GENEL BAŞKAN;TÜRKİYE NEREYE SÜRÜKLENİYOR?

TÜRKİYE NEREYE SÜRÜKLENİYOR?

TÜRKİYE NEREYE SÜRÜKLENİYOR? Bu soru bugünlerde toplumsal düşünme kabiliyeti olan pek çok kişinin, kendisine sorup, cevabını veremediği bir soru olarak durmaktadır. Öyle ya, son yıllarda yaşananlar aklı başında her Türk vatandaşını kaygıya sürükleyecek cinsten problemler. Peki, nedir bu problemler:

En kaygı verenden başlayacak olursak,

*Açılım adı altında yaklaşık son yedi aydır yaşadıklarımız. PKK’lı teröristlerin ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşmasına müsaade edilmesi.
*Küresel ekonomik kriz sebebiyle dar ve sabit gelirli vatandaşlarımızın yaşadığı ekonomik mağduriyet.
*İşsizlik oranının her geçen gün artması.
*Genç işsiz oranının yüzde 30’lara ulaşması.
*Atanamayan öğretmen adayı sayısının 327 bini bulması.
*Üniversite mezunu işsiz sayısının 550 binlere çıkması.
*4 C ve 4 B gibi hukuk dışı personel istihdamının giderek her alanda yoğunlaşması.
*Tekel işçileri gibi özelleştirme mağdurlarının her geçen gün artması.
*Türkiye’nin imzaladığı uluslar arası sözleşmelere rağmen kamu çalışanlarına toplu sözleşme, grev ve siyaset hakkının hala verilmemesi.
*Yandaş kayırma anlayışının hemen hemen tüm alanlarda hakim olması.
*Vekaleten yönetme uygulamasının giderek yaygınlaşması.
*Parti devleti görüntüsünün giderek güçlenmesi.
*Hukuk dışı uygulamaların hakim kılınması.
*Her geçen gün kepenk kapatan esnaf sayısının artması.
*Dul, emekli ve yetimlerin göz ardı edilmesi
*Asgari ücretli ve çiftçilerin hatırlanmaması.
*Pastadan memurlara ayrılan payın her yıl azalması.
*Kurumların birbiriyle çatışmaları, bir kör dövüşünün yaşanmasıdır.

Bu problemlere daha başka problemleri eklemek mümkündür. Önemli olan, problemleri saymak yerine, oluşan problemlerin toplumumuzu ne hale getirdiğidir. İktidar yedi yılda kendisine verilen krediyi yeteri kadar değerlendirememiştir. Bu tespiti siyasi bir değerlendirme sonucu yaptığım zannedilmesin. Bu tespit ve sokaklarda yaşananlar üst üste konulduğunda, artık, insanlarımızın yedi yıl önceki umutlarının sönmeye başladığını görebilmek bir kehanet değildir. Dolayısıyla, yaşadığımız olaylar, toplumun derin bir umutsuzluğa sürüklendiğini çok net olarak gözler önüne sermektedir.

Yedi yıl önce 368 Milletvekili ile tek başına iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisinin, artık, yaşadığımız sosyal, ekonomik bir çok problemi çözeceğine pek çoğumuz inanmış ve sevinçle karşılamıştı. Ancak, aradan geçen yedi yıldan sonra bu inancın yerini, kaygı ve umutsuzluk almış görünmektedir.

Yukarda saydığım ve sizlerin de ekleyeceği problemleri düzeltmek adına bugüne kadar ciddi bir adım ve irade ortaya konulamamıştır. Yedi yıldır yapılan nedir? İşsizliği tavan yaptığı, çaresizliğin her ocağa kabus gibi çöktüğü bugünlerde, “Türkiye nereye gidiyor?” sorusunu sormayan aklı başında bir adam yoktur.

Bütün yaşadıklarımızdan sonra, İktidarın bir çok konuda vites küçültmesi gerektiği inancı bir çoğumuzun düşündüğü bir tedbirdir. Çatışma yerine diyalog arayışlarının güçlendirilmesi, belki genel seçimlere bir yıl kala biraz zor görülmekle birlikte, en azından söylemlere dikkat edilerek sağlanabilir. Bu konuda öncülüğü bizzat, Sayın Başbakan yapmalıdır, muhalefet partilerinin böyle bir sorumlukta öncelik sırasında olmadığı herkesin kabulüdür.

