TÜRKİYE KAMU-SEN GENEL KURULU BAŞLADI

Türkiye Kamu-Sen’in 9-10 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilecek 4. Olağan Genel Kurulu Büyük Anadolu Otel’de başladı.  

Genel Kurula; Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanvekili ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, milletvekili aday adaylığı için görevinden istifa eden Türkiye Kamu-Sen Eski Genel Başkanı Bircan Akyıldız, MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, MHP Genel Başkan Yardımcısı ve MHP Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici, MHP Antalya Milletvekili Mehmet Günal, MHP Mersin Milletvekili Behiç Çelik, MHP Afyon Milletvekili ve Eski Bayındırlık ve İskan Bakanı Prof. Dr. Abdülkadir Akcan, MHP Tokat Milletvekili Reşat Doğru, MHP Trabzon Milletvekili Süleyman Latif Yunusoğlu, Kıbrıs Türk Memur Sendikası Genel Başkanı Çelebi Ilık, Kıbrıs Türk Memur Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Akın Manga, Kıbrıs Türk Memur Sendikası Genel Sekreteri Mehmet Mutlu, Kıbrıs Türk Memur Sendikası Örgütlenme Sekreteri Hüseyin Özkoççatlı, İlksan Başkanı Tuncer Yılmaz, Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Abdullah Buksur, Hak-İş Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Toruntay, Bağ-Kur Emekliler Derneği Genel Başkanı Necati Koyuncu, Diyanet Denetim Elemanları ve Uzmanları Derneği Genel Başkanı Abdülkadir Sezgin, Azerbaycan Devlet İçtimai Hizmet İş Kolları Genel Başkan Yardımcısı Ebulfeyz Mehdiyev, Türk Büro-Sen Eski Genel Başkanı Asaf Mısırlı, Türkiye Kamu-Sen Eski Basın Sekreteri Ahmet Azizoğlu, CHP Meclis Üyesi Perihan Sarı, MHP Ankara İl Başkan Yardımcısı Bünyamin Polat, Birleşik Emekliler Derneği Genel Başkanı Nalan Akcan, Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Fethi Bolayır, Türk Diyanet Vakıf-Sen Eski Genel Başkanı Bilal Eser, Bilsa A.Ş. Genel Müdürü Özgür Çakmak, Sanatçı Ahmet Şafak, Ceyhan Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, Türk Büro-Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş, Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Başkanı Nuri Ünal, Türk İmar-Sen Genel Başkanı Necati Alsancak, Türk Haber-Sen Genel Başkanı İsmail Karadavut, Türk Tarım Orman-Sen Genel Başkanı Ahmet Demirci, Türk Ulaşım-Sen Genel Başkanı Nazmi Güzel, Türk Enerji-Sen Genel Başkanı Celal Karapınar, Türk Yerel Hizmet-Sen Genel Başkanı İlhan Koyuncu, Türk Kültür Sanat-Sen Genel Başkanı H. Hüseyin Yılmaz, Türk Emekli-Sen Genel Başkanı Osman Özdemir, Türkiye Kamu-Sen’e bağlı sendikaların genel merkez yönetim kurulları ve çok sayıda Türkiye Kamu-Sen  üyesi katıldı.

Genel Kurulda, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından divan seçimi yapıldı. Divana Türk Eğitim-Sen Genel Sekreteri Musa Akkaş başkanlık ederken; divan başkan vekilliklerine Türk Sağlık-Sen Sosyal İşler ve Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Leyla Polat, Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Başkan Yardımcısı Rüstem Kurmaç, divan katipliklerine de Türk Tarım Orman-Sen Muğla Şube Başkanı ve Türkiye Kamu-Sen Muğla İl Temsilcisi Hasan Gezgin, Türk Büro-Sen Gaziantep Kadın Kolları Komisyonu Başkanı Deniz Çakır seçildi.

 

Türkiye Kamu-Sen 4. Olağan Genel Kurulu’nda, Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanvekili ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk,  Türkiye Kamu-Sen Eski Genel Başkanı Bircan Akyıldız, MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ekici, Kıbrıs Türk Memur-Sen Genel Başkanı Çelebi Ilık ve Azerbaycan Devlet İçtimai Hizmet İş Kolları Genel Başkan Yardımcısı Ebulfeyz Mehdiyev birer konuşma yaptı.

