AKP’NİN ACİL EYLEM BALONU !
Üç Kasım İkibiniki tarihinde yapılan genel seçimler neticesi AKP tek başına iktidara geldi. Türk Milleti, çok uzun zamandır hiçbir siyasi harekete tanımadığı güçlü ve tek başına hükümet olma şansını Sayın Recep Erdoğan ve partisine verdi. İki parti dışında barajı geçen parti olmadığı için AKP %34 oyla meclisin üçte ikisine hakim oldu. Bu derece güçlü bir parlamento desteğiyle hükümet olan AKP iktidarından, milletimiz büyük beklentiler içerisine girdi. Çünkü, uzun yıllardır ekonomik ve sosyal sıkıntılar içinde yaşamaya mahkum bırakılan vatandaşlarımız, bu dönemi yeni atılımlar için bir fırsat olarak değerlendirdi.

Seçimden sonra, daha henüz hükümet programı dahi açıklanmadan, AKP Genel Başkanı Erdoğan tarafından partisinin Acil Eylem Planını bir basın toplantısıyla kamuoyuna açıkladı.

“Tek başına iktidar olmanın gücüyle ülkemizin birikmiş sorunlarının hızla çözülmesi için yıllardır ertelenen taleplere hükümetimiz acilen cevaplar üretecektir.” İfadesiyle tanıtılan Acil Eylem Planı; eğitim, sağlık ve ekonomi başta olmak üzere, ülkemizin tüm sorunlarına eğilmekte; bir takvim dahilinde çözüm iddiaları öne sürmekteydi.

Basın toplantısında çok iddialı bir tavır sergileyen Erdoğan, “Bu yayınladığımız metni bütün sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları ve tek tek her vatandaşımız partimizin internet sitesinden indirerek bir dosyaya koyabilir, bundan sonraki vaatlerimizi de aynı dosya içerisinde toplayarak; böylece bizi, taahhütlerimizi, süresi içinde yerine getirip getirmediğimizi sürekli izleyebilirsiniz. Sizler de basın mensupları olarak, kamuoyu adına Ak Parti iktidarının ilk gününden başlayarak çetele tutabilir, bu vaatlerimizi takip edebilirsiniz.” Şeklindeki ifadeleriyle de kamuoyunun kendisine ve partisine olan güvenini pekiştirmeye çalışıyordu. Bu durumda ise siyasi tarihimiz boyunca defalarca hayal kırıklığı yaşamış olan insanlarımız, bu umut dünyasına gözü kapalı dalıyordu.

Taa ki, balonlar patlayıncaya kadar…

AKP’nin Acil eylem Planı çeşitli boyutlarıyla ele alınabilir. Ancak bu yazıda söz konusu planı eğitim açısından irdelemeye çalışacağım.

Başbakan Erdoğan, o gün basın toplantısında demişti ki;

“Sağlıklı bir toplum kurmanın en etkin yolunun eğitimden geçtiğinin bilincinde olarak bir yıl içinde;
· İlk ve orta öğretimde rehberlik etkin hale getirilerek mesleki ve teknik eğitime ağırlık verilecek,
· eğitimin önündeki her türlü engeller kaldırılacak,
· üniversitelerin idari ve akademik özerkliğe kavuşmaları sağlanacak ve Yüksek Öğretim Kurumu yeniden yapılandırılacaktır,”
Bu kadar keskin ve iddialı ifadelerle kamuoyuna sunulan hususlarda acaba ne gibi gelişmeler sağlanmıştır?

Bırakın eğitimin uygulayıcılarını; eğitimle uzaktan da olsa birazcık alakası olan herkes çok iyi biliyor ki, AKP’nin bu taahhütlerinin hiç birisinde en ufak bir gelişme/iyileştirme olmamıştır.

Ülkemizde yarışa dayalı ezberci eğitim anlayışının sistemimizi tıkayan başlıca nedenlerden birisi olduğu; ilk öğretimden başlayarak iyi bir rehberlik hizmetiyle eğitimde yönlendirmenin sağlanması gerektiği herkesin ortak kanaatidir. Bu şekilde hem insan kaynağımız verimli bir şekilde değerlendirilecek hem de toplumumuzun topyekün kalkınmasına katkıda bulunulacaktır. Ayrıca şu da çok iyi biliniyor ki, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de orta öğretimde okullaşma oranının %65 mesleki/teknik eğitim ağırlıklı olması milli eğitimimizin yıllardır ortaya koyduğu somut hedeflerin başında gelmektedir. İşte bu tartışılmaz gerçek, AKP’nin acil eylem planına “İlk ve orta öğretimde rehberlik etkin hale getirilerek mesleki ve teknik eğitime ağırlık verilecek,” şeklinde yansımıştır. Fakat beş yıldır siyasi ve bürokratik anlamda tek yetkili olan iktidarın bu konuda hiçbir girişimde bulunmamış olması da diğer bir tartışılmaz gerçek olarak önümüzde durmaktadır. 2006-2007 Öğretim yılı itibariyle ülkemizde mesleki teknik eğitimde okullaşma oranı -1.244.449 öğrenci sayısıyla-  ancak %36’lardadır.  Bu da gösteriyor ki, hükümet, beş yıllık iktidarı süresince mesleki-teknik eğitimdeki okullaşma oranının artırılması anlamında, hedeflenen tablodan çok uzakta bir icraat sergilemiştir.

