GENEL MERKEZ YÖNETİM KURULU ÜYELERİ BUCAK`TAYDI

Genel Merkez Yöneticileri teşkilat  ziyaretlerine devam ediyor. Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan ile Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir sendikal faaliyetlerde bulunmak üzere Burdur/Bucak’taydı. Toplantıya Burdur Şube Başkanı, Orhan Akın, Yönetim kurulu üyeleri, Bucak ilçe temsilcileri  ve yönetim kurulu üyeleri, İlksan Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Torun, Kadın Kolları başkan ve üyeleri ile çok sayıda eğitim çalışanı katıldı.

Toplantıda bir konuşma yapan Genel Basın ve Dış İlişkiler Sekreteri Sami Özdemir gündemi değerlendirdi. , “Kadınlarımız bizim baş tacımızdır. Eğer kadınlarımız olmazsa biz olmazdık. Annelerimizde, eşlerimiz de, kız evlatlarımızda kadın. Bu anlayışla kadınlarımıza değer vermeliyiz.” dedi.

12 yıllık  zaman dilimi içerisinde,  AKP iktidarının  kamu çalışanlarına ve eğitim çalışanlarına yaptıkları kabul edilir gibi değil. İktidar, Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim Sen ‘in daha az üye kaydetmesi noktasında bir gayret ortaya koyuyor. Özellikle İl Genel Meclisi üyeleri, Muhtarlar, İlçe Başkanları, bunların yaptıkları bizi yıldıracak mı? Asla yıldırmayacaktır. Biz, mücadelemize her zamankinden daha fazla gayret göstererek devam ediyoruz.                                                                 

Katılımcılara seslenen Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Özdemir bu mücadelenin asıl merkezinin üyeler olduğunu ifade etti, “Benim görev dahilim içerisinde basın olduğundan sizlerden ricam,  dergilerimizi, afişlerimiz, broşürlerimizi daha çok kişiye ulaştırmanızdır. İş yeri temsilciliklerin panolarını mutlaka güncelleyelim. Bizim için web sayfasının kullanılması çok önemlidir. Çünkü  Türk Eğitim-Sen’in çalışmaları hakkında bilgi almanızı istiyoruz. Web sitemiz sayesinde eğitimde yaşanan bir çok sorunun ve o sorunun cevabını bulabilirsiniz. Sizden aldığımız fikirlerle kararlar alıyoruz. Diğer sendikalar gibi bir yerlerden emir almıyoruz.  Bir tanesi ağa babalarından emir alırken diğeri de kandilden emir alarak sendikacılık yaptıklarını zannediyorlar. Türk Eğitim-Sen, olarak gerek kişiliğimizle gerekse sendikal olarak, üyelerimizin  başını öne eğdirecek hiçbir davranış içinde olmadık. Her zaman başımızı ve başınızı dik tutacak mücadeleler veriyoruz.” dedi.                       

Özdemir, “Sayın Cumhurbaşkanı bir türlü siyasetten kopamıyor. Çünkü siyasetten koptuğu an kendi geleceği de kopacak.400 milletvekili istiyor. Neden? Çünkü 400 milletvekili istediği zaman Anayasayı değiştirecek, başkanlık sistemini getirecek, Türkiye bölünecek ve eyaletlere ayrılacaktır.”                                                          

Anayasanın 128. Maddesi ‘Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.’ Bu madde bizim iş güvencemizdir. Ama iktidar devletin işleri çalışanların tarafından yürütüldüğü dediği an, bunun içine 4-B’4-C,Taşeron firmalar ve buna benzer, bizim çalışma hayatımızı garanti altına almayan çalışma modelleri oluşturuyorlar.                  

Cumhurbaşkanı, Başbakan iken  Pakistan dönüşü gazetecilerin ‘Sayın Başbakan bu adamlar sizleri dinliyor, sizlerin hakkınızda dava açıyor, zor bir şey değil  polisleri, savcıları neden toplamıyorsunuz?  Şeklinde ki sorusuna ‘ Bu 657 var ya, bizim elimizi kolumuzu bağlıyor’ cevabı vermişti. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı,  Bu konuları bahane ederek; kamu  çalışanlarının  iş güvencesini elinden almak istiyor. Kamu çalışanlarının geleceğini, taşeron firma patronlarının inisiyatifine bırakacak.                                 

Geçmişte Tekel İşçilerinin de iş güvencesinin ellerinden alındığını belirten Özdemir, ”Türkiye Kamu-Sen Tekel işçilerinin eylemine destek verip onların battaniye, yemek ihtiyaçlarının karşıladık. Bu süreçte taşradan ve birçok yerden de eleştiri aldık. İllegal örgütlerin de araya sızmış olduklarını biliyoruz. Biz onların,  siyasi görüşlerine destek vermedik. İş güvencelerinin geri verilmesini istedik. Çünkü onların başına gelen olaylar, bugün kamu çalışanlarının da başına getirilmek isteniyor.” dedi.               

