GENEL BAŞKANDAN MİLLETVEKİLLERİNE MEKTUP(ERMENİ PROTOKOLÜ REDDEDİLMELİDİR)

Genel Başkan İsmail Koncuk, milletvekillerine bir mektup göndererek, Ermenistan’la imzalanan protokolle ilgili olarak kaygılarını ve uyarılarını dile getirdi. Büyük Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” prensibinin Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politika ilkesi olduğuna dikkat çeken Koncuk, “Herkes gibi biz eğitimciler de ülkemizin komşularıyla iyi ilişkiler kurmasını, bölgesel barışa katkıda bulunmasını ve yaşanan sorunların bir an önce çözülmesini pek tabiî ki arzulamaktayız. Fakat küresel güçlerin dayatmasıyla, ülkemizin dış politika kozlarının elinden kaçmasına, kardeş Azerbaycan’ın güveninin kaybedilmesine, devletimizi yönetenlerin Azerbaycan halkına ve dünya kamuoyuna ilan ettikleri taahhütlerin unutturulmasına müsaade edilmemesi gerektiğine inanmaktayız. Türkiye Cumhuriyeti büyük bir devlettir. Devletimizin, kararlarını hür iradesiyle alıp uyguladığını; başta ABD olmak üzere küresel güçlerin dayatmasıyla dış politikasını tayin etmediğini her zaman açık olarak gösterilmelidir. Fakat ne üzücüdür ki, Ermenistan’la yürütülen süreçte, bu anlamda ciddi kaygılar ortaya çıkmıştır. İmzalanan antlaşmanın, bir zorlama ve baskıyla yapıldığı ve nedeni anlaşılmaz bir aceleciliğin ülkemize dayatıldığı görülmektedir. Bu kaygılarımızı bir mektupla milletvekillerimize de iletmiş bulunuyoruz. İnanıyorum ki, büyük milletimizin menfaatlerinin ve devletimizin onurunun bekçisi olan TBMM üyeleri protokol metni önlerine geldiğinde gereğini yapacaklardır.” Dedi.

 

İşte Genel Başkanın milletvekillerine gönderdiği mektup:

 

 

12.10.2009

 

Sayın Milletvekilim;

Türkiye ile Ermenistan arasında 10 Ekim 2009 tarihinde İsviçre’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti Arasında Diplomatik ilişki Kurulmasına Dair Protokol” hususunda, kamuoyumuzda endişeli bir algı oluştuğu aşikar bir gerçektir.

Türk kamuoyunun çok iyi hatırladığı üzere; ABD Başkanı Obama’nın TBMM’de yaptığı konuşma sonrasında ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 6 Eylül 2008 tarihinde milli maç nedeniyle Ermenistan’a yaptığı ziyaretle birlikte hızlanan tartışma sürecinde, özellikle ülkemizdeki bazı siyasetçi ve sözde aydınların sıra dışı söylemleri vatandaşlarımız nezdinde büyük infial oluşturmuştu.

Bu gelişmeler üzerine Başbakan Tayyip Erdoğan sürece müdahale etmek zorunda kalmış ve ani bir kararla, 12 Mayıs’ta Bakü’ye bir ziyaret gerçekleştirerek hem Türkiye kamuoyunu hem de Bakü cephesini rahatlatmaya çalışmıştı. Başbakan, Azerbaycan temaslarında yaptığı açıklamalarda aynen şu cümleleri ifade etmişti: “…Burada sebep-netice ilişkisi söz konusudur. Yukarı Karabağ'ın işgali bir sebeptir, kapıların kapanması bir neticedir. Orası işgal edildiği için Türkiye kapıları kapatmıştır. İşgal ortadan kalkmadıktan sonra kapıların açılması da mümkün değildir…” Nitekim sayın Başbakan protokolün imzalanmasından bir gün sonra, yani 11 Ekim tarihinde partisinin MYK toplantısında yaptığı konuşmada da “Ermenistan işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmezse Türkiye olumlu bir tavır sergilemez” ifadesini kullanarak daha önce yapmış olduğu açıklamaları bir kez daha teyid etmiştir.

Sayın Başbakanın ifadelerinin şüphesiz ki, hem bizler hem Azerbaycan hem de uluslar arası kamuoyu için muteber olması gereklidir. Fakat protokol metninin içeriğindeki ifade ve tanımlamalar oluşan kaygıları giderememektedir. Çünkü, söz uçar yazı/belge kalır. Her ne kadar söylemlerimizde bir istikrar bulunuyor olsa da imzalanan belgelerdeki taahhütler ve ortaya çıkaracağı muhtemel sonuçlar kaygılarımızı doğrulamaktadır.

Her bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi biz Türk eğitimcileri de, ülkemizin komşularıyla iyi ilişkiler içerisinde bulunarak bölgesel barışa katkı sağlayan ve sorunların çözümü sürecinde etkin rol olan bir ülke olmasını içtenlikle arzulamaktayız. Bu anlamda ortaya konulan tüm niyet ve girişimleri de sonuna kadar desteklemekten geri duramayız.  Lakin, Ermenistan’la ilişkilerimizde, son aylarda bir panik havası ve acelecilik içerisinde yürütülen sürecin, çok sağlıklı işlemediği hususunda toplumumuzda yerleşik bir kanaat oluşmuş bulunmaktadır. Oluşan kaygılar giderilememekte; akla gelen sorulara Hükümet tarafından tatmin edici cevaplar verilememektedir.