 

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanvekili ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk konuşmasında, Türkiye Kamu-Sen'in 20. yılına doğru emin adımlarla yol aldığını belirtti ve şunları söyledi: “Türkiye Kamu-Sen, 20. yılına doğru emin adımlarla yol alıyor. 19 yıl önce bir avuç inanmış kamu görevlisi ile çıktığımız bu çileli yolda, bugün her gün büyüyen, 400 bini aşan üyesi ile Türkiye Cumhuriyetinin vazgeçilmez değerlerinin, yılmaz savunucusu bir konfederasyonun temsilcisi olarak, huzurunuzda bulunmanın, gururunu yaşıyorum. Konfederasyonumuzun 4. Olağan Genel Kurulu’nun, devletimiz, milletimiz ve kamu çalışanlarımız için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. 1989 yılında, Kamu Çalışanları Vakfı’nın kurulmasıyla başlayan süreçte, Türkiye’nin en etkili sivil toplum kuruluşlarından birisi haline gelerek, bugünlere ulaşmamızı sağlayan; genel merkez yöneticisi,  şube başkanı, yönetim kurulu üyesi, il, ilçe ve işyeri temsilcisi olarak görev yapmış, değerli dava arkadaşlarıma şükranlarımı sunuyor, hayatta olmayanlara, Allah’tan rahmet diliyorum. Her türlü olumsuz koşula, baskıya, tehdide ve yanlış yönlendirmeye rağmen, Türk memurunun gerçek temsilcisi olan Türkiye Kamu-Sen’e sıkı sıkıya bağlı kalan, kamu görevlisi arkadaşlarıma da ayrıca ve özel olarak teşekkür ediyorum. 3 dönem, 9 yıl boyunca Türkiye Kamu-Sen’e genel başkanlık yaparak, sendikacılıkta çığır açan, hem söyledikleriyle hem de yaptıklarıyla sendikacılığın çıtasını yükselten Genel Başkanımız Sayın Bircan Akyıldız’a da minnet duygularımızı sunuyor; onun için özel bir alkış istirham ediyorum. Türkiye Kamu-Sen, kamu görevlilerimizin hak ve menfaatlerinin korunması ve ilerletilmesini temel amaç edinmekle birlikte; tüm dengelerin değiştiği, iki kutuplu dünyadan, tek kutuplu bir yapıya geçildiği dönemde, ülkemizi gelecek yüzyıllara taşıyacak, Türkiye’yi dünyanın parlayan yıldızı haline getirecek politikaların belirlenmesinde, etkin rol oynamak düsturuyla kurulmuştur. Bu dönemde, ülkemizin üniter yapısının, devletimiz ve milletimiz ile bölünmez bütünlüğümüzün korunması noktasında, önemli görevler ifa ettiğimizi düşünüyorum. Küreselleşme sürecinin; sosyal devlet ilkesini tahrip eden mantığı, kamu hizmetlerinin piyasaya açılması, özelleştirmeler yoluyla, kamu varlıklarının uluslararası sermayenin tekeline geçmesi, esnek istihdam biçimleri ile ücretlerin düşürülmesi, iş güvencesinin zayıflatılması ve memurluk güvencesinin kaldırılmak istenmesi gibi sorunlar, dünyadaki güç dengelerini oluşturanların, çalışma hayatımız üzerinde yarattığı tahribattan yalnızca birkaçıdır. Bu süreç, Türkiye Kamu-Sen’in birden çok alanda mücadele etmesini gerekli kılmaktadır. Bir tarafta, varlığıyla devleti somutlaştıran memurların, haklarının yok edilmesi, diğer tarafta, ülkemizde terör yoluyla yaratılmak istenilen kaos ve başat güçler tarafından dayatılan kanunlarla, devlet yapılanmamızın değiştirilmesi gibi girişimlere maruz kalmaktayız. Bütün bunlara ek olarak, şimdi ise tek kutuplu dünyadan çok kutuplu dünyaya geçişin sancılarını çekiyoruz. Görülüyor ki; tarihe geçecek günler yaşıyoruz. Eğer ülke ve millet olarak olaylara seyirci kalırsak, tarihe tanıklık etmekten öteye gidemeyiz. Kurulacak yeni dünyada da etkisiz ve yetkisiz bir ülke olarak yerimizi alırız. Ancak, eğer mücadele ve müdahale edersek, tarihi yaşamayız; tarihi biz yazarız. İşte Türkiye Kamu-Sen, bu büyük milletin, tarihi yaşaması için değil; tarih yazması için mücadele etmektedir. Hak aramanın, haksızlığa karşı mücadele etmenin, güçsüzün yanında olmanın, ekmek kavgasının kutsallığına inanıyor ve sendikacılığa da bu gözle bakıyoruz. Geride bırakılan zamanda mücadelemiz, hazır yasal zeminler üzerinde, ILO normlarına uygun, toplu sözleşme, grev hakkı ve örgütlenme özgürlüğü ile desteklenmedi. Bizler; engeller ve kısıtlamalarla dolu bir yolda, bizleri geriletmeye çalışanlara karşı ilerlemek; seviyemizi aşağılara çekmeye çalışanlara karşı, yükselerek cevap vermek durumundayız. Mücadelemiz, ortaya koyduğumuz yüreğimizle, kimseden esirgemediğimiz sevgimizle, her durum ve şartta birbirimize verdiğimiz destekle, güvenle ve bu uğurda feda ettiklerimizle anlam buluyor, değer kazanıyor.”

