DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI HÜKÜMETTEN İNSAFLI

Kamuoyumuzun bildiği üzere, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, ülkemizin sosyo-ekonomik durumu ve bir kişinin günlük asgari gıda ihtiyacını göz önünde bulundurarak fitre miktarını 8.50 TL olarak belirledi.

 

Dünyanın en büyük 17. ekonomisi ve kişi başına düşen milli gelirin 10.400 Dolar olmasıyla övündüğümüz ülkemizde, bu durumu, çalışanların ekseriyetinin aldığı aylık ücretle mukayese ettiğimizde halimiz ortada!

 

Ülkemizde asgari ücretin 739,80 TL, aile yardımı dahil en düşük dereceli memur maaşının 1.762 TL olduğunu düşünürsek; Diyanet İşleri Başkanlığı'nın belirlediği fitre miktarı, gelir adaletsizliğini çok aleni bir şekilde işaret etmektedir.

 

Eşi çalışmayan ve iki çocuklu bir aileyi düşünelim: Fitre hesabıyla bu ailenin günlük asgari gıda harcaması: 8,50 x 4 : 34 TL. Yani karınlarını doyurabilmeleri için aylık 1.020 liraya ihtiyaçları var.

 

Aylık ulaşım giderleri (Ankara Belediyesi fiyatları esasınca): 1,75 x 3 : 5,25 TL. Gidiş geliş hesap edildiğinde günlük 10,50 TL. Bir ay içinse; 10,50 x 20 : 210 TL. (Ki, bu hesap; evdeki hanımın hiç otobüse binmemesi, çocukların sadece okula gidişi gelişleri ve evin beyinin de yalnızca işyerine ulaşımı için düşünülmüştür. Bunu dışındaki her otobüs kullanımı ekstralara giriyor!)

 

Ortalama ev kirası da aylık 400 TL diyelim…

 

Gıda + Ulaşım + Kira : 1.630 TL

 

İşte halimiz...

 

İnsanca yaşamak için zaruret duyulan temel harcamalar, çocukların harçlıkları, işyerindeki çay-simit ücretleri, apartmandaki aidat paraları, kurs ücretleri, okul aidatları,... vs. da aylık harcamalarımızın cabası!

 

Şimdi asgari ücretlinin ve memurumuzun bu koşullarda hayatını idame ettiriyor olmasını mucizeyle mi izah edeceğiz?

 

Hükümetimizin işte bu gerçeklerden hareket ederek ve sanal tablolarla değil çalışanların yaşadıklarından yola çıkarak ekonomi politikalarını oluşturması gerekir.

 

Çalışanları, bırakın yoksulluk sınırını, neredeyse açlık sınırına mahkum eden bir ekonomi anlayışıyla ülkede huzuru yakalamak mümkün müdür?

 

Hükümet; İş Güvencemizle Uğraşma, Ekonomik Koşullarımızı Düzelt!

 

Tüm bu gerçekleri görmezden gelen Hükümet, bunları bir yana bırakmış şimdi de kamu çalışanlarının iş güvencesini nasıl ellerinden alırım hesabı yapmaktadır.

 

Bugün basında yer alan haberlere göre Hükümet, önümüzdeki yılda Devlet Memurları Kanunu'nu değiştirerek bir dizi yenilik yapacağını duyuruyor. Haberde sıralanan düzenlemelerin çoğunluğu asıl maksadı gizleyememekte. Hükümetin asıl maksadı 657'deki iş güvencesini kaldırmaktır. Nitekim artık bu niyetlerini de gizlemiyorlar.

 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı kaynaklı gazete haberine göre "Devlet memurluğundaki ‘ömür boyu iş garantisi’ anlayışına son verilecek" miş!

 

Türk Eğitim-Sen olarak; Hükümeti, memur düşmanlığını bir yana bırakmaya, devlet memurlarının da vatandaşı olduğunu hatırlamaya ve öncelikle kamu çalışanlarının insanca yaşayabileceği ekonomik imkanları sağlamaya davet ediyoruz.

 

Kamu çalışanlarına da çağrımız odur ki; hızla yaklaşan tehlikeyi farkedin artık! Bana bir şey olmaz vurdumduymazlığından sıyrılın! Bir sabah uyandığınızda aynen Tekel işçileri gibi kapı önüne bırakılabileceğiniz bir düzenlemeyle karşılaşabilirsiniz. Bu süreçle mücadele etmenin tek yolu da sendikal mücadeledir. İlkeli ve onurlu sendikal mücadele!

 

TÜRK EĞİTİM-SEN GENEL MERKEZİ