ABD'Lİ RALSTON PKK ELÇİSİ Mİ?
  Türk kamuoyu  -özellikle 2003 yılında başlayan Irak işgaliyle birlikte-  bölgemizde yaşanan gelişmelerde ülkemizin figüran rolünü bile üstlenemediğini acıyla ve üzülerek görmektedir. Türkiye'nin bölgesel dış politik manevralarının, tavırlarının ve "Çizgilerinin"; Türkiye'nin öncelikli çıkarlarından ve hassasiyetlerinden beslenmediği alenen ortaya çıkmış bulunmaktadır.

  Tabir yerindeyse, AB'ye endekslenmiş Kıbrıs politikamız sayesinde KKTC'nin tasfiye planının son aşamasına gelinmiş bulunmaktadır. Türkiye kaynaklı ve destekli bu müdahale ile KKTC'de teslimiyet karşıtı siyasi unsurların yönetimden uzaklaştırılması sağlandı. KKTC ve Türkiye'deki "Aynı yolun yolcuları" Türk Devletinin Kıbrıs politikasını ve yıllardır onun temsilcisi olan Denktaş'ı utanmazca rencide etmeye devam etmekteler. Tu kaka ilan edilen Devlet politikamızın yerine AB ve ABD projelerinin hayata geçirilme süreci neredeyse tamamlanmak üzere.

  Türkiye'nin AB üyelik süreciyle ilgili olarak milli ve duyarlı basınımızda yüzlerce değerlendirmeyi zaten görüyorsunuz. Türk kamuoyu bu ilişkinin, ülkemizin birliğe üye olması için bir uyum süreci olmadığını; aksine Türkiye gibi büyük bir pazarı kaybetmeme ve bu gücü mümkün olduğunca "törpüleyerek kontrol edilebilir" düzeyde tutmak için bir uyum süreci olduğunu gayet açık bir şekilde anlamış bulunmaktadır.

  Ekonomi ve dış politika yönetimimizi uluslar arası kuruluşlara ihale ettiğimiz gibi; maalesef, en hayati meselemiz olan "Terör meselesi"ni de "Koordinatör" sıfatıyla ABD'ye endekslemiş bulunuyoruz.

  ABD yönetimi, Türkiye'nin PKK ile mücadelesine etkin(!) destek vermek amacıyla, inisiyatifini kullanarak, emekli bir generalini "Koordinatör" olarak atadı.

    Peki "Koordinatör" ne iş yapar? 

   Koordinatör, iki "Muhatap" arasındaki ilişkileri koordine eder. "Alış-verişi" düzenler. Karmaşık ilişkilerde veya taraflar arasında anlaşmazlıklar söz konusu olduğunda bir "Ağabeye" ihtiyaç duyulur. Bu ağır abi, iki tarafın bir mutabakatta buluşabilmesi amacıyla yeni ilişki kanalları ihdas eder ya da "Aaa, terbiyesizlik yapmayın. Oturun anlaşın. Yoksa ikinizin de kulağını çekerim haa!" kabilinden bir tavır ile sükuneti sağlar.

   İşte, koordinatörün görevi amiyane tabirle bundan ibarettir. Bu açıdan baktığımızda PKK koordinatörünün anlamının vehametini daha fazla izah etmeye gerek yoktur sanırım.

    Olayın, bir diğer tehlikeli ve tiksindirici muhtemel sonucu, bu uygulamayla; adeta ABD, Türkiye Cumhuriyeti ve PKK üçgeninde yeni bir "Diplomatik İlişki" vücuda getirilmiş olacaktır. Bu iddiamızı erken ve ağır bir itham olarak karşılayacak olanlara; Ralston'un Barzani'yle yaptığı görüşmeyi ve bu görüşmede Barzani'nin "Bu konuda arabulucu olabilirim" söylemini hatırlatmak isteriz. Uygulama üzerindeki ilke tartışmalarını bir yana bırakalım, sadece bu görüşme bile bizim iddiamızı doğrulayan en basit gerçektir.

    Yaptığı katliamlar ve faaliyetleriyle suçu sabit olan terör örgütüyle mücadele şekli ve araçları bellidir. Ne yapılması gerektiği de hiç tartışma götürmeyecek kadar açıktır. Hal böyleyken, bir koordinatör atayarak terör örgütüyle bir nevi "Diplomasi" yöntemi oluşturarak ilişki mi kurulacaktır? Böylesine bir girişimin dolaylı da olsa hain örgütü "Tanıma" ve onunla  "Muhatap olma" anlamı taşıyacağı görülmemekte midir? Bu durumu doğuran süreçte yapılanları gaflet, sebep olanları da en hafif deyimle "Gafil" olarak nitelendirmeliyiz. Gelinen nokta, terör örgütünün ve arkasındaki güçlerin yıllardır ulaşmaya çalıştıkları bir hedeftir. Türkiye, binlerce şehidini ve yüz milyar dolarını, bölücü unsurlar bu hedefe ulaşamasınlar diye vermedi mi?

    Yazıklar olsun..!

   Bu noktada kimi okurlarımızın aklına "ABD, PKK ile mücadelede inisiyatif hakkını nereden buluyor?" diye bir soru gelebilir. Bu tavır; ilkeli, özgüven sahibi, devletinin gücüne ve mensup olduğu büyük milletin irfanına güvenen her Türk evladı için son derece doğal bir reflekstir.

   Ancak tabiat boşluğu sevmez. Siz meydanı boş bırakırsanız; birileri gelir ve sizin adınıza, sizin meselenizde  "Taraf" olurlar. Siz de aval aval bakarsınız.

   "Büyük Ortadoğu Projesinin Eş Başkanlarından bir tanesiyiz" diyerek senaryonun sahiplerine açık çek sunarsanız olacağı buydu işte. Şimdi demek istiyorlar ki, "BOP bölgesel barış için(!) önemli bir proje. Bu projenin hayata geçirilmesi için bölgedeki tüm aktörlerin sorumluluk alması gerekiyor. Bu anlamda, her ne kadar bir terör örgütü olsa da biz PKK'ya da oyunda bir rol vereceğiz. Dolayısıyla PKK konusunda, Türkiye olarak sizin tek yanlı inisiyatif kullanmanıza izin veremeyiz. Türkiye'nin öncelikli çıkarları diye tutturarak bir çuval inciri …. etmeyin. Kendi başınıza iş yapmayın, uyumlu ve sabırlı olun. Zaten biz koordinasyonumuzla öylesine güzel bir organizasyon yapacağız ki, bir dönem sonra bölücü-ayrılıkçı hareketin PKK'ya da ihtiyacı kalmayacak. Ama o koşullar sağlanana kadar bir miktar daha can kaybı vereceksiniz. Fakat bunu da fazla büyütmeyin. Hamama giren terler. Takdir edeceğiniz gibi bazı görevler 'Yan gelip yatma yeri değildir'.

   Kıymetli okuyucular acı mizah bu. Ülkemiz ve bölgemiz üzerine kurgulanan büyük operasyonun asıl gerçekliğinin algılanması bu kadar basit. Yeter ki, insanımız ve daha önemlisi ülkemizi yönetenler "Doğru Taraftan" bakabilsinler.

   Saygılarımla.