 

“Bugün gelinen noktada, neredeyse ‘Türk’üm’ demenin suç sayıldığı bir ortamda, başında Türk olan bir konfederasyonun temsilcisi olmak, bizler için en büyük gurur kaynağı” diyen Koncuk, büyük olmanın eline geçirdiği güce dayanarak, baskıyla, tehditle, zorbalıkla üye kaydetmek olmadığını belirtti. Koncuk, “Böyleleri büyüdüklerini sanırken; aslında küçülürler. Büyüklük, şu anda ne olduğun değil; ne olmak istediğin ve nereye gittiğinle ilgilidir.   Ve biz; değişen dengelerde, tahterevallinin bir ucunda oturup, birilerinin onları yükseltmesini beklerken; bir aşağı, bir yukarı hareket eden, ama hiçbir yere gidemeyen, günün adamlarına inat, tarihin akıp giden sayfalarında, dosdoğru yolda ilerliyor ve geçtiğimiz her noktaya Türk adını kazıyoruz. İşte bu yüzden büyüğüz! Sendikal anlamda ise; kamu görevlilerinin sosyal, ekonomik, demokratik ve özlük hakları konusundaki kazanımlarını, sağlanan birlikteliği, bütünlüğü gördüğümüzde, yaşanan zorlukları, yorgunlukları unutuyor; ‘ne mutlu ki Türkiye Kamu-Sen’liyim, ne mutlu ki buradayım’ diyoruz.  Ancak, yaptıkları ile yetinenler; yorulurlar ve dururlar. Bizler; hiç durmamak üzere yola çıkanlarız. Bu nedenle gösterdiğimiz çabayı yeterli görme lüksümüz yok.   “Hedef ömürden ilerde” diyor ve daima daha ileriyi, daha iyiyi ve daha güzeli düşünüyoruz” diye konuştu.

 

