SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMENLİK KÖLELİKTİR, SON VERİLSİN

Türk Eğitim-Sen olarak sözleşmeli öğretmenlere büyük destek verdik, veriyoruz. Sözleşmeli öğretmenliğin kölelik ve ucube bir sistem olduğunu, iş güvencesini tehdit ettiğini her zaman dile getirdik. İş güvencemizle oynamak ise ateşle oynamak demektir. Buna asla müsaade etmeyeceğiz.

Hatırlanacağı üzere Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının 2005 yılında kısmi zamanlı geçici sözleşmeli öğreticilik uygulaması getirmişti. Türk Eğitim-Sen de bu uygulamaya dava açmış ve kazanmıştı. Yargı kısmi zamanlı geçici sözleşmeli öğreticiliği iptal edince 4/B’li sözleşmeli öğretmenlik uygulaması getirildi. Türk Eğitim-Sen, 4/B’li öğretmen istihdamına da dava açtı, iş bırakma eylemi de dahil birçok eylem yaptı, hatta konuyla ilgili Diyanet İşleri Başkanlığından görüş bile istedi.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 18. Milli Eğitim Şurası’nda ise tüm eğitim çalışanlarının ve öğretmenlerin kademeli olarak sözleşmeli statüye geçirilsin teklifi getirildi ve bu madde kabul edildi. Sendikamız bu maddeye şiddetle karşı çıktı. Hatta tartışma toplantı salonu dışına da taştı. Bizim girişimlerimiz ile bu madde geri çekildi.

Sendikamızın girişimleri, kamuoyunda oluşan tepkiler ve muhalefet partilerinin 2011 genel seçimleri öncesinde seçim beyannamelerine sözleşmelilik uygulamasına son verilmesi ile ilgili taahhüt koymasının ardından iktidar, 632 sayılı KHK ile kamu hizmetinin daha etkili, hızlı ve verimli yürütülmesi gerekçesiyle 4/B’li istihdama son verdi.

Öğretmenler tam rahat bir nefes aldı derken, bu kez de Temmuz 2016’da yayınlanan 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle sözleşmeli öğretmenlik uygulaması getirildi. Üstelik bu kez sözleşmeli öğretmenler KPSS’nin yanı sıra mülakatla alınmaya başlandı. Sözleşmeli öğretmenler 4 yıl sözleşmeli olarak görev yapmalarının ardından 2 yıl da kadrolu olarak çalıştıktan sonra tayin isteyebiliyor olmaları kölelik sisteminin ta kendisidir.

Eşi kanser olan bir öğretmenin eşinin yanında olamaması nasıl bir anlayıştır? “Ya eşiniz, ya işiniz” demek, sosyal hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmamaktadır.

Eşlerden birisi kamu kurumunda çalışıyorsa ya da kadrolu öğretmen ise ancak sözleşmeli öğretmenin yanına tayin isteyebiliyor. Eşlerden birisi özel sektörde, denizcilik şirketinde, limanlarda ya da esnaf ise yine sözleşmeli öğretmen olan eşinin yanına tayin isteyebiliyor. Böyle bir sistem olabilir mi? Bu resmen aile bütünlüğünü yok saymak değil de nedir?

Çakılı kadro ile çalışmak insani değildir. Düşünsenize; eşinden, çocuğundan, ailesinden mahrum bırakılan bir öğretmenden verim alınabilir mi? Eğitimde başarıyı sağlayabilir miyiz?

Anayasa’nın ailenin korunması ve çocuk hakları başlıklı 41’inci maddesinde; “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar. Ancak yapılan uygulama ile Anayasa ihlal edilmiştir.

Öte yandan zorunlu hizmet tazminatı ile mahrumiyet bölgelerindeki öğretmeni teşvik ederek öğretmen istikrarının sağlayabiliriz. Türk Eğitim-Sen’in önerisi; mahrumiyet bölgelerinde görev yapan öğretmenlere mahrumiyet derecesine göre bir brüt asgari 2 brüt asgari ücret arasında değişen miktarlarda zorunlu hizmet tazminatı ödemesi yapılmasıdır. Bu şekilde mahrumiyet bölgelerindeki öğretmen açığı sorunu çözülebilir.

Sendikamızın sözleşmeli öğretmenlik ve mülakatla alımın kaldırılması için açtığı davayı hatırlarsınız. Yargı süreci devam etmektedir. Umuyoruz ki yargı sözleşmeli öğretmenliği iptal eder ve böylece bu sorun kökten ortadan kalkar.

Türk Eğitim-Sen 24 Haziran genel seçimleri öncesinde tüm sözleşmelilerin kadroya alınması için imza kampanyası düzenledi. Toplanan imzaları ilgili kurumlara ilettik. Öğretmenlerimizin sadece KPSS puan üstünlüğüne göre kadrolu olarak atanmasını talep ediyoruz. Ayrıca Hükümet tüm sözleşmelileri 2011 yılında yaptığı gibi kadroya geçirilmelidir. Bu konuda yasal bir düzenleme yapılana kadar da eş durumu mağdurlarımıza Ağustos ayında özür grubu tayin hakkı verilmelidir.

Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk, dram yaşayan sözleşmeli öğretmenlerin ve ailelerinin yüzünü güldürmelidir. Kamuoyunda bu konuda bir beklenti oluşmuştur. Sayın Selçuk’un bu beklentiyi yerine getirmesi, sözleşmeli öğretmenlerimiz için hayati öneme sahiptir.