KAMU ÇALIŞANLARININ PAZARLANMASINA SEYİRCİ KALMAYACAĞIZ

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk ART’de yayınlanan Eğitim ve Toplum programına katılarak önemli açıklamalarda bulundu.

Yeni Sendikalar Kanununun hala çıkmadığını kaydeden Koncuk şunları söyledi: “Hükümet referandumun üzerinden 16 ay geçmesine rağmen hala yeni Sendikalar Kanununu çıkarmadı. Bu nedenle 1 Ocak 2012 itibariyle kamu çalışanlarının ve emeklilerin alması gereken zam oranı belli değil. Bu bizim değil, Hükümetin suçudur. Sendikaların bu konuda sorumluluğu yoktur. Ancak toplu sözleşme öncesinde kamu çalışanlarının aleyhine bir durum yaratabileceğini düşünerek ‘zam oranı belirlenmesin’ diye talepte bulunmak durumunda kaldık. Çünkü; Hükümet kamu çalışanlarına mesela 3+ 3 rakamını bugün resmen vermiş olsa, ‘bundan daha fazlasını toplu sözleşmede görüşeceğiz’ şeklinde bir yaklaşım benimsense kamu çalışanları daha büyük zarar görür. Masaya bir rakamla oturursak, bu sefer Kamu İşveren Kurulu bu rakamı korumak adına ciddi bir direnç içerisinde olacaktır. Dolayısıyla masadaki üç büyük Konfederasyonun işi zorlaşır. Zam oranının bir iki ay gecikmeli de olsa toplu sözleşme masasında belirlenmesi önemlidir. Türkiye Kamu-Sen olarak toplu sözleşme masasında kamu çalışanlarının kayıplarının yüzde 1-1.5 oranında artırılarak verilmesini talep edeceğiz. İki aylık gecikmenin tek sorumlusu hükümettir. Hükümet bu sorumluluğu taşımak zorundadır. Toplu sözleşmede hangi zam oranı belirlenirse belirlensin, bunun iki aylık gecikme zammı olarak ödenmesini isteyeceğiz.

Öte yandan Sendikalar Kanunu Taslağı 20-25 gün içinde yasalaşır. Ancak bu, arzu ettiğimiz bir kanun değildir. Neden? Sendika Kanununda uluslararası sözleşmeler yok sayılarak taraflar oluşturulmuştur. Türkiye Kamu-Sen’in 400 bin, Kesk’in 232 bin, Memur-Sen’in 515 bin üyesi vardır. Ancak biz bu kanunda sadece bir Konfederasyonu öne çıkarma gayreti görüyoruz. Hükümet, bu kanunu toplu sözleşme masasında tüm sorumluluğu Memur-Sen’e veren bir anlayışla yapmıştır. Bu, Hükümetin ‘senin adamın’, ‘benim adamım’ anlayışıyla hareket ettiğini gösteriyor. Taraflar Kamu-Sen, Kesk ve Memur-Sen’dir. Ancak tek bir tarafın imzasıyla toplu sözleşme yapılıyor. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na itiraz hakkımız da yok. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na en çok üyeye sahip sıfatıyla sadece Memur-Sen itiraz edebiliyor. Masada kamu çalışanlarının satıldığını görüyoruz ama hukuken itiraz edemiyoruz. Sendikacılık salt kanunlarla verilen bir hak değildir. Türkiye Kamu-Sen’in ağırlığını ortadan kaldırma gayretini görüyoruz ama bunu başaramazsınız. Çünkü sendikacılık kanunlar arkasına sığınılarak yapılan bir faaliyet değildir. Uluslararası sözleşmelerden doğan hakkımız vardır. Biz bu hakkımızı alanlarda kullanırız. Yandaşlarınızla bize itiraz hakkı vermeyebilirsiniz, ama bizim meydanlarda eylem yapma, grev yapma hakkımızı elimizden alamazsınız. Eğer kanunun vermediği bir hakkı benim aleyhimde kullanırsan, ben de uluslar arası hukuktan doğan hakkımı kullanırım. Hükümet adam gibi toplu sözleşme yapmak istiyorsa, kamu çalışanlarını memnun etmek istiyorsa, diğer Konfederasyonları yok sayamaz. Mutabakat için üç büyük Konfederasyonun ‘evet’ demesi gerekir. Kimse Türkiye Kamu-Sen’in yandaşlarla toplu sözleşme masasında sohbet toplantısına ‘evet’ demesini beklemesin. Sarı sendikanın kamu çalışanlarını pazarlamasına seyirci kalacağımızı, buna alet olacağımızı düşünenler büyük hayal kırıklığı yaşayacaktır. Haklarımızı vermezseniz sizi rezil etmesini de biliriz. Konuyla ilgili Grup Başkanvekillerini de ziyaret edeceğiz. Bu kanun taslağında hangi değişiklikler olması gerektiğini sözlü ve yazılı olarak ileteceğiz. Kendilerine yakın Konfederasyonla kol kola girerek, toplu sözleşme masasını dikensiz gül bahçesine çevireceğini zannetmesinler. Alanlar dikenlidir. Bu hakkı kullanırız. İnşallah bu hatadan en kısa zamanda dönerler. Sendikalar Kanununu destekleyen sendikalar da daha aklı-selim karar vermelidir. Esasen ateşten gömlek giydiklerinin farkında olmalılar. Toplu sözleşmenin sonuçlarını tek başına omuzlama riskini göze alan sendika ciddi bir kusur içinde olacaktır. Siz eylem yapma yürekliliğinde bir Konfederasyon değilseniz, toplu sözleşme masasında nasıl etkili olacaksınız? Kim sizden korkar? Ağam, paşam dediğiniz insanlarla o masada nasıl pazarlık yapacaksınız?