Grevli, toplu sözleşmeli, siyasete katılma hakkını da içeren, özgürlükçü sendikal haklarla donanmış, refah ücretine kavuşmuş, geleceğe umutla ve güvenle bakan bir kamu çalışanı, birlik, bütünlük ve kardeşlik içinde yaşayan, huzurlu bir toplum ve örnek alan değil, örnek olan; çığır açan, güçlü, lider ülke, büyük bir Türkiye arzuladıklarını ifade eden Koncuk, sözlerini şöyle sürdürdü: “Memur, bulunduğu bölgede devletinin temsilcisidir. Dolayısıyla devletin gücünü, desteğini ve güvencesini arkasında hissetmelidir. Ancak, son dönemde memurların hakları sürekli geriletilmekte ve hatta memurluk kavramı, tartışmaya açılmaktadır. Sermayenin, malların ve emeğin, uluslar arası alanda serbestçe dolaşımına imkân sağlayan neo-liberal ekonomik düzen, kamu hizmetlerinin çeşitlenmesine ve devlet eliyle gördürülmesine karşıdır. Bu anlayışa göre her hizmetin bir bedeli vardır ve bugün, kamunun bedelsiz olarak sunduğu hizmetler de tüccar mantığı içinde özelleştirilerek, kâra dayalı bir anlayışla, vatandaşa satılmalıdır. Bu sistemde, her çalışanın zorlu rekabet şartları ve işsizlik karşısında, örgütsüz, dayanaksız, güvencesiz ve güçsüz bırakıldığı, düşük ücretli, düşük maliyetli bir istihdam piyasası yaratılmak temel hedeftir. Adına küreselleşme dediğimiz, dönüşüm ve değişim sürecini araç olarak kullanan güçler, memur kavramını yıpratarak, devletin etki alanlarını daraltıp, yerinden yönetim, âdem-i merkeziyetçilik gibi süslü kavramlarla, özel sermayeye geniş bir hareket alanı oluşturmak istemektedirler. Bu nedenle, içinde bulunduğumuz süreçte, devletlerin dönüşümü ve hizmetlerin özelleştirilmesi, özellikle kamu görevlilerini tanımlayan kavramlar ve memurların hakları üzerinden gerçekleştirilmektedir. Son yıllarda, ülkemiz de bu tür bir ekonomi politikasının etki alanı içerisine girerek, benzer tartışmalara sahne olmakta; bu tartışmalardan en fazla memurlarımız zarar görmektedir. Bir ekonomik kriz anında, krizin faturası, artan vergi yükü, düşük ücret artışları ve zorunlu harcamalara yapılan zamlar aracılığıyla çalışanlara ödettirilirken; büyüme dönemlerinde ise büyümeden pay verilmeyerek, gelir dağılımda adaletsizlik oluşturulmaktadır. Bugün, kamu çalışanlarının örgütlenme, yönetime katılma, adil bir ücret alma hakları son derece kısıtlıdır. Kurumlar arasındaki ücret adaletsizliği almış başını giderken; enflasyona endeksli maaş artışlarıyla, geçimini sağlamakta zorlanan bir kesimden, devleti en iyi şekilde temsil etmesi beklenmektedir. Bununla birlikte, Anayasada tanımlanmış olmasına rağmen, devletin asli ve sürekli görevleri, memurlar yerine, iş güvencesi olmayan, yer değiştirme hakkı tanınmayan, nakil imkânı olmayan; annesi, babası, çocukları ve eşi ile işi arasında seçim yapmaya zorlanan, sözleşmeli personel eliyle gördürülmeye başlanmıştır. Bir toplumun mutlu ve huzurlu olabilmesi, o toplumun fertlerinin, yeterli eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik hizmeti alması ve geleceğinin güvence altında olmasına bağlıdır. Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir devlettir.  