SAYIN DAVUTOĞLU TARİHİN ATEŞİ SİZİ YAKACAK!

Geçici Başbakan Ahmet Davutoğlu bugün (30.06.2015) TBMM Grup toplantısında yine salladı: “Dört yıldır etrafımız ateş çemberinde. Bu ateş eğer İstanbul’u, Diyarbakır’ı, Ankara’yı yakmamışsa; bu AKP’nin basiretli siyaseti sayesindedir”.

Sayın Başbakan canlı yayına çıktığında, sadece kendine kayıtsız şartsız biat etmiş bir güruhun yanı sıra, aklen ve duygusal olarak reşit olmuş milyonların da kendisini dinlediğini bazen unutuyor galiba!

Şu bir cümlelik lakırdısında dahi en az üç yanlışı ve çelişkisi var:

1-Türkiye’mizin etrafı –Ortadoğu coğrafyası- 4 yıldır değil, en az 40 yıldır ateş çemberindedir.

2-Sayın Başbakanın iddiasının aksine, 4 yıldan bu yana bu ateş şehirlerimizi sarmış ve acı acı yakmaya devam etmektedir.

a) 23 Haziran 2012’de savaş uçağımız Suriye tarafından düşürüldü, iki subayımız şehit oldu. 

b) 4 Ekim 2012’de Akçakale’mize top mermisi düştü, 5 vatandaşımız hayatını kaybetti, 10 vatandaşımız yaralandı.

c) 10 Şubat 2013 Cilvegözü sınır kapımızda bombalı araç patlatıldı. 18 insanımız öldü 27’si yaralandı.

d) 11 Mayıs 2013 Reyhanlı şehir merkezinde bomba patlatıldı.  53 vatandaşımızı kaybettik, 146 insanımız yaralandı.

Çevremizdeki ateş çemberinden etkilenmiş olmamız için daha ne olması gerekiyordu acaba?

Başbakan, yakmıyor dediğine göre, demek ki, bu ateşleri yüreğinde hissetmemiş!

3-AKP Hükümeti’nin basiretli (TDK Büyük Sözlüğünde Basiret ‘1. Uzağı görme, seziş, sezgi, uyanıklık 2.Anlayış, kavrayış’ olarak açıklanmıştır) siyasetinin var olduğu iddiası da koskoca bir yanlıştır.

Eğer öyle olsaydı;

a) Üç ay içerisinde Şam’daki Emevi Camii’nde Cuma Namazı kılmış olurduk. Zevat bu sözü söyleyeli yaklaşık 5 yıl oldu!

b) Tarihin gördüğü en kanlı ve vahşi terör örgütüyle sınır komşusu olmazdık.

c) 30 yıldır başımızın belası olan caniler sürüsü pkk -uzantısı pyd’ye verdiğimiz destekler sayesinde- adeta devlet kurma aşamasına gelmezdi.

d) 2-3 milyon mülteci yerinden yurdundan olmaz; kontrolsüz bir şekilde ülkemizin dört bir yanına dağılmaz; hemen her şehrimizde sokaklarda ve parklarda rezil halde yaşamaya mecbur olmaz; her köşe başında, her trafik ışığında, her kavşakta dilenmek zorunda kalmazdı.

Bu durumun getirdiği asayiş ve ahlak sorunları da cabası tabii ki.

e) Milyonlarca mülteci arasında kamufle şekilde ülkemize girmiş olan binlerce militan ve istihbarat elemanı, şehirlerimizi kan gölüne çevirmek için saatli bomba gibi talimat bekliyor konumuna ulaşamazdı.

f) Dini görünümlü Selefi sapık anlayışlar ülkemizde dahi yeşermez, binlerce gencimiz sözde cihad namına sözde İslamcı terör örgütü safına katılmak için koşarcasına Suriye’ye gitmezdi.

g) Kahraman(!) silahlı kuvvetlerimiz, ecdadımız Süleyman Şah’ın türbesini sırtlayarak tapulu toprağımızı tırıs tırıs terk etmezdi.

O) gün, türbeye yapılacak bir saldırının ülkemizi oldu bittiye mahkum bırakmamasını gerekçe göstererek toprağı terk edenler, şimdi Suriye’nin kuzeyine müdahaleyi yani fiili savaş halini gündeme getiriyorlar ya!)

h) Sıfır sorun fantezisiyle çıktığımız yolun sonunda, kapısını çalacağımız tek bir komşumuzun kalmadığı duruma gelinmezdi. Yani sıfır sorun, sıfır komşu olmazdı.

Velhasıl..;

Suriye politikasındaki basiretsizlikler hususunda özeleştiri yapmak ve millet önünde özür dilemek yerine,  mevcut rezil durumu, “Dört yıldır etrafımız ateş çemberinde. Bu ateş eğer İstanbul’u, Diyarbakır’ı, Ankara’yı yakmamışsa; bu AKP’nin basiretli siyaseti sayesindedir” diyerek aklamaya paklamaya gayret gösteren sayın geçici Başbakan Davutoğlu şunu unutmayınız: Dört yıldır memleketimizin dört bir köşesini yakan, yüreklerimizi dağlayan bu ateş sizin yüreğinizi yakmıyor olabilir; ama emin olun ki; tarihin ateşi sizi cayır cayır yakacaktır!

Sonumuz hayır olsun.

Talip GEYLAN