YÖNETİCİ ATA(MA)MA YÖNETMELİĞİ !
Milli Eğitim Bakanlığı ülkemizin en geniş hizmet alanına ve en fazla personel sayısına sahip kamu kurumudur. Yürüttüğü görevi itibariyle de memleketin geleceğini doğrudan ilgilendiren bir sorumluluğun sahibidir. Milyonlarca öğrencimiz ve yüzbinlerce öğretmenimiz, onbinlerce okulumuzda eğitim hayatını sürdürmektedir. Fakat ne hazindir ki, ülkemizdeki 64.879 adet eğitim kurumunun neredeyse yarıya yakını şu an vekil idarecilerle yönetilmektedir. Bunun anlamı şudur: Bakanlık yönetimi; eğitimde görev yapan 661.584 bin öğretmen arasından, eğitim kurumlarını yönetebilecek liyakatli, yetişmiş, mesleğini ve öğrencilerini seven 64.879 çalışan bulamamış ve “Mecburen” vekaleten görevlendirmelerle eğitimi idare etmeye çalışıyor. Bu durum; bakanlığın nesnel ölçütlere haiz, liyakat ve yeterliliği esas alan, keyfi uygulamalara imkan tanımayan bir yönetici atama yönetmeliği hazırlamamış olmasının bir sonucudur. Tabi ki, gelinen nokta bir tesadüfün tezahürü değildir. Yaklaşık altı yıldır Milli Eğitim Bakanlığı’nı yöneten zihniyetin asıl hedefi, “Milli eğitimi nasıl daha iyi yönetebilirim, neleri gerçekleştirirsem eğitimimizi daha verimli bir düzeye yükseltebilirim” kaygısı değildir. Bu ilkel yönetim anlayışının tek bir kaygısı vardır: “Kendi adamımı nasıl idareci yaparım, bana direnç gösterenleri nasıl bertaraf edebilirim.” Bu anlayış için; eğitim sürecimizin sekteye uğratılması, liyakatsiz yöneticiler nedeniyle eğitim çalışanlarının huzursuz edilmesi, öğrencilerimizin başarı verimin düşürülmesi dikkate alınacak göstergeler değildir. İşte böyle olduğundan dolayı MEB, altı yıldır ihtiyaçları karşılayacak, hukukun ve eğitim çalışanlarının mutabakatına dayanan bir yönetmeliği hazırlamamakta ısrar etmektedir. Mahkemenin iptal gerekçelerini tekrar tekrar öne çıkararak adeta “Lütfen bunu da iptal edin de vekaletlerle kendi kadrolarımı muhafaza etmeye devam edeyim” demektedir.

Bu konuda MEB’e karşı altı yıldır yoğun bir mücadele ortaya koyduk. Defalarca yaptığımız görüşmeler ve eylemlerden netice alamadığımız durumlarda yargı yoluna gittik. Başvurularımız üzerine kazandığımız davalar kamuoyunun malumudur. Türk Eğitim-Sen, başta yönetici atama konusu olmak üzere verdiği hukuk mücadelesiyle eğitim çalışanlarının takdirini kazanmıştır.

Son olarak yönetmelikteki değerlendirme formunun Danıştay tarafından iptal edilmesi üzerine, bakanlık tarafından yeniden gözden geçirilerek yayınlanmış ve uygulamaya dair genelge de kamuoyuna ilan edilmiştir.

Bu gelişmeler üzerine sendikamız bir değerlendirme yapmış; eğitim kurumlarını vekaletle yönetmenin son bulması, okullarımızın hak eden ehil yöneticilerle yönetilmesi, vekaletlerle göreve gelenlerin iktidarın tetikçiliğini yapmalarına son verilmesi ve -daha önce de defalarca kamuoyuna duyurduğumuz gibi- içerisinde sınav koşulunun da olduğu objektif bir yönetmelik çıkarılmasının ve atamaların ivedilikle asaleten yapılması gerektiğinin eğitim çalışanlarının ortak kanaati olduğunu tespit etmiştir.