Devlet erkini kullananlar, vatandaşa eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik gibi hizmetleri, ücretsiz olarak sağlamak zorundadır. Bugün, güvencesiz istihdamın, taşeronlaşmanın ve paralı hizmet sunumunun en yaygın olduğu eğitim, sağlık ve güvenlik hizmeti, devletin asli görevi değil de nedir? Son 10 yılda 4924 sayılı Kanunla, 4/b’li, 4/c’li gibi statülerle, kamuya 400 bine yakın sözleşmeli eleman alınmıştır. Aynı dönemde, kamudaki taşeron şirketlerde çalışan eleman sayısı, 20 binden 300 bine yükselmiştir. Sosyal devlet ilkesinden hızla uzaklaşılması sonucunda, çağrı usulüne göre, kısmi zamanlı, geçici, esnek istihdam modelleri dayatılmakta, kayıt dışı istihdam hızla artmaktadır. Performansa dayalı ücret sistemi getirilerek, verilen hizmetin niteliği ve kalitesi yerine, niceliği, yani miktarı ön plana çıkarılmak istenmektedir. Burada amaç, belli sürelerde çalışacak personeli, “ne kadar iş; o kadar para” mantığı ile idare etmektir. Gelecek dönemde, ülkemizin istihdam stratejisinin temelinde, performansa dayalı ücret ve esnek istihdam olacağı açıklanmıştır. Oysa, kamu hizmetinde asıl amaç, sunulan hizmetin kalitesi ile vatandaş memnuniyetinin sağlanması ve kamu yararı olmak zorundadır. İlk defa bu yıl, kamuya yapılacak yeni atamalarda sözleşmeli istihdamı, kadrolu istihdamını geçmiştir. Emeklilik yaşının 65’e yükseltilmesi ile birlikte, kamu çalışanlarının emekliye ayrılarak, hayatlarının hiç olmazsa bir bölümünde, rahat ve huzurlu olmalarının da imkânı kalmamıştır. Emeklilerimiz de düşük maaşla, dışlanmışlıkla yüz yüze kalmakta ve yoksulluk içinde, mutsuz bir yaşama mahkûm edilmektedir. Uygulamalar göstermektedir ki; kamuda, bilinen anlamdaki memur istihdamının yerine, sözleşmeli personel çalıştırılması, hızla, asıl istihdam biçimi haline gelmektedir. Kamu işyerlerinin elverişsiz yapısından dolayı, özürlü personelimizin ve kadın personelimizin yaşadığı sorunlar ortadadır. Bütün bunlarla birlikte, ülkedeki istihdamın yetersizliği, her yıl milyonlarca gencimizin, kamu kurumlarına yerleşmek için verdiği çetin bir mücadele alanı yaratmaktadır. Yüz binlerce öğretmen adayımız atama beklerken; on binlerce sağlık personeli adaletsizlikten yakınırken; yurt dışından yabancı sağlık çalışanı ve yabancı öğretmen getirtilmesi kararı, bu ülkenin evlatları için bir başka trajik karar olmuştur. Açık piyasa ekonomisinde gelinen nokta, yurt dışından, düşük ücretli, yabancı kamu çalışanı ithalatına kadar uzanmıştır. Genç bir nüfusumuz var.  Bir tarafta, aradığı nitelikte eleman bulamayan işletmeler nedeniyle, yoğun bir işgücü açığı var.Diğer tarafta, eğitim sistemimiz, ihtiyaca göre eleman yetiştiremediği için milyonlarca işsizimiz var. Ama ne yazık ki; eğitim-istihdam ilişkisini kurarak, istihdam açığını kapatıp, işsizliği azaltacak, kendi işsizlerimize öncelik verecek bir politika yerine, başka ülkelerin işsizlerine kapılarını açan idarecilerimiz var. Türkiye Kamu-Sen ve bağlı sendikalarımızla, yapılan yanlış uygulamaların düzeltilmesi, daha büyük ve telafisi mümkün olmayan hatalar yapılmaması için, zorlu bir mücadele veriyoruz. Kamu görevlilerinin yaşadığı sorunlar ortadadır. Bu sorunlar, idarenin kamu personel rejimi, ücret politikaları ve kamu yönetimi anlayışıyla yakından ilgilidir. Sorunun temeli, anlayışın milli mi; yoksa küresel mi olduğuna dayanmaktadır.”

