SORUN KİMDE ACABA?
      Milletin ve devletin onurunu en az kişisel onuru kadar önemseyen ve varlık nedeni olarak kabul eden tüm vatandaşlarımız; yıllardır batılı devletlerin ülkemize yönelik hasmane ve sinsi yaklaşımlarını nefretle izlemektedir.

      Özellikle binlerce canımızı katleden katliam örgütüne verilen aleni destek ve Güneydoğu’muzda yürütülen ayrılıkçı politikaları ibretle seyretmekteyiz. Avrupa devletlerinde, ülkemizden kaçan ermeni uşağı teröristlerin ve destekçisi hainlerin el üstünde tutulduğuna, batıdan gelen irili ufaklı tüm devlet temsilcilerinin Diyarbakır’a uğramadan gitmemelerine artık alıştık.

      Bakanlarımızı ve milletvekillerimizi bile günlerce randevu vermeden kapıda bekleten Avrupa devletlerinin yöneticilerinin, terörist örgütün yöneticilerini ve sözde siyasi temsilcilerini kucaktan kucağa gezdirmeleri aşina olduğumuz ve hatta çoğu zaman yadırgamadığımız bir tablo haline geldi.

     Yabancı ülke büyükelçilerinin ve temsilcilerinin Ankara’ya uğramadan Diyarbakır’ı ziyaret etmelerine, paravan siyasi partinin belediye başkanları ve yöneticileriyle diplomatik ilişki kurmalarına ve hükümetimizin tüm bunlara hiç ses çıkarmayışına artık alışmıştık.

       Ama başbakan sayın Recep Erdoğan’ın son Diyarbakır ziyareti ise vatandaşlar olarak bizlerde hayret ve kaygı uyandırmıştır.

       Recep Erdoğan, ülkemizin 81 vilayetinden bir tanesine değil de; adeta bir başka ülkenin başkentini ziyarete gidiyor! Günler öncesinden yapılan temaslar, ziyaretler, basın açıklamaları, ne idüğü ve meşruiyeti belirsiz sözde bir grup aydınla gerçekleştirilen görüşmeler...vs.

       Kim bunlar?
       Yeri gelmişken bu aydın grubunu da irdelemek gerekiyor. Kimdir bunlar? Hangi sıfat ve ne kadarlık bir birikimle, ülkemizin kaderini tayin edecek bir meselede, mesnetsiz yönlendirmeler yapabiliyorlar. Daha da önemlisi sayın başbakan hangi düşünceyle böylesine büyük bir yanlışın içerisinde oluyor? Üniversitelerimizde, bilim dünyamızda, fikir hayatımızda; ülkemizin sosyolojik yapısını ve özelde Güneydoğu Anadolu bölgemizi bilimsel ve gerçekci verilerle incelemiş ve bu konuda kendini yetiştirmiş yüzlerce beyin adamımız var iken; eski tüfek Marksist  ve sözde İslamcı(!) iki guruptan oluşan bu beynelminelci takımı, kim bir araya getirerek  başbakanın karşısına koymuştur? Daha düşündürücü olan ise sayın Başbakan da bu pis kokulu oyuna neden alet olmuştur, sormak istiyorum.

      Kargalar kılavuz olunca...
      Nitekim balon patladı.

     Recep Erdoğan, sözde aydınlarla görüşmesinin ardından ve Diyarbakır’da mitingte yaptığı konuşmada yenilmez yutulmaz bir tanımlamayla AKP’lileri bile şaşırtacak bir iddia ortaya attı:

      “Kürt Sorunu”

      Beş bin polisin görev aldığı, 500’ü gazeteci yaklaşık 700 kişinin dinlemeye geldiği mitingde başbakan ikinci kez, otuz bin cana malolan terör sorununu “Kürt sorunu” olarak tanımlayarak, bana göre, daha sonra kendisinin de pişman olacağı bir yaklaşım ortaya koydu.

     “Kürt sorunu, demokratik Cumhuriyet, koşulların iyileştirilmesi, barışın tesis edilmesi...vs”. Hatırlarsınız bu kavramlar yıllardır terör örgütünün propagandasının ana eksenini oluşturmaktadır.

     “Efendim bu kavramların terör örgütü tarafından kullanılıyor olması, doğruluğuna halel getirmez; biz bunlara sahip çıkmalıyız” gibisinden masumane açıklamalar gerçekleri örtmemelidir.

     Sayın Recep Erdoğan’a ve onun bu açıklamalarını azgınlıkla destekleyenlere sormak istiyorum: “Kürt sorunu” tanımlamasının içeriğini nasıl dolduracaksınız? Ne gibi durumlar bu tanımın içerisinde yer almaktadır. Hangi problemleri kürt sorunu olarak algılayacaksınız ve gündeme getireceksiniz?

     İşsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik, eğitim ve sağlık hizmetlerindeki aksaklıklar, bir kısım kamu yöneticilerinin olumsuz davranışları... vs. Tüm bunlar en az o bölgemizde olduğu kadar yurdumuzun hemen hemen her köşesinde yaşanan sıkıntılardır. Ve hatta ben daha da ileri götürüyorum; devletimiz, diğer bölgelerimizin bir çok köyünde olmayan yol, sağlık, eğitim ve enerji yatırımlarını, Güneydoğumuzdaki köylerimize ulaştırmış bulunmaktadır. Bunları o bölgenin hemen hemen tüm illerini gezmiş bir vatandaş olarak söylüyorum.

     Görüleceği gibi yukarıda belirtilen sıkıntılar sadece bir bölgemizin değil, yurdumuzun genelinde hakim olan sorunlardır.

      Şu halde sayın başbakana sorulmaz mı? Bunların dışında neler var ki, “Kürt sorunu” olarak nitelendiriyorsunuz?

       Geriye ne kaldı..?

       Bölücüler için  geriye kalanlar işte aşağıda:

      İlk defa İmralı’da ikamet eden(!)  teröristbaşının dile getirdiği “Demokratik cumhuriyet” tanımlaması adı altında talep edilenler, tüm tutuklulara genel af çıkarılması, Apo’nun salıverilmesi, Federal özerkliğin önünü açacak düzenlemeler yapılması, Anayasanın başlangıç maddelerinin değiştirilmesi, Kürtçe’nin de resmi dil olarak kabul edilmesi...vs.

     Ülkemizin bir kısmında yaşanan ayrılıkçı ve bölücü hareketler Kürt sorunu şeklinde tanımlanamaz. Bu yaklaşımın doğal sonucu, bizleri bir kısım insanlarımızı bir azınlık olarak algılamaya götürecektir. Ki, bu durum Türk düşmanlarının ve emperyalist batılı devletlerin Sevr’den bu yana haince uygulamaya çalıştıkları bir plandır.

    Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin öncelikli sorumluluklarının başında Anayasamızın başlangıç maddelerinde ifade edilen temel değerlerimizin korunmasıdır. Nitekim bunun için yemin ederek göreve gelmektedirler.

       Herkesin yeminine sadık kalması dileklerimle...



TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI


BİRİNCİ KISIM

Genel Esaslar
I.  Devletin şekli
MADDE 1. – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

II.  Cumhuriyetin nitelikleri
MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

III.  Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti
MADDE 3. – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.

Başkenti Ankara’dır.

IV.  Değiştirilemeyecek hükümler
MADDE 4. – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.