4 NİSAN’DA SESİMİZİ YÜKSELTECEĞİZ

         GENEL BAŞKAN: “4 NİSAN’DA SESİMİZİ YÜKSELTECEĞİZ, BU MEYDAN  BOŞ DEĞİL,  AKLINIZI BAŞINIZA ALIN DEVLET MEMURUYLA OYNAMAYIN DİYECEĞİZ”

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk 01 Nisan 2015 tarihinde Ankara 3 No’ lu Şubenin istişare toplantısına katıldı. Toplantıda Genel Merkez Yönetim Kurulu, Şube Başkanı, Şube Yönetim Kurulu Üyeleri, İlçe ve İşyeri Temsilcileri, hazır bulundu.

Teröristler tarafından Çağlayan Adliyesi’nde şehit edilen savcı M. Selim Kiraz’a rahmet dileyerek  her türlü terör faaliyetini Türkiye Kamu-Sen olarak  lanetlediklerini belirterek  konuşmasına başlayan  Koncuk; “ Umarız bu terör eylemlerinden de birileri nemalanmaya çalışmaz. 7 Haziran 2015 seçimleri öncesinde Türkiye’nin önüne yeni tuzaklar mı kuruluyor? Yeni hesaplar, senaryolar mı sergileniyor, bunu bilmiyoruz. Fakat millet olarak bu olaylardan  artık sonuç çıkarmamız lazım. Bugünlerde birileri yeniden bastı düğmeye! Seçime 65 gün kala yapılan bu terör eylemleri manidardır. Gezi olaylarında hayatını kaybetmiş olan Berkin Elvan’ın ailesine Allah sabır versin. Terör eylemlerini   Berkin Elvan’ın ölümü üzerinden kurgulanmak istenen birtakım senaryolar  olarak düşünüyorum.” dedi.

        Maalesef Türkiye yol geçen hanına döndü! Ben kimsenin bu ülkede can güvenliğinin olduğunu düşünmüyorum.

Son zamanlarda yaşanan terör nedeniyle olaylarının Türkiye’nin güvenlik zafiyetini de ortaya koyduğuna vurgu yapan Koncuk; “ Bu ülkenin Milli İstihbarat Teşkilatı ne iş yapıyor? Savcısını dahi koruyamayan bir ülke, vatandaşını nasıl koruyacak? Bu sorgulamaları  aslında bizim yapmamız gerekir. Maalesef  Türkiye yol geçen hanına döndü! Ben kimsenin bu ülkede can güvenliğinin olduğunu düşünmüyorum. Maalesef ülkemiz,  iyi yönetilmiyor. Bu ülkede ne insan haklarının gelişmişliğinden bahsedebilmem mümkün, ne de hukukunun, evrensel hukukla eş değer olduğunu söyleyebilmek mümkün, ne de ayrımcılığın olmadığını    iddia etmek mümkündür.” dedi.

        Türkiye’ de adil gelir dağılımını sağlamak adına bir iradenin varlığından bahsedebilmek mümkün değildir. Her evde bir ya da birden fazla işsiz gencimiz var. Kimisi üniversite, kimisi yüksekokul mezunu. Türkiye genç nüfusta  işsizlik bakımından çok kötü günler yaşamaktadır.

Türkiye’de eşit gelir dağılımı olmadığını, bunun yanında işsizliğin de gün geçtikçe arttığını ifade eden Koncuk, “Türkiye’de adil gelir dağılımını sağlamak adına bir iradenin varlığından bahsedebilmek mümkün değildir. Her evde bir ya da birden fazla işsiz gencimiz var. Kimisi üniversite, kimisi yüksekokul mezunudur. Türkiye genç nüfusun işsizlik bakımından çok kötü günler yaşamaktadır.  Türkiye’de yüzde 20‘ leri aşan genç işsizlik oranı var. Tüm bunların yan sıra adaletsiz yönetim anlayışından dolayı çalışanlarda ciddi sıkıntılarla boğuşmaktadır. Kamu çalışanla kamplaştırılmakta, adete aralarına kan davası sokulmaktadır. İşte MEB’in durumu… Bu kötü gidişi en iyi görebilen bana göre eğitim çalışanları olmalıdır. 2014 yılının Haziran ayından bu yana, Milli Eğitim Bakanlığın’ da yaşanan operasyonlar hepimizin malumudur. Milli Eğitim Bakanlığın’ da son bir yılda operasyonları, kara bir leke olarak görüyorum. Bu durumu kabul eden, sindirebilen vicdan asla vicdan değildir! Dünyaya bakış açısı ne olursa olsun, alın teri dökmüş binlerce insanı, adeta birileri katlederken bunu alkışlayan, zulme göz yumanları kınıyorum.

