AİLELER PARÇALANMASIN!
Bir de bu mağduriyeti bir annenin gözünden izleyin istedim. Ben MEB'den memur emeklisi ve kızı ile gelini öğretmen olan bir anneyim. Çıkan her kanuna saygı duyduk, hep kanunlara uyarak yaşadık. Memleketimizin ve milletimizin çıkarlarını hep önde tuttuk. Hep buna göre yaşadık. Kızım KPSS puanıyla kadrolu sınıf öğretmeni olarak atandı. 27 yaşında karar verebildiği evlilik planını, Kurban Bayramı’nda nikahını yaparak hayata geçirdik. Eşi de kamu görevlisi ve kızım şu anda eş durumu mağduru. Zorunlu olarak daldırıldığı ayrılık denizinde, hasret girdabıyla baş edemedi. Yanında kalmak zorunda kaldık. Evimizi ocağımızı kapatıp, kendine bir zarar verebileceği endişesiyle bulunduğu şehre geldik.
Normal zamanlarında o kadar dalgın ki unuttuğu her şey hayati tehlike taşıyor. Açtığı ocağı, fırını, gaz sobasını vs. kapatmayı unutuyor. Sair zamanlarda (okulda işittiği bir söz, müstakbel eşiyle mesafeden dolayı telefonda halledemedikleri yanlış anlamalar, Temmuz'un ilk haftasında olacak düğünden sonra gidebilecek bir evi dahi olmaması  gibi daha bir sürü sebeple) ağlama ve öfke nöbetleri bizi çok üzüyor, baş edemiyoruz.
Her gün yanında kalmaya karar vermekle ne kadar iyi ettiğimizi düşünsek de bizim de yakın çevre olarak hayatımızı çekilmez hale getirdi. Kızınızın görmekte olduğunuz çıkmazları yanında, maddi manevi imkansızlıklarla ameliyat olmuş oğlunuz yanına bile gidemiyorsunuz. Birini avutayım derken diğer evladınızı küstürüyorsunuz. Anne baba olarak iki evlada bile yetemiyorsunuz. İyi ki, daha çok çocuk yok diyorsunuz.
Hele de atama döneminden sonra 3 ay geçtiği halde gelecek atama dönemine de umut vaat eden bir şey yok ortada. Yani önümüzdeki atama döneminde de eş durumu tayini il emri olmadıkça mümkün değil. 2 senelik öğretmenin ne kadar hizmet puanı olabilir ki atansın akıl var yakın var.
Kısacası ne çocuklarımız ne de bizler bu travmayla başedecek halimiz kalmadı. Çünkü bir insanın en doğal hakkı olan aile hayatını elinden alıyorsunuz. Sonra da hizmet alanlara yönelik uygulamalar yapıyoruz deyip bu işin içinden sıyrılıyorsunuz. Ya hizmet verenleri,  bizim binbir emekle yetiştirip, yine binbir hayalle okuttuğumuz yavrularımızı Japonya'dan ısmarlayıp robota çevirdiniz de  bizim haberimiz yok galiba. Ya da siz öyle addediyorsunuz.
Kamuda çalışan çocuklarımızın bu mağduriyetlerinin acısı, konu aile olduğu için kademe kademe kademe her alana yayılmaktadır. Zaten uzun vadede bu mağduriyetlerin, toplum yapısının bozulmasında çok büyük rol oynayacak bir etken olduğunu kimse inkar edemez.
Şimdi Sayın Çelik ve onun üstü tüm makamlara  sesleniyorum: Siz de insansınız. Siz de babasınız, sizin de anne olan bir eşiniz var, sizin de oğlunuz kızınız var.
Siz de eşinizin, evlatlarınızın ana ve babalarınızın, kardeşlerinizin hatta amca dayı teyze komşularınızın dertleriyle dertlenip üzülüyorsunuz. Hele evlatlarınızın acısı ne kadar yürek yakıcıdır. Her anne baba bunu, evladının  büyümesi ayakları üzerinde durması için her alanda hissettirmese de en ufak sıkıntısı olsa yüreğinde hisseder.
İşte bende bir anne olarak size bu yönünüzle sesleniyorum sayın yetkililer. Artık durdurun ocaklardaki bu yangını.
Saygılarımla.

S.İ.
Bursa