2008 YILI BÜTÇESİ HAYAL KIRIKLIĞI YARATTI
Her alanda olduğu gibi mali alanda da direktiflerle hareket eden hükümet, bu yıl da eğitimi arka plana atmıştır. Zira Milli Eğitim Bakanlığı’na ayrılan oran, eğitimin temel ihtiyaçlarını karşılamaktan oldukça uzaktır. Okul, derslik, öğretmen açığı öğrenci sayısının artmasıyla birlikte biraz daha büyümektedir. Öte yandan okullar maddi imkansızlıklar dolayısıyla bilgisayarsız, laboratuarsız ve kütüphanesizdir. Ders araç-gereçleri öğrencilerin beklentilerine cevap vermemektedir. Hala öğretmensiz okul, okulsuz köyler bulunmaktadır.

Oysa insana yapılan yatırım öncelikli olmalıdır. Bir ülkenin kalkınması, uluslararası alanda rekabet edebilmesi eğitilmiş insan gücüne bağlıdır. Şayet sınırlı kaynaklarla insan eğitmeye kalkarsanız, verim elde edemezsiniz. Kaliteli eğitim vermek, kalifiye insan yetiştirmek eğitime yapılan yatırıma bağlıdır.

Ne yazık ki siyasi erk, sık sık “Milli Eğitime en çok bizim iktidarımız döneminde pay ayrıldı” şeklinde övünmektedir. Ancak; Türkiye örnek alınan AB ülkelerinin o kadar gerisindedir ki, bu ayrılan bütçe, eğitimin dağ gibi sorunlarının yanında hiçbir anlam ifade etmemektedir.
Bakınız; Türkiye’de OECD standartları göz önüne alındığında ilköğretimde derslik açığı 199 bin 354, ortaöğretimde ise 41 bin 779’dur. Çağ nüfusunun tamamının okula gitmesi durumunda ise derslik açığı okul öncesinde 229 bin 187, ilköğretimde 218 bin 366, ortaöğretimde ise 66 bin 729 olacaktır.

Öğretmen açığı ise; OECD standartlarına göre öğretmen açığı ilköğretim 239 bin, ortaöğretimde ise 66 bin 975’dir. Bu rakamlara çağ nüfusu da eklendiğinde öğretmen açığı ilköğretimde 263 bin 88, ortaöğretimde 112 bin 184 olacaktır.

6-16 yaş grubu arasında 1 milyon 723 bin 504 öğrenci okula gitmemektedir. Bunun 1 milyon 210 bin 55’ini kız öğrenciler oluşturmaktadır.
Üstelik, OECD ülkelerinde yükseköğretimi bitirenlerin oranı Türkiye’dekinin ortalama 3 katıdır. OECD ülkelerinde devlet bütçelerinden eğitime ortalama yüzde 13.3 oranında pay ayrılırken, bu rakam Türkiye’de 2007 bütçesine göre yüzde 10.4’tür. Lüksemburg’ta bir öğretmenin maaşı, Türkiye’dekinin ortalama 9 katıdır.
Şimdi sormak istiyoruz: Türkiye bu rakamlarla mı çağdaş ülkelerle yarışacaktır? Türkiye bu bütçeyle mi nitelikli ve kaliteli eğitim verecektir?

Görünen köy kılavuz istemez. Eğitim ciddi bir dar boğazdadır. Bu darboğazı aşmanın yolu ise eğitime gereken hassasiyeti göstermek ve yatırımları artırmaktan geçmektedir. Aksi taktirde Milli Eğitim, beklenen hizmeti veremeyecek ve Türk Milli Eğitim sistemi yavaş yavaş çöküş dönemine girecektir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.