MEMUR SENDİKACILIĞINDA YENİ BİR İVME: 13 MART’IN ANLAMI

13 Mart 2010 Tarihi, öyle inanıyorum ki; memur sendikacılığının gelişim süreci tarihinde önemli dönüm noktalarından biri olarak hatırlanacaktır.

 

Memur sendikacılığı bir süredir; bir yandan marjinal/ideolojik tutumlar nedeniyle kısır bir döngüye hapsedilmekte, diğer yandan da hükümet gücünün aleni taşeronluğu yapılarak iğfal edilmektedir.

 

İşte bu nedenlerden dolayı, genelde olduğu gibi, eğitim çalışanlarının da sendikal mücadele ve mensubiyete karşı hissettikleri sempatileri örselenmektedir. Bu örselenme sürecine, bütün gücüyle direnen ve eğitim çalışanlarının sesi olmaya gayret eden Türk Eğitim-Sen, “sendikacılık” namına ne yapılması gerekiyorsa ortaya koymaktadır. Eğitim çalışanlarının haklı taleplerinin sesi olan sendikamız, onlardan aldığı gücü yine ve yalnız çalışanlar için kullanmakta; bu gücü marjinal oluşumlara, günlük politik manevralara ya da iktidarın projelerine ihale etmemektedir. Türk Eğitim-Sen’in yürütmüş olduğu onurlu mücadele ve bu sayede elde ettiği kazanımlar bunun en somut göstergesidir. Eğitim çalışanları çok iyi müşahede etmektedir ki; sendikamız, ne köhnemiş cereyanların etkisinde kalarak eğitim çalışanlarını maceraya sürüklemekte, ne de çalışanların aleyhine olan uygulamalarda dahi hükümetin taşeronluğunu yapma utanmazlığını sergilemektedir. Türk Eğitim-Sen her zaman, eğitimi ve eğitim çalışanlarını ilgilendiren her gelişmeye cesurca müdahil olmakta, görüşmeler ve açıklamalar yaparak kamuoyu oluşturmakta ve eylemler ortaya koymaktadır. Nitekim, bu vasfı itibariyle de çalışanların takdirini toplamış olan sendikamız, hizmet kolunda en büyük sendika sıfatıyla yetkili olmuştur.

 

İşte, bu takdire şayan onurlu mücadele sürecinin, dikkat edilmesi gereken önemli bir dönemeci de 13 Mart 2010 tarihinde yapılan “Haklarımız ve Geleceğimiz İçin Büyük Ankara Yürüyüşü ve Mitingi” olmuştur. Türkiye’nin her vilayetini temsilen Ankara’ya gelen yaklaşık 15 bin mensubumuz, belki de Cumhuriyet tarihimiz süresince görülmemiş bir nitelikte, eğitimci yürüyüşünü gerçekleştirmiştir.

 

Evet, Türk Milli Eğitim hayatının kalbi 13 Mart’ta Ankara’da attı. Eğitim hayatımızın uygulayıcısı eğitim çalışanları Türkiye’nin yüreğini o gün Sıhhıye’ye taşıdılar.

 

Bütün mensuplarımız şunu bilsinler ki, Türk Eğitim-Sen, 13 Mart’ta ciddi bir “iş” yapmıştır.

Sekiz yıllık baskıcı ve tek başına iktidarın tayin ettiği ve toplumun reflekslerinin törpülendiği ve tüm kesimlerin sindirildiği bu konjonktürde, böylesi bir miting kararının alınmış olması dahi çok önemli bir husus ve cesaret göstergesidir. Çünkü, yarım asrı aşkın geçmişe, sendikal birikime ve tartışılamayacak ekonomik güce sahip olan sendika ve kuruluşların dahi, içinde bulunduğumuz dönemde hem de güçlü siyasi iktidara rağmen geniş yelpazeli bir eylem kararı alamadıkları gerçeğini görmek durumundayız.

