15 TEMMUZ’DA NE OLDU? SONRASINDA NE YAŞIYORUZ?

15 Temmuz gecesinde şahit olduğumuz bir hükümet darbesi girişimi değildi.

15 Temmuz’da BOP’un altın vuruşu yapılmak istenmiş, doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni çökertmeye yönelik bir saldırı gerçekleştirilmiştir.

Bu değerlendirme, kesinlikle mübalağalı bir yorum değil.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın, 2003 yılında dediği gibi, Ortadoğu ve Afrika’da 22 İslam ülkesinin sınırlarının değiştirileceği yeni dünya düzeninin kilit noktası olan Türkiye’mize kast edilen işte tam da buydu..

Yüz yıl önce cetvelle çizilen sınırlar, yüz yıl sonra şimdi, yeniden dizayn ediliyor/edilmek isteniyor. Bu projenin başarısı ve sürdürülebilirliği de Türkiye’nin elden geçirilmesi idi.

Her şey bu amaç için planlanmıştı.

İşte 15 Temmuz gecesi yaşadıklarımızı bu zaviyeden değerlendirmemiz ve hala devam eden süreci bu mealle okumamız sıhhatli olandır.

Eğer FETÖ kumandasındaki kalkışmada o gece başarılı olunsaydı güzel ülkemiz; askerle askerin, askerle polisin, askerle vatandaşın, vatandaşla vatandaşın çatıştığı; etnik ve mezhep temelli karmaşanın hakim kılındığı ve uzun süre durulmayacak bir bunalımın yaşandığı bir ülke haline getirilecekti.

Cuntacı hainlerin sivillere kurşun yağdırması, TBMM’nin bombalanması, Özel Harekat ve Emniyet müdürlüğünün sabaha kadar hem de sivil kayıplara neden olarak vurulması gibi faaliyetler bir Hükümet Darbesi girişimini değil, halkı tahrik ederek kaosa zemin yaratma teşebbüsünün işaretleriydi.

Sınırlarımız ötesinden sağlanan lojistik ve fiziki destek ile uygulamaya geçirilecek bir etnik kalkışma da kurgulanmış olan planın asıl aşamalarından birisi olacaktı. Yetkili ağızlardan yapılan açıklamalara göre, o gece Suriye sınırımızdaki bölücü örgüt PYD destekli hazırlığın nedeni de buydu.

Hatta çok uluslu dış müdahale için de zemin oluşturulacak ve Devletimizin egemenliğine kast edilerek ülkemiz yüz yıl sonra tekrar işgal edilecekti. Nitekim 15 Temmuz sonrası İngiliz Daily Ekspress gazetesinin şu haberi de bunun işaretini veriyordu: “Türk iç savaşına sebep olacak bir girişimle asilerin hükümeti ikinci defa devirme girişiminde bulunabilecekleri korkusuyla birlikte, İngiliz birlikleri Türkiye'nin komşusu Kıbrıs'a geçtiler ve gerektiği takdirde ülkede bulunan Britanyalı turistleri kurtarma görevine hazırlanıyorlar. Acil durum planları hazırlayan savunma yetkilileri ve silah donanmış askerler, Özel Kuvvetler Destek Mangası'yla beraber gözde bölgelere uçarak turistleri ve aileleri evlerinde güven içerisinde tutmak için hazırlar.” Görüyorsunuz; İngiltere, güya Türkiye’deki 50.000 İngiltere vatandaşını “kurtarmak” için ülkemizde “Güvenli Bölgeler” oluşturacak ve bunun için “Çıkarma” yapacaktı!

***

Velhasıl, 15 Temmuz’da nasıl bir uçurumun kenarından döndüğümüz malum.

Hem de ne dönüş..

Destansı bir dönüş.

Çanakkale’de olduğu gibi,

Milli Kurtuluş mücadelesinde olduğu gibi…

Yine tüm mazlum milletlere örnek olacak şekilde,

Yine tarihe bir maneviyat ve deha abidesi diker şekilde…

Şükürler olsun.

TSK içerisindeki vatansever kadronun ve emniyet teşkilatımızın kahraman personelinin direncinin yanı sıra büyük milletimizin iradesine destansı bir şekilde sahip çıkması sayesinde muhtemel büyük bir felaket bertaraf edildi.

Pek tabii ki, siyasi partilerimizin “Sözkonusu vatansa gerisi teferruattır” anlayışıyla millet için Devletin yanında saf tutmuş olmalarının kıymetini de tarih unutmayacaktır.

 ***

Hiçbir Kişi, Grup Ya Da Oluşum Devletin Bekasından Önemli Değildir!

