TÜRKİYE KAMU-SEN YİK SONUÇ BİLDİRGESİ AÇIKLANDI

Kamu çalışanları, kamu çalışanı emeklisi ve aileleriyle birlikte yaklaşık 20 milyon vatandaşımızı yakından ilgilendiren ve bu yıl sekizincisi gerçekleştirilecek olan toplu Görüşme süreci 15 Ağustos 2009 Cumartesi günü başlayacaktır.Bu süreçle ilgili olarak Türkiye Kamu-Sen Yüksek İstişare Kurulu 1 Ağustos 2009 Tarihinde Ankara'da yapılmış olup, toplantının sonucunda hazırlanan aşağıdaki sonuç bildirgesi kamuoyuna duyurulur.

1. Türkiye Kamu-Sen'in vizyonu, yalnızca ücretlere yönelik kısır bir sendikal anlayışı yeterli görmemekte; kamu görevlilerimizin hak ve menfaatlerinin korunması ve ilerletilmesi, ülkemizin her alanda gelişmiş ülkeler düzeyinin üzerine çıkması için ekonomik, sosyal, siyasi tüm gelişmelere duyarlı, etkili ve aktif bir sendikacılığı zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle kamu görevlileri olarak, ülkemizin içinde bulunduğu, ülkemiz insanının ve vatanımızın geleceğini yakından ilgilendiren gelişmelere karşı duyarsız kalmamız düşünülemez.


Bu bağlamda son günlerde ülkemizde "tarihi fırsat" cilasıyla parlatılmış, "açılım" sloganıyla paketlenmiş yeni "Demokratik Açılım" konusu da konfederasyonumuzca dikkatle takip edilmektedir. Tarihi fırsat, yeni açılım gibi süslü ve iddialı ifadelerin ardından milletimizi ayrışmaya götürecek, farklılıklarımız üzerinden yapılacak siyasetle ülkemizin, makyajlanmış yeni dünya düzeni projesine adapte edilmiş "gizli bölgesel özerklik", "üstü kapalı federalizm" gibi uygulamaların merkezi haline getirilmesi endişesi taşımaktayız. Bu nedenle İmralı'daki caninin, dağdaki teröristin fikir ve önerilerine itibar edip, onlarla diyaloğa girenleri, pazarlığa oturanları, şehit ailelerimizi, bizleri ve toplumun diğer kesimlerini de dinlemeye, onların da yol haritasını dikkate almaya davet ediyoruz. Ülkemizi farklılıklar üzerinden politika yaparak ayrışmaya götürecek her türlü açılımı, Türkiye Kamu-Sen olarak reddetmekteyiz.


Milli birlik ve beraberliğimizi koruyacak, dostluk, kardeşlik ve sevgi bağlarımızı güçlendirecek, daha sağlam bir demokrasi anlayışı içinde, aynı ülkede, aynı bayrak altında, aynı kaygı ve mutlulukları paylaşmamızı sağlayacak açılımları sonuna kadar destekleyeceğimizi de kamuoyuna bildiriyoruz. Ancak kılavuzu, terör örgütünün yol haritası olan açılımların ülkemize faydadan çok zarar getireceği kanısını taşıyoruz.


Doğu Türkistan'da soydaşlarımıza karşı Çin Emperyalizminin uyguladığı insanlık dışı uygulamaları, asimilasyon politikalarını ve soykırıma varan insan hakları ihlallerini şiddetle kınıyor, bu uygulamaların bir an önce sona ermesi için Birleşmiş Milletlerin ve yetkililerimizin harekete geçmesini ve kamuoyumuzun daha fazla hassasiyet göstermesini bekliyor, bu konuda ikircikli tavır gösteren siyasi iradeyi daha tutarlı ve aktif davranmaya davet ediyoruz.


Yine son günlerde gündemde olan "Ruhban Okulu"nun açılması meselesi, milli birlik ve bütünlüğümüze yönelik yeni bir tertip olarak değerlendirildiğinden, bu konuda siyasi iradenin AB sürecini gerekçe olarak gösterip, almak istediği kararları yeniden gözden geçirmesi gerektiği kanaatimizdir.


