NEMELAZIMCILAR (İBRETLİK BİR HİKAYE)

Hangi padişah zamanında yaşandığını tam bilmesek de, anlatacağım olay ayniyle vakidir. Büyük bir ihtimal hikâyeyi okuduğunuz zaman da göreceğiz ki, bu olay gevşeme dönemlerimize aittir.

       Emin oğlu Mehmet Efendi diye bilinen hayırsever, idealist bir Türk, ihtiyacı olan bir mahalleye güzel ve gösterişli bir çeşme yaptırır ve üstüne de şöyle bir beyit yazdırır.

       “ Sahıb-ûl hayrât Mehmet bin Emin (Emin oğlu Mehmet)

       Müslümanlara haram ettim, sakın içmeyin!”

       Bir Müslüman, nüfusun tamamına yakını Müslüman olan bir coğrafyada bir çeşme yaptırıyor, suyunu kendi dindaşlarına haram ediyor, olacak iş değildi bu. Günümüzde olsa bu adamı ya kâfir ilân ederler, ya da uyduruk sebeplerle toplumdan dışlarlar, içeri bile tıkarlardı.

       Çeşmenin üstündeki yazıdan rahatsız olanlar, bu adamı zamanın padişahına şikâyet ederler. Mehmet Efendi bu şikâyet üzerine huzura alınır ve padişahla aralarında şu konuşmalar geçer.

       Padişah: Bu çeşmeyi yaptırmakla güzel bir davranış sergilemişsin; ama suyunu herkese helal ettiğin halde bizim Müslümanlara haram kılmışsın, yoksa sen Müslüman değil misin?

       Mehmet Efendi: Elhamdülillah müslümanım aziz devletlim! Herhalde bunun bir sebebi var ki, kitâbesine böyle bir beyit yazdırdım. Yalnız sebebini açıklamadan önce şefkatli padişahımızdan üç ricam olacak, bundan sonra beni haksız bulursanız, işte boynum, kıldan incedir, vurdurabilirsiniz!

       Padişah biraz da meraklanarak Mehmet Efendi’nin bu ricasını kabul eder. İlk uygulama cumartesi günü Musevilerin en büyük havrasında vaaz veren Hahambaşı’yı “Padişah fermanıdır!” diyerek tutuklamak olur. Şaşkınlık içinde ne diyeceğini bilemeden saraya padişahın huzuruna çıkarırlar. Kendisine gayet iyi davranılır, İzzet-i ikramda bulunulur. Çok sürmez İstanbul’un bütün Yahudileri bir araya gelerek sarayın önünde toplanırlar ve “Şefkatli Hünkârımızı görmek istiyoruz” derler. Biraz sonra padişah dışarı çıkar ve ne istediklerini sorar. Yahudilerin hepsi ağız birliği etmişçesine “Hahambaşı’nın hiçbir suçu yoktur; şayet bir suçu varsa canımızla, malımızla biz ödemeye hazırız, o iyi bir insandır, affını talep ederiz” derler. Padişah da onların bu isteğini kırmaz ve Hahambaşı serbest kalır.

       İkinci uygulamada Pazar günü Rumların ayin yaptığı bir sırada yine “Padişah fermanıdır!” diyerek Rum Patriğini tutuklamak vardır. Patrik de apar topar saraya götürülür ve orada bir güzel ağırlanır. İstanbul’un bütün Hıristiyanları da aynen Yahudiler gibi “onun herkese faydalı bir adam olduğunu, eğer suçu varsa kendilerinin çekeceğini, onu kendilerine bağışlamasını” isterler ve bir sürü yalvar-yakarmalardan sonra affını sağlarlar, mutlu bir şekilde evlerine dönerler.

       Üçüncü uygulama ise Ayasofya Camiinde öğle namazından önce vaaz eden Şeyhülislam Efendi için tekrarlanır. Camide binlerce Müslüman vardır. Dini mertebenin en yükseğinde oturan Şeyhülislam Efendi götürülürken hiçbirisi “ Yahu; bu adamın ne suçu var, hadi gelin hep birlik olalım, padişahın huzuruna çıkıp, hocamız şöyle dürüsttür. Öyle iyidir, ne olur onu affedin diyelim, onu kurtaralım” demek bir yana dursun, bazıları “Herhalde bir suçu var ki, namaz vakti bile götürüyorlar, aman biz görmeyelim, şuradan çaktırmadan çıkalım da Yahudi ve Hıristiyanların arasına karışalım, burada olduğumuz fark edilmesin” diyerek camiyi terk ederler.

