''TEESSÜF EDERİM ABD''
     Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)’nın gizli(!) bir raporu, 27 Aralık 2006 tarihinde basınımıza yansıdı. Bu rapora göre, Kürtler Kerkük petrollerini ele geçirmek üzereymiş! Nitekim bu haber de basınımızda, büyük bir istihbarat başarısı ve önemli bir dış politika kozu olarak yansıtılmaya çalışıldı.

     Oysa ki, tüm dünyayla birlikte Türk kamuoyu da çok iyi biliyor ki, “Kerkük çoktan gitti.” ABD işgal ordusunun dört yıl önce Bağdat’a girmesiyle birlikte, başta Kerkük olmak üzere Irak’taki tüm Türk şehirlerinde Kürtlerin yaptığı yağmalamaları, tapu ve nüfus kayıtlarını imha ederek gerçekleştirdikleri işgali, demografik yapıyı değiştirecek nüfus hareketlerini uyguladıklarını bilmeyen var mı?

     Kürt çetelerin, Kuzey Irak’ta kurdukları korsan devletlerinin geleceği için, Kerkük’ü bir hayat sigortası olarak gördüklerini, bundan dolayı da fiilen yaşama geçirdikleri operasyonlarını, 2007 Aralık ayında yapılacak düzmece bir referandumla resmen tescilleyeceklerini göremeyen var mı?

    İşgalin başladığı tarihten bu yana, bölgedeki Türkmen liderlerinin suikast ve sabotajlarla tek tek ortadan kaldırıldığı ne çabuk unutuldu? 

    Peşmerge çeteleriyle birlikte ortak yapılan bir operasyonla, ABD güçlerinin askerlerimizin başına çuval geçirmesiyle Türkiye’nin bölgede figüran bile olamayacağının ilan edildiği hatırlanmıyor mu? 

     Irak operasyonunun hiçbir aşamasında ülkemizin söz hakkı olmadığı, çapulcular kadar bile itibar görmediğimiz bilinmiyor mu?

     Daha da alçaltıcı olan ise bölgede oynanan oyunda katliam örgütü PKK’ya bile rol biçilirken, bölgeni en güçlü ülkesi olan Türkiye’nin görmezden gelindiği acı bir gerçek değil mi?

     İşte bu apaçık acı gerçekler bir yanda dururken, MİT yetkililerinin açıklamalarının, yeni bir husus gibi basında yer almış olmasını anlayamıyoruz. 

      Öte yandan Başbakan Erdoğan’ın son Lübnan gezisinde ABD’ye yönelik söylediği "Irak’ın PKK ile mücadeledeki özel temsilcisi konusunda somut adım yok. ABD’den de ciddi adım bekledik ama böyle bir adım yok. PKK’nın para kaynaklarını tutacaklarını söylüyorlar bize... Irak’ta adımlar atılmalı diyorlar ama hiçbir şey yok. Türkiye’de ellerinde Amerikan silahları olan teröristler yakalanıyor. Ama somut netice yok. (ABD ile) Stratejik ortaksak, bizi rahatsız eden terör örgütlerine karşı müşterek mücadele etmeliyiz" sözleri de fıkra gibi.

     Şehit cenazelerinin arttığı, terör örgütünün eylemlerinin yükseldiği ve sayın Başbakanın “Askerlik yan gelip yatmak yeri değildir” dediği günlerde, AKP Hükümeti ABD ile birlikte bir “PKK Koordinatörlüğü” makamı ihdas etti. O günlerde, neredeyse AKP dışındaki tüm kesimler ve kurumlar bu uygulamanın yanlış olduğunu; bu durumun terör örgütüyle dolaylı bir ilişki düzlemi oluşturduğunu ve bu yöntemin kesinlikle bir terörle mücadele yöntemi olmadığını yüksek sesle dile getirdiler. Koordinatörlük yapılanmasının, bölgede ve ülkemiz içerisinde, bölücü ayrılıkçı harekete yüklenen yeni misyonun zeminini hazırlayacağını tüm duyarlı kesimler dile getirdiler.

     Tüm bu ikaz ve eleştiriler karşısında, AKP yetkilileri her zaman yaptıkları gibi, muhataplarını “Marjinallik” ve “İçe kapanmışlıkla” suçladılar. Bütün öneri ve ikazlara kulaklarını tıkadılar.

     Fakat gelinen noktada ise, sayın Erdoğan diğer bir çok konuda olduğu gibi, Irak ve PKK ile mücadele konusunda da “Hayal kırıklığını” ifade etmeye başladı.

     Başbakan Recep Erdoğan, yürürlüğe geçirilen koordinatörlük kurgusunun ve Türkiye’nin Irak politikasının mimarı kendisi değilmişçesine, eleştirilerde ve sitemlerde bulunuyor. Oysa ki, Başbakanlık mercii ağlama duvarı ya da şikayet etme makamı değildir. O makamı işgal edenler, öngörü sahibi olmakla ve ülkenin çıkarları için öngörüleri doğrultusunda “Eylemekle” yükümlüdürler. “Ey halkım, özür dilerim. Ben çok iyi niyetlerle filanca planı uygulamaya koymuştum. Fakat sonuçlarını kestirememişim.      Ülkeme ve milletimin ali çıkarlarına verdiğim zararlardan dolayı affınıza sığınıyorum” mealindeki açıklamalar kişileri sorumluluktan kurtaramaz. Bunun yanında ülkemizin en önemli sorunu olan Terör meselesini, uluslar arası ilişkiler kılıfıyla bir başka devlete ihale etmenin de mazur görülecek bir yanı yoktur. Bunun sonucu olarak da terörle mücadeledeki başarısızlığı ABD’ye fatura etmekte çok gülünç bir durumdur.

      Ne diyelim, burası Türkiye…
      Neleri kanıksamadık ki!