Sayın Milletvekilim;

Siz, millet adına ülkemizin geleceğini tayin edecek kararlara imza atıyorsunuz. İmzalanan protokolle alakalı olarak, aşağıda bir kısmını sıraladığımız kaygılarımızı taşıdığınıza ve karar anı geldiğinde millet adına gereğini yapacağınıza inanıyoruz. Bu haklı ve milli kaygılara, iktidar partisinin tatmin edici açıklamalar getirememesi durumunda da küresel güçlerin dayatmasıyla ülkemizi mecbur kılan bu antlaşmaya, TBMM’de geçit vermeyeceğinizi ümit ediyoruz.

Öncelikle, protokolün İsviçre’de imzalanmış olması başlı başına anlaşılmaz bir durumdur. Çünkü, biliyoruz ki, İsviçre’de “Türkler Ermenilere yönelik bir soykırım uygulaması gerçekleştirmemiştir” gibi bir cümleyi zikretmek dahi kanunen suçtur ve cezalandırılır. Yani iki ülke arasındaki anlaşmazlıklar konusunda İsviçre tarafsız bir devlet olarak durmamaktadır.

Sayın Başbakanın dediği gibi, iki ülke arasındaki sınırın kapatılmasının nedeni olan Karabağ işgaline dair protokolde tek bir atıf ve ima dahi yokken; “…Bu Protokolün yürürlüğe girmesinden itibaren 2 ay içerisinde ortak sınırın açılması hususunda anlaşmışlardır,” Hükmüyle ülkemizin kendini bağlıyor olması anlaşılmazdır.

Protokole göre oluşturulacak Tarih Komisyonu’nun işlevi de muğlak ifadelerle geçiştirilmiştir. Yani komisyonun ne amaçla kurulacağı metinde açık olarak belirtilmemiştir. Bu durumda 1915 olaylarının aydınlatılması hedefinde bir hayal kırıklığı yaşanması kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca, protokolün imzalanmasından iki ay sonra sınır kapısının açılacağı düşünülürse, oluşturulan komisyonun ucu açık bir takvim çerçevesinde çalışacak olması ve neticede soykırım iddialarına bir açıklık getiremeden çalışmasını tamamlaması halinde ne olacaktır? Sınırın açılması dışında kimin ne kazanımı olacaktır? Böylesi bir tablo Ermenistan açısından büyük bir diplomatik zafer; Türkiye açısından tarihi bir hezimet ve diplomatik bir utanç olmayacak mıdır?

“Dış politika bir alış veriştir, pazarlıktır. Siz bir adım gideceksiniz, karşı taraf bir taviz verecek. Bakınız, Ermenistan da iddiasından vazgeçmiş ve protokoldeki ‘İki ülke arasındaki mevcut sınırın uluslar arası hukukun ilgili antlaşmalarında tarif edildiği şekliyle karşılıklı olarak tanındığını teyit ederek…’ hükmüne imza atarak sınırlarımızı tanımıştır.” Tezlerini öne sürenlere de şunu söylemek isteriz ki; 72 milyon nüfusu, dünyanın beşinci büyük gücü olan ordusu, BM ve NATO Güvenlik Konseyi üyesi, ekonomisiyle bölgenin en güçlü devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarını tanıyor olmak, Ermenistan için bir taviz midir?

Netice itibariyle; bu protokol mevcut hükümleriyle hayat bulduğunda, Ermenistan bize karşı kullandığı bir dış politika kozunu kaybetmiş olmuyor. Fakat biz sınırı açtığımızda; hem Diaspora’nın mevzi kazanmasına, hem Karabağ’ın ebediyyen Ermenilerde kalmasına ve hem de elimizdeki tek dış politika kozumuzun yok olmasına neden olacağız.

Ayrıca, başta Aliyev olmak üzere Azeri yetkililerin yaptıkları açıklamalardan anlaşıldığı üzere, kardeş Azerbaycan’ı da kaybetmiş olacağız. Duygusal kırılmalar bir tarafa; Türkiye, Kafkaslar politikasındaki en büyük ve sadık destekçisi bir ülkeyi kaybetmekle kuzey bölgemizdeki etkinliğini de yitirecek; bunun da önemli siyasi ve ekonomik sonuçları olacaktır. 
            Sayın Milletvekilim;

İşte bu gerçekler doğrultusunda, Türk Milleti adına Sayın Başbakana çağrıda bulunarak; hem milletimize hem de Azerbaycan halkına verdiği sözü unutmamasını hatırlatmalısınız.

İnanıyoruz ki; Anadolu’daki son Türk Devleti’ni kuran iradenin ruh bulduğu mekan olan TBMM, bu milli hususta da aynı ruhla gerekeni yapacaktır.

Saygı ve ümitle arz ederiz.

 

İsmail KONCUK

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı

Uluslararası Avrasya Eğitim Sendikaları Birliği Başkanı