Bu kutuplaştırıcı anlayışla Türkiye’ de insanların huzuru, mutluluğu yakalaması mümkün değildir. Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen olarak insan haklarını korumaya yönelik açıklamalar yaptık. Bizim vurgumuz; hak edenin bir yerlere getirilmesi olmuştur. Eğer bir ülkede hak eden hak ettiğini alamıyorsa, hak etmeyenler hak edenlerin geleceği yere geliyorsa o ülkede huzurdan, mutluluktan bahsedebilmek mümkün değildir. Özellikle de Türkiye’nin geleceğinin sorumluluğunu yüklenmiş bir kurumunda yaşanıyorsa bu ayıpların en ayıbıdır. Sayın Nabi Avcı bu haksızlıklar senin kurumun yaşanırken öbür dünyada bunun hesabını nasıl vereceksin? Yeter ki Bakanlık koltuğu gitmesin diye haksızlığa, hak gaspına seyirci kaldın, bizler seni nasıl yad edeceğiz? Elbette ki iyi anmayacağız. MEB tarihine kara bir leke olarak geçeceksin. Yüce Allah’ın yaradılışımızda bize yüklediği o kadar çok misyon var ki; bu misyonu ne kadar yerine getirebiliyoruz diye düşünmemiz lazım. Yüce Allah’ın ayetinde dediği gibi ‘Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’ Adına eğitimci dediğimiz, aydın dediğimiz kişilerin diğer insanlardan çok daha farklı yerde olması gerekir.” dedi.

         Bu milletin gelecek davasını, eğitim çalışanlarının omuzlarına yüklenmiş en önemli sorumluluk olarak görüyorum. Toplumun dinamiği dediğimiz insanların kaybedilmesi sendikamız açısından bir kayıp değil, aslında milletimizin geleceği açısından kayıptır.

Sendikal tercihlerin önemine vurgu yapan ve gelecek davasında toplum için öğretmenlerin önemini belirten Koncuk, “Bizler sendikacılığı tanımlarken, insanlarımızın şahsiyetlerini yüceltme, onurlarını ezdirmeme mücadelesi olarak gördük. Bu mücadelede yanımızda olan arkadaşlarımıza da  teşekkür ediyorum. Ülke olarak zor günler geçiriyoruz. İnsani değerlerin erozyona uğradığı ve değerlerin kirletildiği bir dönemden geçmekteyiz. Ne mutlu ki bu kirlilik içerisinde temiz kalmayı başarabilen insanlara. Ben o anlamda herkese teşekkür ediyorum Allah hepinizden bin kere daha razı olsun. Bu milletin gelecek davasını, eğitim çalışanlarının omuzlarına yüklenmiş en önemli sorumluluk olarak görüyorum. Toplumun dinamiği dediğimiz insanların kaybedilmesi sendikamız açısından bir kayıp değil, aslında milletimizin geleceği açısından kayıptır. Biz bir öğretmeni kaybettiğimizde neleri kaybediyoruz? Bu milletin geleceği için mücadele edenlerin azminin kaybedildiği anlamına geliyor. Yaptığımız işin basit bir iş olmadığını; çok daha ulvi anlamlarla dolu olduğunu eğitim çalışanları zaten bilmektedir. Bizler gibi düşünen insan sayısının artması; Türkiye’nin geleceğini omuzlayacak insanların artması demektir. Bir iken iki, üç olmayız. Bunu yapmalıyız. Hep birlikte bu mücadeleyi sergilersek ve bu inançla, mücadelenin içerisinde olursak başarabiliriz.” dedi.

         4 Nisan 2015 tarihinde Ankara’da büyük bir miting gerçekleştireceğiz.   Tüm           illerimizden gelen Türkiye Kamu-Sen mensupları ile Kolej Meydanını inleteceğiz.

4 Nisan Cumartesi günü yapılacak mitingi ile  2 milyon 600 bin kamu çalışanı için ses verileceğini söyleyen  Koncuk, “ 4 Nisan 2015 tarihinde Ankara’da büyük bir miting gerçekleştireceğiz. Tüm illerimizden gelen Türkiye Kamu-Sen mensupları ile Kolej Meydanı’nı inleteceğiz. 4 Nisan neden önemli? Çünkü o gün 7 Haziran 2015 seçimleri öncesinde insan hakları ihlali yapan siyasi iktidara ültimatom vereceğiz. Düşünün, öylesine şımarık bir iktidar anlayışı var ki Türkiye’de, öylesine şımarmış, ayakları yere basmayan, tepkileri, görmezden gelen bir iktidar anlayışı var ki; 2 milyon 600 bin kamu çalışanının gözüne baka baka “ Biz devlet memurluğu kavramını kaldıracağız, sizi istediğimiz zaman kapının önüne koyacağız diyebiliyor. Biz buna izin vermeyeceğiz” dedi.