Kamu çalışanları da sendikal tercihlerini ortaya koyarken neleri kaybetme riski içinde olduklarını bilmelidir. 657 sayılı DMK değiştirilerek kamu çalışanlarının devlet memurluğu sıfatı ortadan kaldırılmak ve iş güvenceleri ellerinden alınmak isteniyor. Bu tehditlere karşı Tüm kamu çalışanlarının şuurlu olması lazım.”

 

Yaklaşık 2 milyon kişinin eşit işe eşit ücret uygulamasından faydalanamadığını da kaydeden Koncuk, “Bunun düzeltilmesi için yaklaşık 6 hafta eylem yaptık. Ancak Hükümet kulağının üstüne yattı. 14 Ocak tarihinde de saat 12: 30’da Maliye Bakanlığı önünde olacağız Bu sorun çözülmezse eylemlerimiz devam edecek. Yarın 50 bin, 100 bin kişiyle eylem yaparız, iş bırakma eylemleri yaparız. Neden kapalı kapılar ardında uygulamalar yapılıyor? Çalışanların pastadan hak ettikleri payı almalarını sağlamak bizim varlık sebebimizdir.”

 

Öğretmen atamaları soruna da değinen Genel Başkan, “ Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, şu anda 126 bin öğretmen ihtiyacımız olduğunu, 2012 yılı sonu itibariyle de 138 bin öğretmen ihtiyacı olacağını açıklamıştı. Türk Eğitim-Sen’in tespitlerine göre ise öğretmen ihtiyacı 200 bin’dir. Milli Eğitim Bakanına ‘Şubat’ta atama yapacak mısınız?’ diye soruyorum. Bakan, ‘tarih veremem’ diyor. Milli Eğitim Bakanı’ndan tarih alamayacaksak, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’ten mi tarih alacağız? Ne yazık ki öğretmen atamasının hangi tarihte yapılacağını, kaç öğretmenin atamasının yapılacağını bilmeyen bir Milli Eğitim Bakanımız var. Hükümet arasında bu konuda koordinasyon bozukluğu olduğunu da düşünüyorum. Sayın Başbakan bu olayı seyretmesin. Ataması yapılmayan öğretmenlerin problemini çözmeyen bir anlayış varken, yarın zorunlu eğitim 13 yıla çıkarıldığında Türkiye’yi eğitim-öğretim davasında hangi problemlerin bekleyeceğini birilerinin açıklaması lazım. Türkiye’de adam gibi öğretmen atama politikası ortaya konulması lazım. İşler kitapta yazdığı gibi yürümüyor. Öğretmen atamaları konusunda tarih vermemek, öğretmen ataması yapmamak olmaz. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Nimet Çubukçu adına özür diledi ama göreve geldiği günden bugüne kadar sadece 11 bin öğretmen ataması yaptı. Mesele problem çözmektir. Sayın Bakan ‘bu problemi çözmek adına hangi iradeyi ortaya koydun?’ Milli Eğitim Bakanıyım diye böbürlenmenin anlamı yok. Sayın Bakan; ‘ya bu problemi çöz ya da o makamda boşu boşuna oturma.’ Türkiye bu problemi daha fazla taşıyamaz. Bu gençleri sokağa terk ederek Türkiye’yi yarınlara taşıyacağız iddiasında olamazsınız. Öğretmen atamaları konusunda tarih veremeyen, 20 bin öğretmen ataması bile yapamayan Bakan Dinçer’den umudumu kesmek üzereyim. Ama Başbakanın bir şeyler yapması lazım. Sayın Başbakan da maalesef seyrediyor. Sayın Başbakan talimat versin, Şubat’ta en azından 25-30 bin atama yapılsın. Ama Hükümetin bize 44 bin öğretmen ataması borcu var. Bunu unutmadık.”

 

Genel Başkan Koncuk, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in özür grubu tayinleri ile ilgili verdiği sözü tutmamasını da eleştirerek, “Akademisyen kimliğe sahip bir Milli Eğitim Bakanının öğretmenlerin yüksek lisans yapma hakkını özür grubuna gerekçe olmaktan çıkarması utanç verici bir durumdur” diye konuştu.