2. Sivil toplum örgütleri, demokrasinin vazgeçilmez kurumlarının başında gelmektedir. Ülkemizin daha fazla demokratikleşmesi için başta sendikalar olmak üzere tüm sivil toplum kuruluşlarının etkinliğinin artırılması ve karar alma sürecine dahil edilmesi, çağımız yönetişim anlayışının bir gerçeği olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak özellikle son yıllarda siyasi iradenin örgütlenme özgürlüğünün önünü açacak düzenlemeler konusundaki isteksiz tavrı, arzu edilen gelişmenin sağlanamamasına neden olmaktadır. Bu ülkeyi sivil toplum örgütleri ile "ortak akıl" çerçevesinde idare edeceğini söyleyenlerin, katılımcı demokrasinin gereğini yerine getirerek, sivil toplumun gelişimine katkı sağlaması gerekir.


3. Son dönemlerde kamu görevlileri arasından yandaş memur oluşturularak, kamu hizmetlerinin yandaş kadrolar eliyle gördürülmesi çabaları dikkatlerden kaçmamaktadır. Bu anlamda bu tür yanlış uygulamalardan ve anlayışlardan vazgeçilmesi siyasi iradenin üzerinden atamayacağı en büyük sorumluluğu, gerçek anlamda adil idare anlayışının vazgeçilemez gereğidir. Bu konuda bürokratların da sendikal ayrımcılıkta önemli roller oynadığı, kamu çalışanlarının arasında ayrıştırma politikaları uyguladığı gözden kaçmamaktadır. Yapılan ayrıştırma uygulamaları kamu hizmetlerinde iş barışını bozucu, gerginlik oluşturucu, sonuçlar ortaya koyarken, ortaya konulan haksız disiplin cezaları ile kamu çalışanlarının bir bölümü maddi ve manevi zararlara uğratılmaktadır. İdare; çalışma barışını bozucu ve uzlaştırmacı yaklaşımlar göstermediği takdirde, Türkiye Kamu-Sen de politikalarını bir kez daha gözden geçirecek, konunun idari ve yargısal takibini sonuna kadar sürdürecektir.

4. BM Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Sözleşmenin 8. maddesi, ILO'nun 87 Sayılı Sözleşmesinin kamu çalışanlarına uygulanmasını düzenleyen 151 Sayılı Sözleşmesi, ILO'nun 98 Sayılı Sözleşmesi, BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 23. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesi ve ülkemiz tarafından onaylanmış bulunan bu sözleşmelerin; Anayasamızın 90. maddesi, hükmüne göre değerlendirilmesi sonucu, kamu çalışanlarına grev hakkını ve toplu sözleşme yapmayı sağlayacak düzenlemeleri bir an önce hayata geçirmek, siyasi irade için zorunluluk haline gelmiştir. Ekonomik ve siyasi düzenlemelerin yanında çalışma hayatı ile de ilgili AB normları çerçevesinde bir düzenleme yapılmaması ciddi bir eksikliktir. Kamu görevlilerinin grev ve toplu sözleşme hakkının önündeki tek engel siyasi iradedir. Siyasi iradenin bu konudaki isteksiz ve vurdumduymaz tavrı, ülkemizi bu yıl ILO'nun en ağır yaptırımlarından biri olan "teknik yardım dayatılan ülke" konumuna sokmuştur. Bu tavır, AB müzakerelerinin "Sosyal Politika ve İstihdam" başlıklı 19. Faslının hala açılamamasına neden olmuştur.


Bugün kamu hizmetlerinde bütünlüğün sağlanamaması ve yaşanan eksiklikler, aksaklıkları giderecek olan kamu görevlilerinin sendikal ve demokratik haklarının bu güne değin göz ardı edilmesinden ve yok sayılmasından kaynaklanmaktadır. Siyasi iradeyi bu konuda bir an önce harekete geçmeye davet ediyoruz.


5. Daha önce yapılan 7 toplu görüşmenin 5'inde uzlaşma sağlanamamış ve taraflar Uzlaştırma Kurulu'nun görüşüne başvurmuşlardır. Ancak kamu işveren tarafı ve hükümet, kurulun hiçbir kararını kabul etmemiştir. Kurulun kararları kabul edilmeyerek, uzlaştırma mekanizması da yok edilmektedir. Türkiye-AB Karma İstişare Komitesinin 25 ve 26. Toplantılarında alınan kararlar ile Türkiye'nin taraf olduğu 151 sayılı ILO sözleşmesi de dikkate alınarak, bir an önce kurul kararlarının bağlayıcı hale getirilmesi zorunluluktur. Bu konuda gerekli yasal düzenlemeler derhal yapılmalıdır.


Uzlaştırma Kurulu'nun geçtiğimiz yıllarda aldığı ve bugüne kadar uygulanmayan kararları bizim kazanılmış hakkımızdır. Hak ettiğimiz, ancak bu güne değin verilmeyen haklarımız da en kısa zamanda verilmelidir.


