğitim-Sen’dir.

Sendikamız gücünü üyelerinden ve tavizsiz mücadelesinden almaktadır. İşte bu gerçek de her kesim ve kuruluş tarafından bilinmektedir. Ki, zaten bundan dolayı Türk Eğitim-Sen’in etkinliği ve itibarı kalıcı ve süreklidir.

Siyasi ve bürokratik lojistiğin ve türlü ayak oyunlarının sağladığı yetki, aynı paralelde etki ve itibarı asla getirmeyecektir. Mücadele ruhundan yoksun, sendikal emekten mahrum sanal başarı ve yalancı bahar elbet son bulacaktır. Her baharın bir kışı gelecektir. İşte o zaman, onurlu sendikal mücadelenin ve emeğin önemi daha iyi anlaşılacaktır.

Türk Eğitim-Sen ise bugünlerde en çetin kış şartlarını yaşamaktadır. Tek başına güçlü bir Hükümetin, devletin gücünü ölçüsüzce bazılarına seferber ettiği böylesi bir dönemde sendikamız 180 binlere yükselmiş; olabileceği en olumsuz ortamda bile tarihinin en güçlü seviyesine ulaşmıştır.

Siyasi konjönktür ve iktidarların tutumu Türk Eğitim-Sen’in gücünü, etkinliğini, yükselişini ve duruşunu etkilememiştir; bundan sonra da asla değiştiremeyecektir.

Biliyoruz ki, her kışın akabinde olduğu gibi baharı yaşayacağız. İşte o zamanlar; emeğin, ilkeli duruşun, omurgalı sendikacılığın ve onurlu şahsiyet mücadelesinin baharı olacaktır.

Herkesin ama inanın ki herkesin övgüsüne mazhar olan; sevmeyenlerimizin bile imrenerek takdirini kazanan bu başarı tamamen teşkilatımızın emeğidir.

Merkez Yönetim Kurulu olarak; bütün Şube Yönetim Kurulu Üyelerimize, İlçe Temsilciliklerimizde emek veren yönetici arkadaşlarımıza, İşyeri Temsilcilerimize ve dirayet timsali üyelerimize gönülden teşekkür ediyoruz. İlkeli sendikacılığın adresi ve milli sivil toplum kuruluşu olarak dimdik ayakta duran bu kale onların eseridir.

Biz hepsinden razıyız, Allah da onlardan razı olsun.

 

 

Talip GEYLAN

Genel Teşkilatlandırma Sekreteri