 

Sorunlara milli yaklaşımlar gösteren, olaylara yurt dışından değil, Türkiye’den bakan, yabancı sermayeyi değil, Türk memurunu öncelik alan, küresel düşünen, geniş düşünen, büyük düşünen ama Türk gibi yaşayan, Türk gibi hisseden idarecilerle, sorunların çözüleceğine inandıklarını belirten Koncuk, ülke vatandaşlarının geleceğe daha güvenle bakmasını sağlayacak, toplumsal adaleti ve barışı da tesis edecek en önemli ilkenin, sosyal devlet ilkesi olduğunu söyledi.  Koncuk, “İşsizinin, yaşlısının, sakatının, kendisini devletinin kanatları altında hissettiği, hastasının her türlü koruma ve tedavi hizmetinden kolaylıkla faydalandığı, eğitim sisteminin, 21. yüzyıla uygun hale getirildiği, çalışan kesimin ise geleceğe umutla bakabildiği bir devlet; büyük ve güçlü bir devlet olacaktır.  İdarecilerimizin bu gerçeği kavramaları ve geleceği buna göre şekillendirmeleri, en büyük arzumuzdur” dedi.

 

12 Eylül 2010 tarihinde halk oylamasına sunulan anayasa değişikliğinde, memurların grev haklarının göz ardı edildiğini, bu durumun ise ulusal ve uluslararası yargı kararlarını hiçe saymak olduğunu söyleyen Koncuk, şöyle konuştu: “Yakın zamanda bir Anayasa değişikliği gerçekleşti. Bu düzenleme, içerisinde kamu görevlileri ile ilgili, son derece önemli değişiklikler barındırıyor. Anayasa değişikliği ile birlikte, kamu görevlilerinin toplu sözleşme hakkı, Anayasal güvence altına alındı. Ancak, hukuk devletinde bir alanda düzenleme yapılacaksa, ilgili uluslararası sözleşmelerin hükümleri, yargı kararları ve sivil toplum kuruluşlarının görüşleri, mutlak surette değerlendirmeye alınmak zorundadır. Buna göre Uluslararası Çalışma Örgütü’nün, ülkemiz tarafından da onaylanmış bulunan sözleşmeleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, yerel mahkemelerimizin ve Danıştay’ın muhtelif kararları, kamu görevlilerine grev ve toplu sözleşme hakkının birlikte sağlanmasını zorunlu kılmaktadır.  Bir hukuk devletinde, hukukun üstünlüğü ilkesinin hayat bulduğu bir ülkede, yasal düzenlemeler, yargı kararları göz ardı edilerek gerçekleştirilemez. 12 Eylül 2010 tarihinde referanduma sunulan Anayasa değişikliğinde, memurların grev hakkının göz ardı edilerek, yalnızca toplu sözleşme hakkının düzenlenmiş olması, ulusal ve uluslararası yargı kararlarını hiçe saymak değil de, nedir? 25 Kasım 2009’da, ülkemizde milyonlarca kamu görevlisi, bir günlük iş bırakma eylemi yapmış ve hukuken hiçbir yaptırıma tabi tutulamamışken, yargının bu kararlarını yok sayan bir Anayasa değişikliği, hukukun üstünlüğü ilkesini zedelemez mi?  Hem yargı kararlarıyla, hem evrensel sözleşmeler yoluyla, hem de fiili uygulamayla sabit bir hak haline gelmiş olan grev hakkının, kanunlarla yasaklanması, kabul edilemez.  Bu haliyle, kamu görevlilerinin uluslar arası hukuka dayanarak kullandıkları grev hakkı, Anayasaya yerleştirilen grev yasağıyla, tamamen oradan kaldırılmak istenmiş, kamu görevlileri sendikalarının, uyuşmazlık durumunda mahkeme yolu da kapatılmıştır. Bu noktada, memurların siyasete katılma hakkının neden engellendiği de ayrıca açıklanmalıdır. Uzlaştırma görevi görecek olan, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun, Asgari Ücret Tespit Komisyonu benzeri bir yapıya dönüşerek, tek taraflı karar alıcı konumuna gelmesinden, ciddi endişe duymaktayız. 2002 yılından bugüne kadar yapılan toplu görüşmelerde, karar altına alınan ve hayata geçmeyi bekleyen birçok konunun, geçtiğimiz aylarda yürürlüğe giren Torba Kanun’da neden değerlendirilmediği, izaha muhtaçtır. Mutabakat metni hükümlerini tam olarak hayata geçirmeyen hükümetin, toplu sözleşme hükümlerini hayata geçireceğini kim, nerede garanti altına alıyor?”

