SENDİKAL MÜCADELE VE TÜRK EĞİTİM-SEN

İnsanlığın başlangıcı ile birlikte gelen tabiat ile mücadele etme ve ona karşı başarı kazanma hedefi, zaman içinde dünyanın değişimi ile doğru orantılı olarak farklı boyutlar kazanmıştır. Kişilerarası, devletlerarası, milletlerarası ve sınıflar arası olarak gruplara ayırabileceğimiz bu durum insanlık var olduğu sürece -farklı alanlara kayabilme potansiyelini de beraberinde barındırarak- kendisine neferler ve zeminler bularak devam edecek görülmektedir.

Dünya hayatının evrelerinin farklılaşması ile birlikte üreten ve çalışan kesimlerin sayısının artması, çalışma hayatına bir standart getirilmesini de beraberinde zorunlu kılmaktadır. Çünkü hizmeti ve ürünü alanların beklentileri ile doğru orantılı olarak çalışanların da ihtiyaçları çeşitlenerek artmaktadır. Bu hadise hem dünya hem Türk toplumunda sendikaların var olmasını gerekli kılmıştır. Çalışanların emeklerinin ve özlük haklarının işveren ve devlet nezdinde savunulması işçi ve memur sendikaları eli ile yerine getirilmektedir. İşçi Memur sendikacılığı yasal olarak 2002 yılında başlayan ve henüz çok genç bir hareket olmasına karşın; 18 Haziran 1992 yılında kurulan Türk Eğitim-Sen, eğitim iş kolunda kısa zamanda çok büyük işler başararak bu alanda hem yol gösterici olmuştur. Eğitim iş kolunda en etkili sivil toplum kuruluşu olmanın mesuliyetini taşıyan Türk eğitim-Sen, eğitim çalışanlarının sorunlarına çözüm odaklı öneriler getirerek sadece eleştirmenin çözüme hizmet etmediğini, Türkiye’nin ve Türk milletinin hassasiyetlerine saygı göstererek kırmadan dökmeden sendikacılık yapılabileceğini hem dünya hem de Türk kamuoyuna göstermiştir.

Özlük hakları ile ilgili yapmış olduğu çalışmalar, atanamayan öğretmenler ve onların sorunları için üretilen çözüm önerileri, banka promosyonlarının çalışanlara dağıtılması için kazanılan mahkeme kararları ve daha niceleri Türk Eğitim-Sen’in eğitim çalışanları için almış olduğu kazanımlardan sadece ilk akla gelenlerdir. Bunun yanında Eğitim Bilimleri, Fen Bilimleri ve Mühendislik Bilimleri için yapılan tematik kongreler ile yayınlanan hakemli uluslararası bilimsel dergiler de bu alanda faaliyet gösteren sendikaların duyarsız kaldığı alanlar olarak görülmektedir. Sarı sendikacılığı kurumsal kimlikleri haline getiren sendikamsı yapıların, sendikal mücadeleyi dahi hakkı ile yapmak yerine yöneticilerini vekil ya da bakan yardımcısı yapmaktan başka bir gayesinin olmadığı lisan-ı halleriyle açıkça ortaya çıkarken, üyeleri ve Türk milleti için yeni hizmetler üretmeleri mümkün görülmemektedir.

Türk Eğitim-Sen “Türkiye Sevdamız, Ekmek İçin Kavgamız” şiarıyla yola çıkmış, üyelerinin haklarını aramayı ve eğitim çalışanlarının taleplerini iletmeyi meşru zeminlerde yerine getirmeye çalışan bir sivil toplum kuruluşu olarak her geçen gün kendi rekorlarını tekrar tekrar kırmanın mücadelesini yapmaktadır. Eğitim çalışanlarının bu kuruma ve Türk Eğitim-Sen’in cesur ve ilkeli Genel Başkanı Sayın İsmail KONCUK’a destek vermeleri öncelikle hepimizin, sonra Türk milletinin yararınadır.

Saygıalrımla.