ŞİDDETE BİR ARKADAŞIMIZI DAHA KURBAN VERDİK
1980 Doğumlu, Psikolojik rahatsızlığı bulunan ve başka bir okuldan nakille gelip, 1998-1999 Öğretim yılında sürekli devamsızlık nedeniyle okulla ilişiği kesilen R.K. adlı katil, 2001 yılında da balta ile okula saldırmış, Müdür Başyardımcısını kolundan yaralamıştı. Raporu olduğu için uzun süre içeride tutulamayan katilin yine bir kaç ay sonra salıverileceği, benzer cinayetlerini sürdüreceği endişesi, arkadaşlarımızı tedirgin etmektedir.

 44 Yaşında olan Sait KINIK arkadaşımız iki çocuk babasıydı. Motor bölümü teknisyeni kadrosuyla görev yapıyordu.  O şimdi, hiçbir suçu olmadığı halde hayatını kaybetmiştir. Çocukları babalarını, eşi kocasını kaybetmiştir. Merhuma yüce Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyoruz.

Soruyoruz;
Kim ödeyecek bunun bedelini kim?  Veya bir bedeli var mıdır bunun?

Türk Eğitim-Sen olarak yıllardır okullardaki bu şiddete dikkat çekerken “meseleyi fazla büyüttüğümüzü” iddia eden Milli Eğitim Bakanı ödeyebilir mi?

Okullara “Güvenlik tedbirlerinin arttırılması” içerikli yazılar gönderen, fakat nasıl olacağını bir türlü belirtmeyen, bunun için hiçbir kaynak aktarmayan Milli Eğitim Bakanının ve bürokratlarının da odasına bu kadar rahat girilip cinayet işlenebiliyor mu?

Onlar özel güvenlik görevlilerinin zırhı arkasında keyifle çaylarını yudumlarken, okullar için bir tek somut güvenlik tedbiri alınmasını sağlamışlar mıdır?

Ucube yönetici atama yönetmeliği çıkarıp yandaş kadrolaşması sağlamaktan, eğitim çalışanlarının ücretlerini ve özlük haklarını makaslamaktan, eğitimi ve eğitimcileri mağdur etmekten vakit bulup da, eğitimcilerin can güvenliği için hiç mesai harcadılar mı?

Evet, bir görev şehidi daha verdik. Merhum Sait KINIK hafızalarda hiçbir suçu olmadığı halde Milli Eğitimin çarpıklığından dolayı yaşamını kaybetmiş değerli bir arkadaşımız olarak hatırlanacaktır.
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ve bürokratları kendilerini bu cinayetin ortakları olarak hissedecekler mi sizce?

Cinayeti işleyen caniyi her suçtan sonra dışarıya bırakan hukuk sistemimiz kendini suçlu hissedecek mi?

Yoksa Sayın M.E. Bakanımızın dediği gibi; meseleyi fazla mı büyütüyoruz?