BAŞBAKAN HANGİ MİLLETİ İŞARET EDİYOR?
Türkiye seçim sürecine girdikten sonra, bir kısım siyasetçilerimizdeki hızlı ve radikal değişimler, vatandaşlarımızda şaşkınlık oluşturuyor. Son dört buçuk yıldır bambaşka kıyafetlerle piyasada gezenler, sandığın gölgesine geldiklerini fark ettiklerinde kendilerinin bile inanamadığı yeni kılıflara bürünmekteler.

Söz konusu bu değişimi en bariz bir şekilde yaşayan politikacılarımızın başında ise Başbakan Recep Erdoğan gelmektedir. Türk kamuoyu yıllardır sayın Erdoğan’ın ağzından duymadığı kavramları son aylarda kendisinden işitmeye başladı. Sayın Başbakanın, miting meydanlarında bazı meseleler hususunda şimdilerde ekabir edalarla haykırmasını garipsememek elde değil. Son dört buçuk yıldır, aynı hassasiyetleri dile getirenleri “marjinallikle” itham eden Erdoğan’ın şimdi aynı kavramlarla konuşabiliyor olması pek anlamlı olmamaktadır. Ayan beyan bir çelişki ortaya koyan bu durumu, güvenilir siyasetçi profiliyle bağdaştırmak mümkün değildir. Hatta sayın Başbakan çelişkili tutumlarını o kadar abartmaktadır ki; bugünlerde aynı konuşma içerisinde bile birbiriyle çelişen ifadeler kullanmaktadır.

Şöyle ki; sayın Başbakan Elazığ İstasyon Meydanı'nda partisince düzenlenen mitingte yaptığı konuşmada, Türkiye'nin 36 etnik unsurdan meydana geldiğini söyledikten sonra, ''Bir olacağız, beraber olacağız. Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Zazasıyla, Abazasıyla, Boşnağıyla hep birlikte. Ama bizim bütün bunların üstünde bir ve beraber kılan bir kimliğimiz var. Nedir o? Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı'' şeklinde konuştu. Erdoğan bunları söyledikten sonra da ''Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. İşte bu anlayışla geleceğe yürüyeceğiz'' diye konuşmasına devam etti.

Başbakanın bilimsellikten, tarihi birikimden ve yaşanan gerçeklikten bu kadar uzak bir anlayışı seslendiriyor olması inanılmazdır. Bu durumun iki izahı vardır; ya sayın Erdoğan memleket gerçeğine dair “bir şey” bilmiyor ya da “danışmanları” tarafından –kimse onlar- bilerek ve istenerek yanlış yönlendiriliyor.

Sayın Erdoğan, birkaç cümlelik konuşmasında bile birden fazla yanlış ve çelişki içerisindedir.

Birincisi; Erdoğan’ın iddia ettiği gibi Türkiye 36 etnik unsurdan meydana gelmemiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti; resmi tarihe göre 1071 yılında Selçuklu ile Malazgirt’te başlayan, yüzyıllar boyunca büyük bedeller ödenerek sürdürülen, insanlık ve medeniyet tarihinin en önemli safhalarına hayat veren, her şeye rağmen varlığını muhafaza edebilmeyi başaran bir sürecin sonucu olarak doğmuştur. Ve bu süreci yaşatan unsur da Türk Milleti’dir. Evet sayın Erdoğan, illaki, “Türkiye’yi” oluşturan bir etnik unsurdan bahsecekse o unsurun adı ancak “Türk” olmalıdır. Zaten böyle olduğu için, Batılılar bu topraklara Türkiye adını vermişlerdir.

Fikirleriyle, yürekleriyle ve kısraklarının toynaklarıyla Anadolu topraklarını yurt yapan Türkler, öylesine büyük bir medeniyet projesine hayat vermişlerdir ki; vatanlarında birlikte yaşadıkları başka etnik grupları da üstün bir hoşgörüyle hazmetmişler ve hemhal olabilmişlerdir.

Nitekim büyük bir imparatorluğun mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti de bu geleneği sahiplenmiş ve devam ettirmiştir. Büyük devlet adamı Atatürk “Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Milleti denir” ve “Ne mutlu Türküm diyene” vecizeleriyle sadece Anadolu’ya değil tüm dünyaya bir modern toplum modeli hediye etmiştir. Milli kimlik tanımını etnik temelli değil sosyo-kültürel kaynaklı olarak tanımlayan büyük Atatürk, bu topraklar üzerinde yaşayan halkın milli kimliğinin adını koymuştur: TÜRK. İşte, Erdoğan ikinci yanlışını da bu noktada yapıyor. Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı aidiyetini, milli kimlik olarak tanımlıyor. Öncelikle, vatandaşlık gibi bir hukuki terimin sosyolojik bir mensubiyet olarak, bir kimlik olarak verilmesi en başta yapılan yanlıştır. Bilimsellik açısından bir ucube olan bu yaklaşımı bir yana bırakalım; Erdoğan’ın yeni kimlik tanımı, Cumhuriyetin kuruluş felsefesini, Cumhuriyetle birlikte oluşturulan modern toplum modelini ve hepsinden önemlisi şanlı bir tarihi süreci inkar etmek demektir.

Erdoğan’ın sözkonusu konuşmasında üçüncü bir yanlışı var ki, sanırım kendisi bile buna gülmektedir. Sayın Başbakan yukarıda işaret ettiğimiz garip ifadelerinden sonra konuşmasını “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. İşte bu anlayışla geleceğe yürüyeceğiz” diyerek bağlamaktadır. Peki Erdoğan’a sormazlar mı; “sayın Başbakan Türkiye’yi 36 etnik unsurdan oluşturuyorsun, yeni bir milli kimlik tanımı yaparak Türk varlığını etnik azınlık düzeyine indirgiyorsun ve sonrada Kasımpaşalı edalarıyla haykırıyorsun ‘Tek millet’ diye! Hangi milletten bahsediyorsun? Kastettiğin o millettin adını da söyler misin?”

Ne diyelim, insaf artık!
İnsanlarımızı aptal yerine koymayı bırakın.