 

İşte bu gerçek ve kaygılardan dolayı Genel Başkanımız İsmail KONCUK miting düzenleme teklifini, sağlam bir kararlılıkla yönetim kurulumuza ilk getirdiğinde, açıkcası biraz temkinle yaklaşmış idik. İktidarın ve onun taşeronluğunu yapan kimi kuruluşların ahlaki olmayan her türlü yöntemi kullandıklarına tüm kamu çalışanları şahit oluyordu. Üyelerimiz üzerinde oluşturulmaya çalışılan korku psikolojisi, bütün toplumda olduğu gibi eğitim çalışanları üzerinde de etkisini hissettirmekteydi. Öte yandan, ülke genelinden katılımın sağlanacağı bu kadar büyük bir eylemin mali boyutu da bir memur sendikası için sıra dışı bir gider kalemi idi. Fakat tüm bu tereddüt noktalarına rağmen, sendikamızın her kademedeki yöneticilerinin dirayetli duruşunun yanı sıra, yaklaşık sekiz yıldır türlü siyasi ve bürokratik ahlaksızlığa rağmen haysiyet mücadelesi yürüten üyelerimizin şuurlu desteği bize sarsılmaz bir inanç aşılamış; adam gibi sendikacılığın adresi olan Türk Eğitim-Sen’in, tek başına başlatacağı bu yürüyüşe eğitim çalışanlarının yüreklerini koyarak eşlik edeceğine inanmıştık.

 

İşte bu inançla icraa ettiğimiz yürüyüş ve mitingimiz sevenlerimizi coşkulandırmış, sevmeyenlerimizi hayal kırıklığına uğratarak uykularını kaçırmıştır.

 

13 Mart sabahı saat 10.00’da AKM’den başlayan üç kilometrelik yürüyüşümüz, yaklaşık iki saat sonra Sıhhıye-Abdi İpekçi’de iki buçuk saat süren mitingle nihayete erdi.

 

15 Bin kişinin gerçekleştirdiği yürüyüş ve miting esnasında en ufak bir taşkınlık, çevreyi rahatsız edici en küçük bir hadise yaşanmadı. Bu durum, Türk Eğitim-Sen mensuplarının vakar ve hassasiyetini gösteren çok somut bir davranış olsa gerektir. Bu anlamda, alkışlarıyla desteklerini ifade eden çevre sakinlerinden ve güvenlik görevlilerinden aldığımız olumlu tepkileri de aktarmak isterim. Sendikamız mensuplarının, bir eğitimciye yakışır davranış ve tutumlarının, tüm kesimlere ve özellikle de çalışanların hak arama mücadelesini marjinal hedeflerine kanalize etmeye çalışan kesimlere örnek olması gerektiğine inanıyorum.

 

Mitinge katılım ve katılanların coşkusu, bir çok kesimin beklediğinin üzerinde yoğun bir şekilde gerçekleşti. Katılımcıların heyecanlı ve diri bir görüntü sergilemeleri dikkat çekici bir husustu. Düşünün ki; gece sabaha kadar uykusuz otobüs yolculuğunun arkasından üç kilometre yürüyen eğitim çalışanları, iki buçuk saat süren miting boyunca da bir an bile heyecanlarını yitirmediler. Miting alanı göstermekteydi ki; eğitim çalışanlarının sabrı artık taşmıştı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın, YÖK’ün ve Hükümetin uygulamalarına yönelik her konuşmada kulakları sağır edercesine bir feryat yükseliyor, ıslık, düdük ve sloganlarla yapılan protestolar Ankara semalarını dolduruyordu. İnanıyorum ki, Sayın Yusuf Ziya Özcan, Sayın Nimet Çubukçu ve nihayet icranın başı olan Sayın Tayyip Erdoğan o gün huzurlu oturamamışlardır! Eğer bu feryat bile kulaklarına değmemişse diyecek tek bir şey kalmış demektir: El insaf!