 

Herkesi; hukukun üstünlüğünü korumaya ve demokrasimizi güçlendirmeye, ülkemizi, kendi çıkarlarından daha fazla sevmeye, kimseyi ötekileştirmemeye, toplum içinde ayrıcalıklı kesim yaratmamaya, bizi biz yapan değerlere sahip çıkmaya, hesap vermekten kaçmamaya, kurumlarımızı yıpratmamaya, güvenimizi zedelememeye, fitne, fesat üretmekten vazgeçip; vicdanının sesine kulak vermeye, hak mücadelesi veren Türkiye Kamu-Sen’e destek olmaya davet eden Koncuk, Türkiye Kamu-Sen’in, demokrasinin bir gereği olarak gördüğü gerçek sendikacılığı ve memurlara da toplu sözleşme ve grev hakkının birlikte tanındığı bir uygulamayı istediğini bildirdi.

 

Koncuk, şunları kaydetti: “Memurlarımız adına, huzurlu ve insan onuruna yaraşır bir yaşam istiyoruz. Bunca yıldır ihmal edilmiş, haksızlığa uğramış memurlarımıza, haklarının iade edilmesini istiyoruz. Nimette de külfette de adalet istiyoruz. Büyümeden pay istiyoruz. Adil bir gelir dağılımı istiyoruz. Memurun da vatandaş olduğunun; demokratik, siyasi ve ekonomik hakları olduğunun unutulmamasını istiyoruz. Artık, memurlarımızın yüzünün gülmesini, geleceğe umutla bakmasını istiyoruz. Güçlünün haklı olduğu değil; haklının güçlü olduğu bir ülke istiyoruz. Cumhuriyetimizin bizlere kazandırdığı değerlere saygı duyulan bir ülke istiyoruz. Özgürlükler alanının genişletildiği, kamu görevlileri ile birlikte tüm çalışanların örgütlenme, toplu sözleşme ve grev haklarını özgürce kullanabildiği bir ülke istiyoruz. Değerlerimize saygılı, dünya standartlarında bir yaşam tarzı istiyoruz. Kendisi ve ailesinin, insanca yaşamasına yetecek düzeyde ücret alan kamu çalışanı görmek istiyoruz. Şeffaf ve adil bir yönetim istiyoruz. Her sınavda bir şaibenin yaşanmadığı, güvenli bir ortam istiyoruz. Baskılardan kurtulmuş, çalışma barışını sağlamış, yönetime katılma hakkı olan çalışanlar görmek istiyoruz. Geleceğe güvenle bakan, birbirine saygılı, mutlu, müreffeh bir toplum istiyoruz. Çağın ötesine geçmiş, her konuda öncü, geleceğe yön veren, âleme nizam veren bir TÜRKİYE istiyoruz; bunun için çalışıyoruz. Bizler, yalnızca kendimiz için değil, bu ülke için, Türkiye için, küreselleşmenin getirdiği olumsuzluklara, özelleştirmelere, baskılara ve sürgünlere göğüs germek zorundayız. Bu yolda kimseden yardım almadan, kimseye payanda olmadan, kimseden medet ummadan, hedeflerimiz çerçevesinde hareket ediyoruz. Amacımız, dayanaktan yoksun taleplerle, bir kesime karşı tepki göstermek değildir. Ne dayanaksız ve gereksiz bir muhalefet tutumu içindeyiz, ne de bazıları gibi güçlü olanın etkisi ve himayesi altındayız. Bizler doğrudan ve haktan yanayız. Doğru neredeyse, biz de oradayız.”

YGS’de ortaya çıkan skandalla ilgili önemli açıklamalarda bulunan Koncuk, "Hükümetin görevi hata yapan amirleri, kurumları aklamak değildir. Hükümetin görevi evlatlarımızın hakkını hukukunu korumaktır. Benim getirdiğim adam yaptıysa doğrudur mantığı ile bu ülke ortaçağın karanlık devirlerini yaşar” dedi. ÖSYM Başkanı’nın istifa etmesi gerektiğini belirten Koncuk, aksi takdirde bundan sonra yapılacak olan hiçbir sınava güven duyulmayacağını ifade etti. Gençlerimizin eylem yaptığını, herkesin tereddüt içinde olduğunu hatırlatan Koncuk, "Biz de ÖSYM Başkanını aklamaya çalışıyoruz" dedi. Ali Demir’in, ÖSYM’nin başına bir yük olduğunu söyleyen Koncuk, “ister şifre verilmiş olsun, ister verilmesin artık o ÖSYM Başkanının orada oturması abesle iştigaldir. Ali Demir, ÖSYM’nin başına bir yüktür. Bu yükün bir an önce defedilmesi gerekir” dedi.