6. 2008 yılı mutabakat metninde üzerinde uzlaşmaya varılan konulardan biri de eşit işe eşit ücret uygulaması çerçevesinde ek ödemelerin 2012 yılına kadar artırılarak, kamudaki ücret adaletinin sağlanmasıdır. Ancak hükümet 2009 yılı ile ilgili olarak bu konuda hiçbir çalışma yapmadığı gibi tek taraflı ve kamu görevlilerini temsil eden sendikaları yok sayarak hazırladığı Yüksek Planlama Kurulu Kararları ile var olan adaletsizlikleri daha da derinleştirmiştir. Hükümetin mutabakat metnine attığı imzaya sahip çıkarak, taraflarla işbirliği içerisinde kamuda eşit işe eşit ücret uygulamasını bir an önce hayata geçirmesi kamu görevlilerinin en büyük beklentisidir.


Toplumsal gerginliklerin en önemli sebebi, ekonomik yükün ve gelirin paylaşımında adaletin sağlanamamasıdır. Siyasi iktidarın Anayasal anlamda en önemli görevi ise her alanda adaleti sağlamaktır.

Bu nedenle siyasi iktidarı, ülkenin gerçekleri, toplumun ihtiyaçları ve beklentileri doğrultusunda adil olmaya davet ediyoruz.


7. Ülkemiz böylesine zor ve önemli bir dönemden geçerken ve kamu çalışanları büyük ekonomik bedeller ödemek zorunda bırakılırken, bazı sözde sendikaların sorunlar karşısında yeni teklif ve öneriler getirmek yerine; konfederasyonumuzun önerilerini ve faaliyetlerini sulandırmak için var güçleriyle çalışmalarını, kamu çalışanlarının ve tüm kamuoyunun takdirine sunuyoruz.


8. 2008 yılında yapılan toplu görüşmelerde kamu görevlilerine 2009 yılı için sağlanacak mali haklar kısıtlı tutulmasına karşın, iyi niyetimizin ve toplu görüşmelerde mesafe alınması arzumuzun bir göstergesi olarak ve hükümete sorumluluk yüklemek adına imza altına aldığımız mutabakat metni hükümlerinin birçoğu, kanunen üç aylık sürede yürürlüğe konulması gerekirken, aradan geçen yaklaşık bir yıllık süreye rağmen hala hayata geçirilmemiştir. Bugüne kadar konfederasyonumuzun, mutabakat metni hükümlerinin hayata geçirilmesi için gösterdiği bütün iyi niyetli çabalarına karşı yetkililerin sergilediği kayıtsız tutum, toplu görüşme sürecini gergin ve kısır bir ortama doğru sürüklemektedir. Hükümeti, Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu'na karşı suç işlediği konusunda bir kez daha uyarıyoruz.


9. Kamu görevlileri, devletin verdiği ağır sorumluluk gerektiren görevleri yerine getirmektedir. Buna rağmen bizler yetkililerden kabul edilemez bir ücret değil, insanca bir yaşama yetecek adil bir ücret istiyoruz. Amacımız kamu çalışanlarını açlık sınırından kurtarmak ve insanca yaşayabileceği bir ücrete kavuşturmaktır.


10. Ülkemizde yaşanan ekonomik krize bağlı olarak işsizlik artmakta, piyasalarda durgunluk yaşanmaktadır. Bugüne kadar uygulanan yanlış ekonomi politikalarındaki ısrar nedeniyle sürdürülmesi durumunda önümüzdeki dönemde daha da zorlaşacak ekonomik şartlar altında, bütçede oluşacak açığın finansmanının imkânsız hale gelmesi ve ülkemizin daha büyük bir ekonomik krize girmesi ihtimali yüksektir. Ülkemizi borçlandırırken, ülkemizin kaynaklarını alacaklılara yıllarca dünyanın en yüksek faiz oranı ile peşkeş çeken yetkililer; konu memur maaşlarına geldiğinde yıllık enflasyon hedeflerine göre hareket etmektedir.


Vatandaşlarımızın ağırlıklı olarak kullandığı mal ve hizmet fiyatlarındaki artışlar, memur maaşlarına yapılacak artışlarda temel kabul edilen genel enflasyon oranının üzerinde gerçekleşmektedir. Bu nedenle kamu çalışanlarının ücretleri mal ve hizmet fiyatlarında yaşanan artışlar karşısında her yıl erimektedir. Kamu görevlilerinin maaşlarına yapılacak artışlarda hedeflenen enflasyon yerine açlık ve yoksulluk sınırının dikkate alınması bir zorunluluktur.