        Eğer bu iktidar, 2015 genel seçimlerinde iktidar olma yetkisini devam ettirirse,                     Anayasa’nın 128. Maddesini değiştirecek.

Kamu çalışanlarının iş güvencesinin tehdit altında olduğunu kaydeden Genel Başkan Koncuk sözlerini şöyle sürdürdü: Türkiye Kamu-Sen olarak Türkiye- AB Karma İstişare Komitesi üyesiyiz. Söz konusu toplantıda bir konuşma yaptım. Şimdiki Cumhurbaşkanı’na ‘ yargı hakkını kısıtlama Torba Yasayla yapılan düzenlemelerin, kanunların bazı insanları kamudaki görevlerinden almaya yönelik olduğunu, bunun yüzbinlerce kamu çalışanının tepkisine yol açacağını söyledim.’ Değerli arkadaşlarım siyasal iktidar Anayasa’yı değiştirme gücüne sahip olurlarsa, birçok maddeyi değiştirecek. Değiştirecekleri maddelerden birisi de Anayasa’nın 128. Maddesi olacaktır. Geçtiğimiz yıl  Anayasa’nın 128. Maddesini değiştiremedikleri için Torba Yasa’da bir düzenleme yaptılar. Bu düzenleme, devlet memurlarının yargı haklarını ellerinden almaya yönelik bir düzenlemeydi. Mesela haksız yere işten atılırsanız, dava açıp kazandığınızda 30 gün içinde işe iade ediliyorsunuz. Ama öyle bir kanun çıkardılar ki, dava açıp kazansanız dahi bunu iki yıl içinde uygulama hakkını idareye veriyor. Hatta kararı 2 yıl içinde uygulamayan idareci hakkında ceza davası açma hakkınız bile elinizden alınıyor. Bizleri iş güvencesinden yoksun  hale getirmeye çalışıyorlar. Türkiye’de iş güvenceli çalışan oranı yüzde 50 dahi değilken, bu oran Hollanda’da yüzde 98’ dir. Bunları anlattığımda Sayın Erdoğan ‘ Dünyanın neresinde işçi- memur ayrımı var’ dedi. Anladım ifadelerini kullandı o günden bugüne neyi anladı merak ediyoruz?

 Şunu söylemek istiyorum; Bunların kafalarında iş güvencesiz çalışan modeli var karşısında direnebilecek bir sendikal güç görmek istemiyorlar. 450 Bin üyeli Türkiye Kamu-Sen’i en büyük engel olarak görüyorlar.  Bize nasıl bir gelecek hazırlandığının farkına varılması lazım. Bu kirli senaryoyu ve yandaş sendikanın yaptıklarını aklı başında bütün devlet memurlarının görmesi gerekir. Artık keyfi olarak sendikal tercih ortaya koyamayız. Müdür, müdür yardımcısı olmak için yandaş sendikaya üye olayım anlayışı olamaz. Yarın iş güvenceniz gittiğinde bu makamların mevkilerin ne önemi kalır. Ey memur arkadaşım artık görmelisin; Seninle kedinin fareyle oynadığı gibi oynamak isteyen, iş güvenceni elinden almak isteyen bir siyasal iktidar var.

         Daha önce kime oy vermiş olursanız olun  ama önce kendi geleceğinize oy verin. Memuru düşman gibi görenlere dostça yaklaşmak asla akıllı insanların işi değildir.

“ Daha önce kime oy vermiş olursanız olun ama 7 Haziran’da  önce kendi geleceğinize oy verin. Memuru düşman gibi görenlere dostça yaklaşmak asla akıllı insanların işi değildir. Evlatlarımızı nasıl bir çalışma hayatının beklediğini göremeyenlerin durumu vahimdir. Günü birlik düşünme iradesi olanların geleceği de olamaz. Türkiye Kamu-Sen’i tercih etmek memurlar için bir keyfiyet değil, mecburiyet haline gelmiştir. 4 Nisan’da sesimizi yükselteceğiz, bu meydan boş değil, aklınızı başınıza alın, devlet memurlarıyla oynamayın diyeceğiz. Sadece bu iktidara değil muhalefet partilerine de seslenmek ve devlet memurlarına saygı duyulması gerektiğini herkese öğretmek zorundayız. Onun için bu mücadelen galip çıkmak zorundayız. Bunu hep birlikte bir irade ortaya koyarsak başarabiliriz.

Bu ülkenin geleceğinin kollanması için, kamu çalışanlarının  hakları için ortaya koyduğunuz mücadele için, hepinize teşekkür ediyorum; Biz rızkı Allah’tan bekleriz,  kuldan beklemeyiz, bizler kadere iman ederiz.  Kaderimizde ne varsa onu yaşarız. Hiç kimsenin önünde diz çökmeyelim.  Bizler sadece Allah’a boyun bükmeliyiz.” şeklinde konuştu.