 

İçeriği ve sunumu açısından özenle hazırlandığı belli olan ve mitinge katılan herkes tarafından büyük beğeniyle izlenen Genel Başkanımız sayın İsmail Koncuk’un konuşması, sanırım, bütün eğitim çalışanlarını tatmin etmiştir. Miting alanındaki her bir katılımcının ortak kanaatidir ki, her kademedeki eğitim çalışanı, sorunlarını ve yaşadıklarını Genel Başkanın konuşmasında bulmuştur. Atanamayan öğretmenler, 4-B statüsündeki sözleşmeli öğretmenler ve memurlar, parçalanmış kadrolu öğretmenler, ücretli-vekil çalıştırılan öğretmen namzetleri; akademik ve idari kadroda görev yapan ve YÖK’ün baskısı altında ezilen üniversite çalışanları; hizmetli, teknisyen, şoför ve memurlar; ekonomik ve idari sorunlar yaşayan Yurtkur çalışanları; modern köleliğe mahkum edilen 4-C statüsünde çalışan personel… Evet, tüm bu meslektaşlarımız her bir talep ve problemlerini Genel Başkanımızın ağzından kürsüde dile getirme imkanını bulmuştur.

 

Mitingimiz; konuşmaların içeriği, taşınan döviz ve pankartlar, atılan sloganlar ve katılımcıları itibariyle yüzde yüz bir memur eylemi idi. Nitekim, mitingi takip eden Pazartesi günü sendika genel merkezimize kadar gelerek, tebrik ve takdirlerini ifade eden bir eğitim çalışanı da bu gerçeği teyid etmiştir. Ki, bu meslektaşımızın KESK’e bağlı Eğitim-Sen’in Ankara şubelerinden birinin yönetim kurulu üyesi sıfatıyla bunu söylemiş olması daha başka bir anlam taşımaktadır (Değerli meslektaşımızı bu medeni tavrından dolayı yürekten kutluyorum). Bu açıdan bakıldığında Türk Eğitim-Sen’in gücü ve etkisinin, yalnızca eğitim çalışanlarının oluşturduğu potansiyelin bir tezahürü olduğu görülmektedir. Bu anlamda, mücadele ettiğimiz zeminde, başkaca hiçbir sendika ve STK’nın böylesi bir niteliğe haiz olduğunu kimse söyleyemez. Sanırım yalnızca bu vasfımız dahi Türk Eğitim-Sen mensubiyetimizi gururla haykırmamız için yeterlidir.

 

Mitingin son bölümünde konuşmalardan sonra sahne alan sanatçılarımız Mahmut Tülek ve Kaya Kuzucu’nun, “Motif Motif Anadolu” temalı programları ise tam bir Türkiye fotoğrafıydı. Katılımcılar tarafından büyük bir beğeni ve takdirle takip edilen program, milli kültürümüzün ve folklörümüzün en güzel eserlerini ustalıkla gözler önüne serdi. Hele ki, programın finalinde, Kaya Kuzucu’nun bestesi olan Ruhların Göçü isimli parça seslendirilirken; Semazenlerin, Semah ve Horon ekiplerinin, Zeybeklerin ve halayın aynı anda sahne alması idraklere nakış gibi işlendi. Bu görüntü, adeta, Türk Milleti’nin birlik ve beraberliğinden rahatsız olan ve şüphe duyanlara gönderilen çok açık bir mesajdı.

 

Velhasıl…

Türk Eğitim-Sen, 13 Mart 2010 tarihinde örnek gösterilecek güzellikte “iyi bir iş” ortaya koymuştur.

Yürüyüşümüze iştirak ederek bu güzelliğe vesile olan bütün üyelerimize,

Sorumluluklarına sahip çıkan ve tüm imkanlarını zorlayarak eğitim çalışanlarını Ankara’ya taşıyan ve bizlerle buluşturan Şube Başkan ve yönetim kurulu üyelerimizle İlçe Temsilcilerimize,

Yürüyüş ve mitingimizin intizamında büyük emekleri olan Ankara Şubelerimizin değerli yöneticileri ve görevli tüm arkadaşlarımıza,

Teşekkür ediyoruz.

Yeni bir şevkle mücadelemize devam ediyoruz.

Kervan yürüyor…

Yolumuz ve bahtımız açık olsun.

Talip GEYLAN

Genel Teşkilatlandırma Sekreteri