ÜNİVERSİTELERİMİZ VE TÜRK EĞİTİM-SEN

Merkez Yönetim Kurulumuzun aldığı karar uyarınca, 16-18 Nisan 2010 tarihlerinde Ankara’da önemli bir sempozyum gerçekleştirdik.

 

“Cumhuriyetimizin Yüzüncü Yılına Doğru Üniversite Vizyonumuz”        ismini verdiğimiz sempozyuma, yurdumuzun değişik üniversitelerinde akademik ve idari kadroda görev yapan iki yüzü aşkın temsilci katıldı.

 

Sempozyum, üniversitelere ve üniversite çalışanlarına büyük önem veren sendikamızın; YÖK kanun taslağı çalıştayı ve Üniversite Kurultayı’ndan sonra geniş katılımlı olarak düzenlemiş olduğu üçüncü çalışması olmuştur.

 

Üç günlük çalışma süresince; katılımcıların ve oturumlarda tebliğ sunan arkadaşlarımızın, sempozyuma çok iyi hazırlandıkları; üniversitelerin ve üniversite çalışanlarının mevcut durumunu net bir şekilde ortaya koymak için ciddi bir mesai harcadıkları görüldü.

 

Sempozyum oturumlarında sunulan tebliğler, yapılan konuşmalar ve değerlendirmeler; sanırım, ülkemizin üniversite gerçeğini çok aşikar bir biçimde ortaya koymuş bulunmaktadır.

 

Şu nokta da çok önemlidir ki; bir eğitim sendikasının temsilcilerinin, Türkiye’nin üniversite gerçeğine bu derece vakıf olmaları ve alternatif bir perspektif ortaya koyabiliyor olmaları ülkemizin geleceği adına ümit vericidir. Çünkü, artık, her alanda olduğu gibi, üniversite hayatımız açısından da, yaşanan sorunların çözümü ve yeni projelerin hayat bulabilmesi, ancak örgütlü sivil bir mücadele ile olacaktır. Bu sivil mücadelenin öncüsü de tartışmasız sendikalardır.

 

Sempozyum göstermiştir ki; ezber dışı değerlendirmeler, korkusuzca ve hesapsızca gündeme getirilen teklifler, hiçbir denge hesabı gütmeden açık yüreklilikle ortaya konulan öneriler; ancak, böylesi örgütlü yapılar vasıtasıyla kamuoyu önüne getirilebilecektir. Zaman zaman YÖK, üniversitelerimiz ya da değişik kamu kurumları tarafından tertiplenen bu tür çalışmaların, “dostlar alış verişte görsün” misali ve “körler sağırlar birbirini ağırlar”  hüviyetinde geçiştirildiğine sıklıkla şahit olmaktayız. Bu çalışmaların bir çoğunda, Türk Eğitim-Sen’in sempozyumundaki ciddiyeti, bilimselliği ve geniş yelpazeli bir katılımı görmek mümkün olamamaktadır.

 

İşte bu geniş yelpaze, sendikamızın düzenlediği sempozyumda hayat bulmuştur.

 

Akademik Personelin Yaşadığı Sorunlar ve Çözüm Önerileri; Üniversitelerde Bilimsel Ve Akademik Sorunlar; Yükseköğrenim, Kalkınma ve Kaynak Sorunları; Üniversitelerde Görev Yapan İdari Personelin Sorunları Ve Çözüm Önerileri; Yükseköğretim Politikaları; Yüksek Öğrenimde Dil Sorunları ve Yüksek Öğretimde Güncel Sorunlar başlıklarında yedi oturumdan oluşan sempozyuma, üyemiz olmayan akademisyenlerin dahi katılarak tebliğ sunmuş olmasının iki önemli mesajı vardır: Birincisi; sempozyumun demokratik ifade hürriyetini sağlayan bilimsel bir platform olduğu ve ikincisi ise Türk Eğitim-Sen’in üniversite çalışanları arasında sahip olduğu haklı itibarın göstergesi olduğu gerçeği.