Evet, mevcut yönetmelik ve değerlendirme formu olması gereken nitelikte değildir, beklentilerimizi ve ihtiyaçları karşılamamaktadır. Ancak şu gözden kaçırılmayacak bir gerçektir ki; yönetmeliğin yokluğundan istifade eden yönetim anlayışı, vekaletle yönetme sistemiyle eğitim hayatımıza ve eğitim çalışanlarının huzuruna daha büyük zarar vermektedir. Ayrıca bu durumu suistimal ederek, ahlak dışı yöntemlerle eğitim çalışanlarının karşısına dikilen ve ikbal tekliflerinde bulunanlar, tamiri çok zor olan bir kişilik aşınmasına neden olmaktadırlar. İşte, eksiklikleri olsa da bir şekilde uygulamaya konulacak olan yönetmelikle şu an 25 bin civarında olan vekaletler iptal edilecek ve asaleten atamalar yapılacaktır. Bu yönetmeliğe dayalı yapılacak atamalarla göreve gelen arkadaşlarımızın liyakati tartışılabilir. Ancak unutmayalım ki, bu arkadaşlarımız, her durumda vekaletle (Bunların önemli bir kısmı da vekalet liyakatini dahi taşımamaktadır) göreve getirilenlerden daha ehil olacaktır. Çünkü keyfiyete göre değil, bir kritere bağlı olarak atanacaklardır. Aynı zamanda siyasi erkin tetikçiliğini yapma zorunluluğunda da olmayacaklardır. İşte bu gerekçeler doğrultusunda sendikamız yukarıda bahsedilen değerlendirmeyi yapma durumunda kalmıştır.


Sendikacılık yapmak, birilerinin aklına geldi!
Ancak bu noktada bir sözde eğitim sendikasının tavrına değinmek istiyorum. Altı yıldır MEB’in ve Sayın Hüseyin Çelik’in her tutumunu alkışlayan, öğretmenlerimizi aşağılayan hakaretleri karşısında bile eğitim çalışanları adına dik duruş sergileyemeyenlerin bugün –bizce nedeni belli olan- tavırlar ortaya koymaları manidardır. Altı yıldır siyasetin tetikçiliğini yapan, huzurumuzu kaçıran bir çok hukuksuz uygulamaya göz yuman, şimdiye kadar yayınlanan atama yönetmelikleri hususunda bir kez bile olsun yargıya başvurmayanların bugün gösterdikleri “Sendikaca” tavırları inandırıcı olmadığı gibi üzerlerinde de çok eğreti duruyor. Bu sözde sendika yaptığı basın açıklamasında “…yönetici adaylarının beklentileri olan kariyer, ehliyet, liyakat ve adalet ölçütleri gereği, MEB değişikliğe giderek sınav esaslı yeni bir yönetmeliği bir an önce yürürlüğe koymalıdır.” Diyor.

Bu sendikacı(!) arkadaşlarımız, acaba MEB yönetimi, altı yıldır başta yönetici atama yönetmeliği olmak üzere yaptığı tüm uygulamalarda kariyer, ehliyet, liyakat ve adalet ölçütlerini esas aldığı için mi bugüne kadar hiçbir girişimde bulunmadılar? Şikayet ettikleri yönetmelik yayınlandığında neden yargıya başvurmadılar? Nasıl olsa birileri mahkemede iptal ettirir biz de düzenimizi altı yıldır olduğu gibi devam ettiririz diye mi düşündüler? Milli Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik’in tüm icraatlarını tasdik ettikleri için mi bugüne kadar dişe dokunur bir itirazları olmadı?

Peki şimdi ne değişti?  Altı yıldır mükemmel iş götüren MEB yönetimi, Ek-2 Yönetici Atama Değerlendirme Formunun uygulanmasına ilişkin yayınladığı genelgeyle, ilk defa yanlış yola saptığı için mi birilerinin kuyruğuna bastı?

Yoksa! Altı yıldır promosyon olarak dağıttıkları vekil yöneticilikleri ellerinden kayacağı; atanma şartlarını taşımayan vekil idarecileri kadro alamayarak kendilerinin tetikçiliğini yapamayacakları için mi rahatsız oluyorlar? Yöneticilik makamlarını teklif ve tehdit stratejilerinin aracı olarak kullanamayacakları için mi şimdi zıplıyorlar?

Yukarıdan beri sıralanan bu soruların cevabını herkes çok net görüyor.

Ne diyelim…

İktidarlar gelip geçici. Kalıcı olan; erdemli, ilkeli, onurlu ve yüz akıyla yapılan bir mücadelenin bıraktığı kutlu mirastır.