ÖNCELİĞİMİZ PERFORMANS DEĞERLENDİRMESİ Mİ YOKSA PERFORMANSI ARTIRACAK TEDBİRLERİ ALMAK MIDIR?

MEB performans değerlendirme konusunda ısrarcı gibi görünüyor. Aslında negatif yönü olmayan pozitif performans tartışılabilir; ancak MEB’in anlamamakta ısrar ettiği bir sıkıntı var, o da yöneticilere yönelik GÜVEN EKSİKLİĞİDİR. Ehil olmayan insanların tarafgir olacakları endişesidir.

Şunu demek istiyoruz; performans konusunu tartışmadan önce MEB'de yaşanan ve öğretmenlerin nerdeyse tamamının yaşadığı bu güven problemi halledilmelidir.

 Güven problemini halletmenin tek yolu, liyakat ve kabiliyete dayalı objektif bir yönetici atama sistemi ihdas edilmesidir. Gelin bu güvensizlik ortamını hep birlikte aşalım. Herkesi kucaklayacak, korkuları yok edecek sağlam bir sistemi hayata geçirelim.

MEB'in bir İHTİYAÇLAR HİYERARŞİSİ oluşturması gerekiyor sanırım! Belki de şuna karar vermemiz gerekiyor; önceliğimiz performans değerlendirmesi mi, yoksa öğretmenimizin performansını artıracak tedbirleri almak mıdır?

Öğretmen açığı, sözleşmeli/mülakatlı atama, eş durumu mağduriyetleri, alan değişikliği, mobbing, yandaş yönetici atamaları, hizmet içi eğitim yetersizliği vb. sorunlarına el atmadan hangi yüzle öğretmenin performansını değerlendireceğiz?

Tüm bu tedbirler alınmadan yapılacak bir performans sistemi, emin olun, MOTİVASYONU TAMAMEN YOK ETME SİSTEMİ OLACAKTIR. Türk Eğitim Sen, her daim eğitim çalışanlarının yanında olacaktır.

Performans pilot uygulamasında öğrenci değerlendirmesi diye yaşadığımız skandalları ne çabuk unuttuk. Geçen yıl öğretmen performans değerlendirme sistemi için seçilen 12 pilot ilde çalışma başlatılmıştı. Öğrencilerin hakaret içerikli paylaşımlarının ardından MEB,  iki gün sonra sistemin kapatıldı.

Dolayısıyla bu değerlendirmeler asla objektif olmayacak, çalışma barışını bozacak, tehdit içerecektir. Nitekim öğrencilerin öğretmenleri hakkındaki, ‘Hocam 100 ver ben de 100 vereyim’, ‘Yıl intikam yılıdır. Kimse not için yanıma gelmesin’ şeklindeki tehdit, şantaj içeren mesajları ve küfürlü sözleri hafızalarımızda tazeliğini korumaktadır. Bu uygulamayla öğretmenlerin öğrencilerine hak ettikleri notu vermesi mümkün olamayacak, öğretmenlerin toplumdaki itibarı daha da azalacaktır. Zaten öğretmenlere yönelik şiddet toplumda kanayan bir yaradır. Öğrenci ve veliye değerlendirme hakkı verilmesi öğretmenlere yönelik psikolojik şiddet aracı olarak kullanılabilecektir. Öğrenci üzerinde hiçbir hâkimiyeti kalmayan, yetkisiz ve etkisizleştirilen, korkutulan, sindirilen öğretmenlerimizle bu kez de not pazarlığı yapmaya yeltenen öğrenciler ve veliler çıkabilecektir. Veli ve öğrenci tehditleri bu uygulamayla farklı bir boyuta taşınacaktır

Yine öğretmenlerin müdürler, zümre öğretmenleri ya da aynı kurumda görev yapan diğer öğretmenler tarafından değerlendirilmeleri de okullarda iş barışının bozulmasına, adam kayırmacılığın had safhaya ulaşmasına yol açacaktır. Okulların bir kısmının liyakatten yoksun, ehil olmayan, torpille iş başına gelen müdürler tarafından yönetildiği göz önüne alındığında, öğretmenlere verilecek puanların ne kadar adil ve tarafsız olacağı soru işaretidir. Daha önce dile getirdiğimiz gibi; performans değerlendirmesi ve buna dayalı hayata geçirilecek uygulamalar öğretmenlerimizi huzursuz etmek ve çalışma barışını bozmaktan başka bir amaca hizmet etmeyecektir. Dileriz öğretmenlerimizin beklenti ve huzurunu bozan bir yönetmelikle karşı karşıya kalmayız. Aksi halde her türlü hukuki ve demokratik tepkimizi ortaya koyacağımızın bilinmesini istiyoruz. MEB yaşanan bu tecrübelerden hareketle veli, öğrenci vb. değerlendiricileri ve tabii ki ayrıca öğretmene 4 yılda bir yeterlilik sınavını da dayatmamalıdır.

Önce ortak akılla tartışalım, mutabakat oluşturalım. Eğitim hayatımız ve eğitim çalışanları için bir şeyi de hep birlikte yapabilmenin mutluluğunu yaşayalım. Dinle, tartış, mutabık kal ve uygula. Bunun dışındaki istikametler çıkmaz yoldur.