Devletimiz, 15 Temmuz’da atlatmış olduğu çok büyük bir badirenin akabinde, hem saldırıyı gerçekleştirmiş olan emperyalizm güdümlü oluşumun tüm hücrelerini ve hem de bu oluşuma psikolojik/lojistik destek sağlayan tüm unsurların bertaraf edilmesi için gerekli tedbirleri alıyor, almaya devam edecek.

Gün geçtikçe ortaya çıkan gerçekler göstermektedir ki, insanlarımızın halisane inanç ve duygularını istismar ederek kamufle olan FETÖ yapılanması, kamunun her yanını saran bir ağ halini almıştır. Özel sektörden kamu alanına, sosyal örgütlenmelerden uluslararası ilişkilere varıncaya kadar Devlet ve toplum hayatını ilgilendiren her alanda sinsice gizlenmiş olan bu oluşumun, örtülü amaçları ve gizli ajandası artık ifşa olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, küresel emperyalizmin Truva atı olarak kamunun her alanını ve insanlarımızın ruh ve fikir dünyasını bir virüs gibi işgal eden FETÖ oluşumunu kökleriyle birlikte tedavülden kaldıracaktır.

Devletimiz buna muktedirdir ve mutlaka başaracaktır…

Bu milli bir reflekstir, milli bir kurtuluş/arınma hamlesidir.

Türk milleti, bu mücadelesinde sonuna kadar Devletinin yanındadır, destekçisidir.

Kimsenin şüphesi olmasın!

***

Adalet Mülkün Temelidir

Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir kabile devleti değildir, aşiret yönetimiyle de idare edilmiyor.

Hukuk her daim tesis edilmelidir.

Anayasamızın ikinci maddesinde ifade edildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti bir HUKUK DEVLETİ’dir.

Hukuk devleti, varlığına kast eden gayri meşru oluşumlarla bile mücadele ederken hukuki/meşru zemini muhafaza etmekle mükelleftir.

Ki, zaten devleti, başka kuruluş ve oluşumlardan ayıran da bu hukuki olma vasfı değil midir?

Daha önce de belirttiğimiz gibi, Devletin bekasına ve milletin huzuruna kast eden her türlü unsur ile her düzeyde ve her koşulda sonuna kadar mücadele verilmelidir. Lakin bu yapılırken, mazlumların mağdur olmamasına ve kurunun içinde yaşın da yanmamasına azami gayret gösterilmelidir.

Cumhurbaşkanı Sayın Tayyip Erdoğan’ın da dediği gibi “At izi it izine karıştırılmamalıdır.”

Bu yazının yazıldığı tarihte devletimize yönelik gerçekleştirilen saldırının üzerinden iki ayı aşkın bir süre geçmiş bulunmaktaydı. Ve maalesef, geçen bu sürede, yapılan yanlış ve eksik uygulamalar neticesinde bazı mağduriyetlerin yaşandığına da sıklıkla şahit olundu.

Devletimizin FETÖ ile mücadelesinin ciddiyetine ayak uyduramayan bir takım beceriksiz karar vericilerin yüzünden kamuda bir çok memleketsever memurumuzun açığa alındığı veya ihraç edildiği görüldü. Bu insanlara, bırakın savunma hakkı tanımayı, ne ile itham edildiklerine dair bir bildirimde dahi bulunulmadı.

İnsanlar mağdur edildi. Onlarla birlikte eşleri, çocukları, anne-babaları, kardeşleri de mağdur edildi.

Bu ciddi travmatik bir durumdur…

Bir kabahat işlersiniz, neticesinde cezai müeyyide ile muhatap olursunuz, bu size fazla koymaz; Çünkü “Bir halt yedim, ceremesini çekiyorum” diye düşünürsünüz.. Fakat hiçbir kabahatiniz olmadığı halde bir ihanet şebekesiyle isminizin anılarak hakkınızda işlem yapılması büyük bir eziyettir.

İşte şu an, bu ülkede belki binlerce insanımız bu psikoloji içerisine mahkum olmuş durumdadır.

Ciddi bir devlet buna göz yumamaz.

Sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti, bu fotoğrafa müsaade edemez.

Nihayet gerek Cumhurbaşkanı ve gerekse Hükümetten gelen açıklamalar yapılan yanlışlıkların tedavi edileceğine işaret etmektedir.

İnşallah tez zamanda hatalı inisiyatifler tamir edilerek, masum insanlarımızın mağduriyeti giderilir.

