AKP HÜKÜMETİ’NİN OBSESİF ARAZI: SÖZLEŞMELİLİK

AKP Hükümeti'nin siyaset yapma ve politika üretme tarzı siyasi tarihimiz içerisinde ayrı ve anlaşılması zor bir hüviyet taşıyor.

Bilmiyorum, bu durum, belki de uzun süreli iktidar olmanın bir sonucudur.

AKP iktidarı süresinde, kamu yönetiminde öylesine zik zaklı uygulamalar görüyoruz ki, zannedersiniz, şu son 14 yılda farklı siyasi partiler iktidar olmuş.

Örneğin Milli Eğitim Bakanlığı..

AKP Hükümetlerinde 6 farklı isim Milli Eğitim Bakanı olarak görev aldı. Aynı partinin kesintisiz iktidarı süresince bu altı Bakan öyle icraatta bulundular ki, adeta farklı siyasi programların uygulayıcılarıymışcasına birbirlerini tekzip eden tasarruflara imza attılar.

İşte şimdi getirilen sözleşmeli öğretmenlik uygulaması, bu çelişkilerin en sonuncusu.

Hatırlanacağı üzere, AKP iktidarı 2006 yılında 4/B statüsünde sözleşmeli öğretmenlik uygulamasını hayata geçirdi.

2011 yılında ise “Kamu hizmetlerinin daha etkili, verimli ve hızlı bir şekilde yürütülmesini sağlamak ve çalışmalarda etkinliği artırmak” gerekçesiyle TBMM’ye sunduğu bir kanunla, yaklaşık 70 bin sözleşmeli öğretmeni kadroya alan da aynı AKP iktidarıydı.

Ancak ne gariptir ki, aynı iktidar, şimdi de  çıkmış tekrar “öğretmenleri sözleşmeli olarak atayacağım” diyor!

Yahu arkadaş; kafayı mı yediniz, ya da millete geri zekalı muamelesi yapmaya utanmıyor musunuz?

Şunu mu anlamalıyız: Hükümet, artık “Kamu hizmetlerinin daha etkili, verimli ve hızlı bir şekilde yürütülmesini istemiyor, çalışmalarda da etkinliği artırmak” gibi bir derdi yok!

Hangi yaptığınıza itibar edeceğiz; hangi söylediğinize inanacağız?

Siz, memleketin ihtiyaçlarına göre mi, yoksa konjonktürel politik çıkarlara göre mi pozisyon alıyorsunuz?

2011 yılında fayda mülahaza ettiğiniz bir uygulamadan, ne değişti de beş yıl sonra çark ediyorsunuz?

Merak ediyorum, 2011 yılında yaptığınız gibi, 2019 genel seçimleri –erken seçim olmazsa tabi- arifesinde de sözleşmeli öğretmen alımını askıya alacak mısınız?

Bu ne ciddiyetsizliktir?

Bu ne samimiyetsizliktir?

Devleti, böylesine lakayt bir görüntüye düşürmeye kimin hakkı vardır?

Vatandaşın, Devletine olan güven duygusunu tahrip etmeye kimin hakkı var?

***

AKP’nin hazırladığı sözleşmeli öğretmenlik uygulaması TBMM komisyonlarında kabul edildi.

Tasarı, Genel Kurulda da kabul edilirse, kalkınmada birinci derecede öncelikli yörelerdeki öğretmen açığını gidermek için “çakılı” ve “sözleşmeli” öğretmen istihdam edilecek!

Bize göre kanunun gerekçesi, göz boyama ve asıl niyeti perdelemedir.

Kabul ediyoruz, belli bölgelerdeki yoğun öğretmen sirkülasyonu bir sorundur. Atanan öğretmenlerimizin, adaylıkları kalktıktan sonra değişik vesilelerle bir an önce bölgeden gidiyor olmaları eğitim hayatı için istenmeyen bir durumdur.

Fakat bu sorunu ortadan kaldırmanın başka yolları vardır. Öğretmenlerimizin motivasyonlarını yok eden, daha mesleğinin başında hayata küstüren zorlamalara gerek kalmadan bu problemi çözebiliriz. Sendikamız, yıllardır bu sorunun giderilmesine dair önerilerini gündeme taşımaktadır. Her Toplu Sözleşme döneminde teklifimizi masaya getirdik; mahrumiyet bölgelerinde görev yapan öğretmenlerimiz için, bölgenin mahrumiyet derecesine göre 1 brüt asgari ücret ile 2 brüt asgari ücret tutarında “zorunlu hizmet tazminatı” verilmesi halinde bu bölgelerde görev yapan öğretmenlerimizin fedakarlıklarının karşılığının ödeneceğini ve çalışanların bundan mutmain olacağını defalarca ifade ettik.

Siz İzmir’in Seferihisar ilçesindeki öğretmenle Hakkari’nin Yüksekova ilçesindeki öğretmeni aynı imkanlarla çalıştırırsanız, tabii ki, öğretmenlerimiz fedakarlıklarını sürdüremezler.

Fakat ne gariptir, yıllardır masaya getirdiğimiz bu makul teklifimiz Hükümette karşılık bulmamaktadır.

AKP Hükümeti’nin bütçe imkanlarını mazeret göstermesi de anlamsız ve gerçekçi değildir. Nitekim Suriyeli sığınmacılar için doğrudan 11 milyar harcayabilmiş ve buna rağmen bütçe dengelerini yitirmemiş Türkiye için sözkonusu mazeretin de bir anlamı kalmamıştır.