 

Üç gün süresince hem tebliğ sunan hem de izleyici olarak katılanların, bir an bile heyecan ve ilgilerini yitirmeden sempozyuma yaptıkları katkılar, üniversite çalışanlarının çalışma ortamlarında kendilerini ifade edebilecekleri imkan ve fırsatlardan ne kadar yoksun olduklarının göstergesi olsa gerektir. Sempozyum sürecinin bir başka önemli göstergesi ise; hem akademik hem de idari personel statüsünde görev yapan çalışanların, üniversitelerimizin yaşadığı sorunlar ve bunlara dair çözüm yolları hususunda ne kadar bilinçli oldukları gerçeğidir. Yürekten inanıyorum ki, gerek YÖK, gerek üniversite yönetimleri ve gerekse kanun yapıcılar ülkemizin yüksek öğreniminin içerisinde bulunduğu duruma bu derece vakıf değildir.

 

Öte yandan; davet edilmelerine rağmen, Milliyetçi Hareket Partisi ve Büyük Birlik Partisi dışındaki siyasi partilerin (özellikle iktidar partisinin) programa temsilci göndermemeleri manidardır.

 

Keza, konunun birinci derecede muhatabı olan Yüksek Öğretim Kurulu’nun davete icab etmeyerek, programda hiçbir düzeyde temsil edilmemesi de üniversite çalışanları tarafından takdir edilecektir diye düşünüyorum. Bu kaçışın tek bir anlamı vardır: Ya söyleyecek sözleri ya da gelecek yüzleri yoktu!

 

Ayrıca, sempozyuma katılan ve bir konuşma yaparak katkıda bulunan MEB Yüksek Öğretim Genel Müdürü Sayın Hüseyin Çalık’ı da tebrik ediyor ve teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Sempozyum süresince oturumlarda başkanlık yapan ve her biri kendi alanında itibar sahibi olan çok kıymetli akademisyenlerimiz; Prof. Dr. Vedat BİLGİN, Prof. Dr. Mustafa ERKAL, Prof. Dr. Ahmet YÜCEER, Prof Dr. Mustafa ÜNAL, Prof. Dr. Çetin ELMAS, Prof. Dr. Mehmet AKBAŞ, Yrd. Doç Dr. Hanefi BOSTAN’ın basiretini üniversite çalışanları her zaman minnetle anacaktır.

 

Sempozyumun duyurulması, hazırlıklarının yürütülmesi ve katılımcıların organizasyonu hususunda büyük emekler ortaya koyan şube başkan ve yönetim kurulu üyelerine;

 

Üniversite çalışanlarına ve üniversitelerimize her zaman büyük önem atfeden, sempozyumun düzenlenmesi kararını veren ve programın hazırlığı süresince katkılarını esirgemeyen Merkez Yönetim Kurulu Üyelerimize;

 

Sempozyum Genel Koordinatörü sıfatıyla, programın hazırlık aşamasından bitimine kadar her safhasında fedakarlık göstererek emeğini sendikamıza vakfeden, Türk Eğitim-Sen’in her çalışmasında samimiyetle görev alarak teşkilatımızın takdirini gören sevgili hocamız Prof. Dr. Çetin Elmas Bey’e teşekkür ediyoruz.

 

“Cumhuriyetimizin Yüzüncü Yılına Doğru Üniversite Vizyonumuz” isimli sempozyumumuzun, üniversitelerimizin ve dolayısıyla ülkemizin daha huzurlu yarınlarına vesile olmasını temenni ediyor ve sayın Elmas’ın kapanış oturumunda yapmış olduğu konuşmasındaki dileğiyle yazımı bitirmek istiyorum:

 

İnşallah, cumhuriyetimizin yüzüncü yılında aynı problemleri konuşuyor olmayız..!

 

Talip GEYLAN

.