Adalet mülkün temelidir. Devletimizin temelleri ile oynanmamalı…

***

15 Temmuz Bir Milat Olmalıdır.

15 Temmuz gecesi Devletin önünde koruma refleksini gösterenler sadece bir partinin mensubu değildi; -bölücü ihanet şebekesi dışındaki- her partiden, her ideolojiden, her siyasi anlayıştan insanlarımız alana inmiş ve vatanın selametine kast edenlere cesaretle göğüs germiştir.

Türk milleti, askeri ve polisiyle birlikte topyekün bir kez daha tarihe destan yazmıştır.

15 Temmuz gecesi gösterdi ki, millet yekvücut olduğunda aşılamayacak zorluk,  yıkılamayacak engel yoktur.

Hiç kuşkusuz, 15 Temmuz gecesi yaşananlardan ders çıkarması gerekenlerin başında siyaset kurumu gelmelidir.

Ülkeyi yöneten siyasi iktidarların şapkayı önlerine koymaları gerekmektedir. Özellikle şu son 14 yılda sıklıkla şahit olduğumuz ötekileştirici ve ayrıştırıcı yönetim anlayışı, artık tarihin tozlu raflarında bırakılmalıdır.

Kamuda kendisine biat etmeyenlere nefes alma hakkı dahi tanımamış olan AKP Hükümeti, inşallah bundan sonra tutumunu değiştirir. Çünkü görüldü ki, Devlet yerine kişi, grup veya partilere biat edenlerin Devleti sürüklediği felaket hafife alınır değilmiş!

Neymiş?

Kamu yönetiminde tercihte bulunurken tetkik edilmesi gereken kriter sadakat değil, ehliyet ve liyakat olmalıymış!

Bu gerçeği, bu ülke ağır bir faturayla tecrübe etti.

Nitekim iktidar partisine, bu uyarıyı AKP’nin 15. Kuruluş yıldönümüne telekonferansla katılan Sayın Cumhurbaşkanı da yapmıştı. “15 Temmuz’dan sonra hangi partiye oy vermiş olursa olsun artık Türk milletinin tamamına karşı kayıtsız şartsız sorumluluğunuz vardır” diyerek AKP yöneticilerine seslenen Cumhurbaşkanı, “Artık” ifadesini de özellikle vurgulayarak bugüne kadar yapılan yanlışlığa işaret etmişti.

Yürekten temenni ederim ki, bu anlayış değişikliği, konjonktürel bir söylem olmanın ötesinde inşallah bir şuur uyanışıdır.

Aksi taktirde başta iktidar partisi olmak üzere siyasetçilerin iki aydır dillerinden düşürmediği YENİKAPI RUHU söylemi, boş laf olmanın ötesinde bir anlam ihtiva etmeyecektir.

***

FETÖ Bir Nesli Heder Etti!

Eminim FETÖ’nün bir nesli heder ettiği gözlerden kaçmamıştır.

Biliyoruz ki, Çanakkale Savaşı, Anadolu’nun zeki ve okumuş çocuklarını yok etmişti. Çünkü, vatan savunması için cepheye koştukları için ülkemizin gözde liseleri dahi o zamanlar mezun verememişti.

Onbeşliler Gelibolu’da şehit düşmüştü…

Bugün de formatı farklı olsa da benzer hazin bir durumla karşı karşıyayız maalesef..

Görüldü ki; son birkaç on yılda on binlerce saf, temiz, zeki, başarılı Anadolu çocuğu FETÖ'ye devşirilerek suç teşekkülünün elemanı olarak adeta telef edildi. Çocuklarımız, maneviyatları istismar edilerek farkında olmadan Devlet ve millet yerine, farklı örtülü amaçlara hizmet eder hale getirildi.

Bugün geldiğimiz noktada FETÖ’nün ihanetinin cenderesinde kullanılan binlerce insanımız bilim ve kamu hayatımızdan elenerek saha dışına çıkarıldı.

Bu şekildeki binlerce zeki ve üretme kapasitesi çok yüksek başarılı gencimizin ülkemizin geleceğine sağlayabileceği katma değeri bir düşünsenize…

Yani FETÖ de, aynen 1915’te İngiliz zırhlılarının ve emperyalist orduların saldırılarında olduğu gibi, geleceğimizi imar edecek olan bir neslimizi heder etti.

Yazık oldu.

İnşallah, bedeli ağır olmuş olsa da bu durumdan bir ders çıkarmış oluruz.

İnşallah, bu fotoğraf, tüm insanlarımız ve Devletimizi yönetenler için bir ibret tablosu olur.

***

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bekası ve Türk Milleti’nin varlığı için ne gerekiyorsa sonuna kadar;

Ama hukuk marifetiyle…

 

 

Talip GEYLAN/Genel Teşkilatlandırma Sekreteri