Öte yandan bölgedeki sirkülasyon yoğunluğunu engellemek için beş yıl çakılı pozisyon getiriyorsunuz. Anladık da bunu sözleşmeli statüde yapmanıza gerek yok ki! Genel Başkanımız sayın  İsmail Koncuk’un önerdiği gibi,  “Gelin kalkınmada birinci öncelikli bölgelere öğretmeni kadrolu olarak atayın, mesele süre ise kadrolu atadıklarınız 5 yıl yer değiştirmesin.”

Ama anlaşılan, sizin derdiniz üzüm yemek değil, köle edinmek!

***

Bir de mülakat belası var.

Atanacak kontenjanın üç katı aday MEB tarafından mülakata alınacakmış. İlk etapta 15 bin kişi atanacağına göre 45 bin aday mülakata alınacak demektir. 45 bin kişinin hangi ehil komisyonlar marifetiyle ve bu kadar kısa sürede layıkıyla mülakata tabi tutulabileceği gerçeğini bir yana koyalım; bu ülkede mülakat marifetinin ne tür rezilliklere neden olduğunu bilmeyen mi kaldı?

İşte geçtiğimiz aylarda müdürlük mülakatlarını gördük. Örneğin İstanbul ili; 91 üzeri puan alan 214 kişinin 206’sı sendikalı. Ve bunların 202 tanesi sendika görünümlü ebs’nin üyesi…

Şimdi zerre-i miktar ahlakı, insafı, vicdanı olan bir kişi çıkıp “Bu mülakat komisyonu, layıkıyla vazifesini yerine getirmiştir” diyebilir mi?

MEB’in tepesini işgal edenlerin vicdanı kurumuş olabilir, tepesinde oturdukları kurumun idaresini bir çeteye teslim etmiş olmanın  rahatsızlığını duymuyor olabilir, kul hakkının gasp edilmesine sükut ederek ortak olmaktan sıkıntı duymuyor olabilirler..

Ancak bir gerçek var ki; mülakat demek -özellikle son yıllarda şahit olunduğu şekliyle- TORPİL demektir, ahlaksızlık demektir, şerefsizlik demektir! Kul hakkı yemektir!

Öğretmeni, mülakat marifetiyle sözleşmeli çalıştırmak demek, PARTİ DEVLETİNE köle tayin etmek demektir!

***

Bir diğer gariplikte, aile birliği mazeretine bağlı yer değiştirmelerde, sözleşmeli öğretmenin eşinin öğretmene tabi tutulacağıdır. Yani eş durumu mazeretiyle birleşmek isteniyorsa, aile sözleşmeli öğretmenin atandığı yerde bir araya getirilecek.

Tutarsızlığa bakın hele!

Peki sözleşmeli öğretmenin eşi esnaf ise ona eşinin atandığı yerde dükkan mı açacaksınız?

Ya da örneğin, öğretmenin eşi Karabük Demir Çelik Fabrikası’nda mühendis ise yeni fabrika mı kuracaksınız?

Ve yahut da sözleşmelinin eşi taşra teşkilatı olmayan bir kamu kurumunda çalışıyorsa, Devlet bürokrasisine yeni düzenleme mi getireceksiniz?

Böyle saçmalık olur mu?

Bu diretmenin anlamı; karı koca ikisi de öğretmen olanların ailecek cezalandırılması, ezilmesi, hayatlarının zindan edilmesi değil midir?

Ailesi, parçalanmış bir öğretmenden ne derece verimli eğitim hizmeti bekliyorsunuz?

***

Tasarı TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilirse, alınacak sözleşmeli öğretmenlerin öğretim yılı başında göreve başlayacağı söyleniyor.

Hani siz Ağustos’ta değil Şubat’ta öğretmen atayacaktınız!

Bu uygulamanızı eleştiren aklı başında görüşleri reddediyor, Şubat’ta atadığınız öğretmenleri 6 ay danışman öğretmenler nezaretinde uyum programına tabi tutarak eğitim hizmetine hazırladığınızı ve bunu da verimli eğitim hizmeti için olmazsa olmaz koşul olarak sunuyordunuz.

Ne yani;

Öğretmen kadrolu olursa uyuma ihtiyacı var, sözleşmeli olursa uyuma gerek yok mu?

Öğretmen kadrolu olursa danışman öğretmenin refakatine ihtiyacı var, sözleşmeli olursa danışmanlık gereksiz mi?

1 Kasım 2015 seçimlerinin ulufesi olarak 2016 Ağustos’unda yapılacak atama kontenjanının 30 bini Şubat ayına aktarılmış, bu politik manevrayı da “stajyer öğretmene uyum programı” dalaveresiyle kamufle ediyorlar, demiştik.

İşte alınacak sözleşmelilerin hemen göreve başlatılacak olmaları da o zamanki iddiamızı temellendiren bir karar olacak.

Göreceksiniz atanmış öğretmenleri görev yerlerine göndermeyerek, aylarca öğrencileri ücretli öğretmenlere mahkum bırakan bu saçma uyum programı uygulamasından da vazgeçilecek.

Ne de olsa çark etmeye alışkınlar…

Bu ne kepazelik desem ağır olur mu ki?

 

Talip GEYLAN

Genel Teşkilatlandırma Sekreteri