Küresel ekonomik krizin açtığı yaralar tedavi edilmeli, vatandaşın ekmeğine katık bulabilmesi için bir an önce gerekli tedbirler alınmalı, işsizliğin sona ermesi tam anlamıyla mümkün olmasa da, Türkiye tüm ekonomik imkanlarını bu uğurda seferber etmelidir.

Neredeyse asal personel istihdam modeli haline gelen sözleşmeli personel alımına bir son verilmeli, mevcut sözleşmelilerin tamamı kadrolu olarak istihdam edilmelidir. Özelleştirme sebebiyle işsiz, güvencesiz bırakılanlara yönelik olarak uygulanan 4 C modeli, kölelik çağrışımı yapmaktadır. Dünyanın gelişmiş hiçbir ülkesinde bu şekilde personel istihdamı bulunmamaktadır. Özelleştirilen kuruluşların tüm personelinin kazanılmış özlük hakları korunmalıdır. Bu sosyal devlet olmanın da bir gereğidir. “Bu işi daha ucuza yapacak binlerce insan bulunmaktadır.” gibi, ülke insanının ne kadar çaresiz bırakıldığını, kuru ekmeğe muhtaç hale getirildiğini kabullenen yaklaşımlar, ancak devlet yönetimindeki acziyeti gözler önüne serer, başka bir işe de yaramaz.

Ülkeyi yönetenler yandaş memur oluşturma gayretinden derhal vazgeçmelidir. Üç beş bin insanı kazanayım derken milyonlarcasını karşımıza aldığımız görülmek zorundadır. Kaldı ki, yanınıza aldığınızı zannettiğiniz insanlar da bugünü kurtarma telaşı ile sizin ipinize sarılan insanlardır. Daha emin, daha sağlam bir ip ucu bulduğunda, bu anlayıştaki insanların, bu yeni ipin ucuna sarılacağından kimsenin bir şüphesi olmamalıdır.

Başta devlet memurları olmak üzere, tüm dar ve sabit gelirlilerin pastadan payları gittikçe küçülmektedir. Mutlu azınlığın saltanatı, bu dönemde daha bir perçinlenmiş görünmektedir. Garip, gureba sözleri, fakir sofralarında boy göstermek gönlümüzü hoş etmekle birlikte, artık karın doyurmamaktadır. Vatandaş, artık, sözden çok, ocağına düşen ateşin söndürülmesini istemektedir. İnsanlarımız, artık işsiz çocuğuna iş, aşsız hanesine aş istemektedir. Güvence istemektedir, insanca yaşamanın, kendisi için de vazgeçilmez bir hak olduğunu düşünmektedir.

Kısacası insanlar, az laf, çok iş istenmektedir. Memuru, işçisi, esnafı, çiftçisi, emeklisi, işsizi bugün her şeyi sorgulamakta, her yaşananı değerlendirmektedir. Ülkeyi yönetenler çatışan siyaset modelinin bundan sonra prim yapmayacağını görmelidir. Değerler siyaseti, büyük bir taraftar kitlesi oluşturmuş olabilir, ancak bu taraftarların artık bağırmaktan, çağırmaktan mecalsiz kaldığı görülmelidir. Yedi yıldır birileri heybelerini tıka basa doldururken, heybesi hep boş bırakılmış, boş kalmış insanlar artık heybesinin içinde bir şey olmadığını görmekte ve bunu sorgulamaktadır.

Türk Eğitim Sen, bu ülkenin kaynaklarından beslenen, bu ülke insanlarından güç alan bir sivil toplum örgütü olarak bunları, bundan sonraki süreçte de seslendirmeye devam edecektir. Bir avuç mutlu azınlık dışında, yetmiş iki milyonu düşünmek, üyelerimizin hak ve hukukunu savunmak, gündeme getirmek bizim var oluş sebebimizdir.