       Şeyhülislam Efendi ne için tutuklandığını merak etse de, sarayda padişah ve Mehmet Efendi ile hoş sohbet zaman geçirirler. İstanbul’da yüz binlerce Müslüman’dan bir grup gelir de Şeyhülislam için af talebinde bulunurlar mı diye. Padişah sık sık pencereden aşağıya bakar, fakat ne gelen vardır ne de giden. Hoca Efendi’yi assalar bile hiç kimsenin umurunda olmayacaktı.

       Mehmet Efendi, padişah’tan izin alarak “ işte görüyorsunuz şevketli padişahım, bir avuç Yahudi ve Hıristiyan kendi din adamlarının affını sağladılar da, bir sürü Müslüman, şu mübarek şahıs için kıllarını kıpırdatmadılar. Bunlar tatlı su Müslümanları, yarın bir savaş çıksa bunlarla nasıl yola çıkabiliriz? Yaptırdığım çeşmenin suyunu bunlara haram etmemin sebebi budur. Ferman sizindir” der.

       Zannedersek Padişah da bizim gibi Mehmet Efendi’ye hak vermiştir. Üzerimize ölü toprağı serpildiği bu günlerde Mehmet Efendi gibi şuurlu insanlara, padişahımız gibi de hoşgörülü yöneticilerimize ihtiyaç var. Çok şükür ki, eğitim iş kolunda bizi diri tutan, bizi birbirimize kenetleyen, devamlı hareket halinde ve uyanık olmamızı sağlayan bir Türk Eğitim-Sen var. Genel Merkezimizin geçen haftalarda Manavgat-Çolaklı da yaptığı Şube Yönetim Kurulları, İlçe Temsilcileri ve Kadın Komisyonları Kurullarının toplantısında Türkiye’nin 81 ilinden gelen arkadaşların aynı havayı solumaları, bu güzel ülkemiz ve sendikamız için gösterdikleri dik duruş ve kararlı mücadele azimleri, Türkiye’nin üstünde dolaşan kara bulutları dağıtacak güç ve inançta olmaları hepimizi şevklendirmiş, geleceğe daha bir güvenle bakmamızı sağlamışlardır.

       Kadınlar Komisyonu’nda bir bacımızın Türk kadınına yakışır bir şekilde adeta Nene Hatun gibi haykıra haykıra yaptığı şu konuşma hepimizi derinden etkiledi. O değerli kardeşimiz şunları söyledi; “ Geçici Müdür ve Müdür Yardımcılığı için saf değiştirenler, onca yıllık arkadaşlarını yarı yolda bırakanlar, acaba daha yüksek bir menfaat için  kutsal bildiği başka nelerden vaz geçecekler? Vatan elden gidiyor, siz hâlâ dünyalık peşindesiniz, biz kadınlar dimdik ayaktayız, eğilmedik, bükülmedik, utanacak hiçbir şey de yapmadık, utanacak kişiler varsa onlar da sendikasını değiştirenlerdir”.

       Sözün muhatabı olmadığımız halde, orda bulunan erkekler olarak biz utandık, muhatapları ne yaparlar acaba? Ben de diyorum ki, önümüzdeki günlerde vekillik dönemi bitiyor, hak edenler koltuklarına oturacaklar, vekiller tıpış tıpış eski görevlerine dönecekler. Bunlar şimdi başlarını iki ellerinin arasına alıp demeyecek mi ki “Birkaç yıllık vekil idarecilik için eğilip bükülmeye değdi mi, biz madem eski görevlerimize dönecektik de nokta kadar menfaatimiz için virgül gibi kıvırmaya gerek var mıydı? Şimdi arkadaşlarımızın yüzüne nasıl bakacağız?”

       Hatalar biz kullar içindir. Hatalarından ders çıkaramayanlar pilotlardır, çünkü ilk hatalarında canlarından olmuşlardır. Sizler pilot olmadığınıza göre hatalarınızı düzeltme imkânınız mevcuttur. Bulunmanız gereken yerde olun. Bize, yine bizden fayda vardır. Hikâyenin başkahramanı Mehmet Efendi’nin şikâyet ettiği kişilerden olmayınız. Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük mirasın şerefimiz olduğunu unutmayınız.                                                                                                                                                

                                                                                                                           Nevzat KÂHYA

                                                                                                   Antalya 1 No’lu Şube Sekreteri