MEB’E DÜŞEN GÖREV, GEÇMİŞTE YAPILAN YANLIŞLARI ÖDÜLLENDİRMEK DEĞİL, TEDAVİ ETMEKTİR!

18 Temmuz 2020 tarih ve 31189 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan yönetmelikle ilçe milli eğitim müdürlüğü kadrosuna atanmak için “yazılı veya yazılı ve sözlü sınav kazanarak atanmış olmak şartıyla eğitim kurumu müdürlüğünde en az dört yıl, şube müdürü kadrosunda en az iki yıl görev yapmış olmak” koşulu getirilmişti. Böylece üst eğitim yöneticilerinin keyfiyete göre değil liyakate göre atanması sağlanmıştı.
Fakat dün yayınlanan Resmi Gazete’de yayınlanan Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’ndeki değişikliğe göre, ilçe müdürü olarak atanacaklarda aranan sınav şartını kaldırdı.
Hatırlanacağı üzere 2014 yılında MEB teşkilat kanununun değiştirilmesiyle birlikte ülke genelinde binlerce okul yöneticisi mülakatlar marifetiyle alaşağı edilmiş, yerlerine yine mülakatlar marifetiyle binlerce “özellikli” yönetici işbaşına getirilmişti.
Yapılan yönetmelik değişikliğine gelinceye kadar, yönetici atamaları için İl milli eğitim müdürlükleri bünyesinde oluşturulan mülakat komisyonları, çekirdek çitler gibi çatır çatır kul hakkı yemiş, başarılı ve mesleğine aşık eğitimciler elenerek “referansı” kuvvetli olanlar sadece mensubiyetleri üzerinden yönetici olarak atanmıştı. O dönemde birçok üst eğitim yöneticisi ve mülakat komisyonu, sendika/vakıf/cemiyet görünümlü “dışarıdan yapıların” talimat ve telkinleriyle süreci yönetir hale gelmişti. Adeta, neredeyse tüm illerde, yönetici atama süreci, MEB’in iradesiyle değil bu dışarıdan yapıların iradesiyle yönetilir olmuştu.
Cüretkarlık o kadar azmıştı ki, Silivri örneğinde olduğu gibi “Noter onaylı torpil listesi” gibi rezillikler basına haber konusu olmuş, mülakat komisyonları şaşılacak derecede bir özgüvenle(!) “işlerini” yapmaya devam etmişlerdi. O kadar cüretkardılar ki, örneğin İstanbul 2016 mülakat komisyonlarında 100 tam puan verilen 86 kişinin 81 tanesi, 90 üzeri puan alan 214 kişinin 199’u bir sendikanın üyesi idi. Hatta öyle garipliklere şahit olundu ki; mesela torpil listeleri önceden hazırlandığı için Karabük’te, Etimesgut’ta, Sorgun’da olduğu gibi mülakatlar başlamadan önce vefat etmiş olan adaylara bile (torpil listeleri güncellenmediği için) komisyonlar tarafından puanlar verilmişti.
Tüm bu rezaletler gündeme gelmiş olmasına ve sorumluluk makamını işgal edenlere iletilmiş olmasına rağmen inanılmaz bir şekilde aymazlığa yıllarca devam edilmişti. Hiçbir yetkili de çıkıp bu çirkinliklere dur diyememişti.
İşte yapılan yönetmelik değişikliği ile ilçe müdürü atamalarında yazılı sınavla atanmış olma şartı getirilmiş olması, 2014’ten itibaren sadece mülakatlarla işbaşına getirilmiş “özellikli” kurum yöneticilerinin bir kez daha ödüllendirilmesini engellemişti.
Doğrusu bu idi, hakkaniyetin gereği de bu idi.
Hatta mülakatların açık ara şampiyonu bir sendika da bu değişikliğin iptali için yönetmeliği yargıya taşımış ve ilçe milli eğitim müdürü atamalarında da eskiden olduğu gibi tek kriterin mülakat olmasını talep etmişti.
Ancak görüyoruz ki, MEB bir sendikanın yargı sürecini beklemeden yönetmelikte değişikliğe giderek beklentilerini karşılamış ve “Aşil tendonlarını” kurtarmış oldu.
Milli Eğitim Bakanı Sayın Mahmut Özer, bu tasarrufun eğitim çalışanlarında hayal kırıklığı oluşturduğunu görmelidir. 2014-2020 arasında mülakatlar marifetiyle mağdur edilen eğitim çalışanları, yıllardır iade-i itibar beklerken, tam aksine şimdi kul hakkı gasp ederek makamları işgal eden kimi kurum yöneticilerinin bir kez daha ödüllendirilmesi anlamına gelecek bu düzenlemeden dolayı huzursuz olmuşlardır.
TBMM’deki Bütçe görüşmeleri esnasında bir soruya karşılık Sayın Mahmut Özer’in verdiği “MEB’i dernekler vakıflar yönetmiyor, biz yönetiyoruz” ifadesini çok kıymetli görüyor, yıllardır bu bakımdan MEB teşkilatının çok yorulduğunu ifade ediyor ve bundan sonraki süreçte de gereğinin yapılmasını bekliyoruz. Öte yandan Sayın Bakanın TBMM’deki bu konuşmasının üzerinden daha 48 saat geçmemişken böylesi bir düzenlemenin yapılmış olması da manidar görülmelidir.
Bu doğrultuda yönetici atama ve görevde yükselme yönetmeliklerinin, başarı ve liyakati esas alan ve adalet zemininde yürüyen bir sistemi ihdas edecek şekilde düzenlenmesi tartışmaya dahi kapalı bir gerçeklik olarak kabul edilmeli, MEB’e bağlı tüm kurumlarımızın yönetici atamaları bu anlayışla yürütülmelidir. Şu son on yılda belki de onbeş defa değiştirilen yönetmelikler hala tartışma konusu oluyorsa bir yerlerde araz var demektir. Artık MEB’i liyakat ve adalet tartışmalarından kurtarmak tehiri olmayan bir zorunluluktur.
Velhasıl;
MEB’den beklentimiz; kul hakkı gasp ederek makamları işgal edenleri ödüllendirme anlamına gelecek bu değişikliğin yeniden düzenlenmesi ve kurumlarımızı “babasının çiftliği” gibi gören bir takım yapılara inisiyatif bırakmayacak adaletli ve kalıcı yönetici atama sisteminin ihdas edilmesidir.
Diğer yandan Türk Eğitim Sen olarak, sözkonusu değişikliği yargıya taşıyacağımızın da kamuoyu tarafından bilinmesini istiyoruz.