Öğrencilerimizin mesleki-teknik eğitime yönlendirilebilmesi için, öncelikle mesleki-teknik eğitimin önündeki engellerin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Yüksek öğrenim yolunda meslek lisesi öğrencilerine uygulanan katsayı adaletsizliğinin giderilmesi için ilgili taraflarla bir araya gelemeyen, bir orta yol bulamayan; tam tersine bu konuda varolan gerginliği daha da tırmandıran hükümetimiz büyük sorumluluk altındadır. İktidar, mesleki eğitim hususunda yaşanan problemleri, sadece imam hatip okulları sorununa endeksleyerek çıkmazları derinleştirmiştir. Ayrıca AKP, bu çıkmaz ortamından da siyasi rant elde etme gayretinde olmuştur. Hükümet bu konuda kendisine yöneltilen eleştiriler karşısında da bir şikayet makamıymışcasına günah çıkarma yolunu tercih etmiştir. Sanki anayasayı dahi değiştirecek çoğunlukla iktidar olan kendileri değilmiş gibi…

Diğer bir çok konuda olduğu gibi meslek liselerinin sorunlarının çözümü hususunda da AKP takiyyeci bir tutum geliştirerek; konunun tarafları, sivil toplum kuruluşları ve muhalefet partileriyle bir uzlaşma yolu aramamış, suni problemlerle gündemi kitleyerek politik anlamda nemalanma kurnazlığını tercih etmiştir. İktidarının ilk bir yılı için “eğitimin önündeki her türlü engel kaldırılacak” diyerek taahhütte bulunan AKP, bu konuda da ciddi bir iyileşme sağlayamamıştır. Yaklaşık beş yıllık tek başına iktidar süresince, Türk Milli Eğitiminin yaşadığı hiçbir sorun ortadan kaldırılamamış; tam tersine mevcut sıkıntılar artarak devam etmiştir.

Ülkemizdeki üniversite hayatının, hem çalışanlar hem de öğrenciler açısından yaşanan bir çok sıkıntısı vardır. 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanunu’ndan kaynaklanan yapısal sorunlar ve üniversite yönetimlerinin bir kısım ideolojik tutumlarından dolayı istenen üniversite ortamları oluşturulamamaktadır. Özellikle YÖK’ün üniversitelerimiz ve çalışanlar üzerindeki baskıcı ve dayatmacı tutumu; hem üniversitelerimizin özerk ve bağımsız konumunu engellemekte hem de çalışanların akademik geleceğini etkilemektedir.

YÖK, kurulduğu günden bu yana  hep tartışma konusu olmuştur. Toplumun birbirinden çok farklı kesimlerinin ortak kanaati, bu kurumun kaldırılması ya da ciddi bir şekilde yeniden yapılandırılması yönünde olmuştur. Nitekim tek başına iktidar olan AKP de bu yönde çok iddialı söylemlerle iş başına gelmişti. Tayyip Erdoğan, acil eylem planında hükümete geldiklerinin ilk bir yılı içerisinde “üniversitelerin idari ve akademik özerkliğe kavuşmaları sağlanacak ve Yüksek Öğretim Kurumu yeniden yapılandırılacaktır” diyerek bu iddialarını resmen ortaya koymuştu. Ancak bakıyoruz ki, yaklaşık beş yıllık AKP hükümetinde bu konuda da en ufak bir iyileştirme sözkonusu olmamıştır. Sadece Erkan Mumcu’un bakanlığı döneminde kısmen bir girişim başlatılmış; fakat bu çalışması da Mumcu’yu koltuğundan etmiştir.

Erdoğan ve partisi, YÖK ile aralarında yaşanan gerginliği sürekli tırmandırmış ve bundan siyasi çıkar elde etme yolunu aramıştır. Üniversitelerimizin yaşadığı idari ve akademik sorunların ortadan kaldırılmasını bir yana bırakın; AKP döneminde üniversite hayatımız derin bir çıkmaza mahkum bırakılmıştır. Bu dönemde de üniversitelerimizin sorunları ve YÖK meselesi ideolojik tartışmaların odağında bırakılmış; hem AKP hem de YÖK ve üniversite yönetimlerinde yer alan bazı kesimler, üniversitelerimizin sıkıntılarını ideolojik beklentilerine alet etmişlerdir.
Yani Erdoğan’ın “Acil Eylem Planı” nında verdiği sözler YÖK ve üniversite sorunları konusunda da “Fos” çıkmıştır.
Kişi veya kurumlar gelecek üzerine planlamalar yaparlar. Öngörüleri doğrultusunda planlarını gerçekleştirecekleri bir çalışma takvimi hazırlarlar. Kendi iradeleri dahilinde olan koşulları da programlarına uygun bir şekilde belirlemeye gayret ederler. Fakat zaman zaman kişi ya da kurumların iradeleri dışında cereyan eden gelişmelerden dolayı hazırlanan takvimden sapmalar olabilir ki, bu da çok doğal bir durumdur. Bu tür istisnai durumlar herkes tarafından mazur karşılanır.
Ancak, çok iyi görüldüğü gibi, AKP’nin eğitim adına acil eylem planında verdiği sözlerden hiç birisi hususunda bir gelişme yaşanmamıştır. Yani Erdoğan’ın taahhütlerini yerine getirmemiş olması “kendi iradesi dışında cereyan eden gelişmelerden dolayı, öngörülen takvimde yaşanan bir sapma” olarak değerlendirilip mazur görülecek doğal bir durum değildir. Çünkü planda dile getirilen ve bir yıl içerisinde yapılacağı taahhüt edilen üç konuda da en ufak bir girişim dahi sözkonusu olmamıştır.
Uzun lafın kısası; Acil Eylem Planı dedikleri aslında “Acil Eylem Balonu” imiş!