Koncuk, geçmişinden ve değerlerinden uzaklaşan milletlerin, tarih sahnesinden silinmeye mahkûm olduğunu söyleyerek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Milleti yüceltenin, o milletin kurduğu devlettir. Vatandaş, aldığı kamu hizmetinden ne derece memnun ise, devletini yüceltmek için o denli çalışır; devletine bağlılığı o denli artar. Bu nedenle, memur dendiğinde, akla ilk gelen olgunun, devlet olduğu unutulmamalıdır. Memuru olmayan devlet; devleti olmayan memur, olmaz. Memura sağlanacak hakların, memurun mutluluğunun, devletimize ve milletimize olumlu yansıması göz ardı edilmemelidir. Bu hakları sağlamak için; bugün, 400 binin üzerindeki üyesiyle, hem memurlarımızın hem de ülkemizin mutlu yarınlara ulaşması için mücadele eden bir Türkiye Kamu-Sen var. Bugün, toplumda kabul görmüş, saygı uyandıran, görüşlerine değer verilen, gündem belirleyen bir Türkiye Kamu-Sen var. Bugün, her türlü baskıya rağmen, birlik ve beraberlik içinde hareket eden, üye sayısını sürekli artıran; yüreği vatan, millet ve hizmet aşkıyla çarpan kamu çalışanlarının, aile sıcaklığında biraraya geldiği bir Türkiye Kamu-Sen var.”

Türkiye Kamu-Sen’in, verdiği mücadelede gücünü; milli ve manevi değerleriyle, ‘Tek Devlet, Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Dil’ ülküsüne sahip çıkan, mazisi temiz hedeflerinden aldığını ifade eden Koncuk, Genel Kurulda bir nöbet değişiminin yaşanacağını da kaydetti.  Koncuk, “Türkiye Kamu-Sen’in bugün geldiği noktaya baktığımızda, alacağımız emanetin değerini düşündüğümüzde; omuzlarımızdaki yükün ne denli ağır, görevimizin ne denli büyük olduğunu görüyorum. Geldiğimiz noktayla yetinme lüksümüz yok.  Bundan sonra, her zamankinden daha fazla çalışmak, el ele, gönül gönüle, birlik ve beraberlik içinde hareket etmek, boynumuzun borcudur. Kırılmadan, gücenmeden, aramızdaki sevgi bağlarını daha da kuvvetlendirmek, boynumuzun borcudur. Geçmişimizden aldığımız emaneti; geleceğe en güzel şekilde teslim etmek, boynumuzun borcudur. Konfederasyonumuzu daha ileriye taşımak, boynumuzun borcudur. Bu noktada, 400 bin olan üye sayımızı, 15 Mayıs’a kadar, 500 bine çıkarmak, boynumuzun borcudur. Buradan çıkıp, memleketimizin dört bir yanına dağıldığınızda, sizlerden, haksızlığa karşı duruşun sembolü olan, Türkiye Kamu-Sen’in sesini, oralarda yankılandırmanızı istiyorum. Davamıza, değerlerimize, devletimize, vatanımıza ve sendikamıza sahip çıkmanızı istiyorum.  Akıp giden zaman içinde, üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, bu devlet var oldukça, Türkiye Kamu-Sen de var olacak” dedi.

            Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanvekili ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk konuşmasının ardından Bircan Akyıldız’a yaptığı hizmetler dolayısıyla teşekkür plaketi verdi. Türkiye Kamu-Sen Genel Kurulu’nda birinci gün görüşmeleri tamamlandı. Pazar günü ise zorunlu organların seçimi yapılacak. Türkiye Kamu-Sen Genel Kurulu’nda İsmail Koncuk başkanlığında tek liste olacak.

 

Genel Başkanın Açıklamalarını İzlemek İçin Tıklayınız