4 Nisanda 2015 tarihinde yapılacak  olan  ‘Ek zammımı unutma, iş güvenceme dokunma’ eyleminin önemini vurgulayan Özdemir; ‘İş güvencemizin gitmemesi için, daha gür bir sesle 4 Nisan’da eylem kararı aldık. O, eylemimize yoğun bir katılım bekliyoruz. Köyden, şehirden kasabadan, çocuklarınızla birlikte gelin. Çünkü bazıları düşünebilir  ‘benim emekliliğim geldi ben bu eyleme katılmasam da olur.’ Ama bizim çocuklarımız, torunlarımız var ve  en önemlisi sonunda bu ülkenin geleceği var. İktidarın yaptığı yanlışları dillendirip, tepki koymak zorundayız.   

Eğer biz tepkimizi ortaya koymazsak 7 Haziran’dan sonra bu ülkenin ve geleceği için  çok kötü kararlar alacaklardır. Kamu çalışanları arasındaki nifak, ötekileştirme, adam kayırma hat safhalardadır. Bunun ne dinle, ne vicdanla nede hukukla hiçbir alakası yoktur.       

Türk Eğitim-Sen olarak her yıl anket yaptıklarını ifade eden Özdemir,” Ankette her yıl aynı soruyu sorduk; ‘ Size göre Türkiye’de en önemli gündem maddesi nedir?’ Bu yıla kadar sıralamada birinci terör, ikincisi ise ekonomi idi. Fakat bu yıl yapmış olduğumuz ankete yirmi üç bin sekiz yüz kişi katıldı. Anketin sonucuna göre; yüzde 43’ü ‘ötekileştirme, adam kayırma kadrolaşma ‘demiştir.                                   

Toplantıda bir konuşma yapan  Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşmeler Sekteri M. Yaşar Şahindoğan da şunları kaydetti. “ Öncelikle tüm kadınlarımızın Dünya Kadınlar Gününü kutluyorum. Cinsiyet ayrımcılığının olmadığı kadınlarımızın daha güven içinde olduğu bir dünya diliyorum” dedi.  Daha sonra gündem konularını değerlendiren Şahindoğan “Kanunlara, kurallara, etik değerlere, teamüllere de eyvallah etmeden, bunları tanımadan yöneten, sadece sandıktan çıkmış olmayı tek başına bir meşruiyet unsuru olarak gören, bunun dışındaki hiçbir şeyi gerekli görmeyen böyle bir zihniyet 12 yıldır ülkeyi yönetiyor. Her alanda ekonomide, siyasette,  bürokrasi de kamu yönetiminde bunların bu pervasızlığını kural tanımazlığını görüyoruz. Özellikle kamu çalışanları ve  eğitim çalışanları üzerinde çok büyük haksızlıklar, hukuksuzluklar var. Tüm bunların bu antidemokratik ve hukuk tanımaz anlayış,  yüzünden yaşanıyor. Çok büyük ötekileştirme hareketi var. Kendilerinden olmayan kendilerine biat etmeyen, her alanda insanları, kendilerinden farklı düşünen insanları ötekileştiriyorlar. Bunların nazarında sadece kendilerine biat edenlerin kendilerinden olanların hakkı ve hukuku var. Eğer bunlar lütfedip bazı hakları kendi dışındaki insanlara verirlerse ancak o insanlarında  bu lütufla bu haklardan yararlanabileceğini düşünüyorlar. Bu  anlayış normal demokrat bir kafa yapısının ürünü, bir düşünce değildir.  Demokrasilerin temeli kendisi gibi olmayanların kendisi gibi düşünmeyenlerin hatta farklı ve zıt düşünenlerinden varlığını ve haklarını güvenceye almaktır. Ancak bu siyasi iktidarda bu demokratik kafa yapısı maalesef bulunmuyor. Bunlar kendilerinin dışındakileri adeta hayat hakkı tanımayan bir zihniyeti temsil ediyorlar. Tüm uygulamaları da bunu gösteriyor.” dedi.                                                               

Yönetici atamayla ilgili bir sürece değinen Şahindoğan, “ Yönetici atamalarında yaşanan süreç sadece haksızlık hukuksuzluk boyutuyla izah edilebilecek bir şey değil. Tam anlamıyla bir kıyım yaşadık. İnsanları sırf sendikal kimliklerinden dolayı liyakatlerine bakılmaksızın kurumlarını ne kadar iyi yönettikleri hiç dikkate alınmadan sadece sendikaları çerçevesinde değerlendirme yapıldı ve birçok arkadaşımızın hakkı yenildi, birçok arkadaşımız kıyıma uğratıldı. Tabi bir hukuk devletinde haksızlığa uğrayan insanların müracaat etmeleri gereken yollar ne ise, bizde sendika olarak bu anlamda arkadaşlarımız adına her türlü hukuki mücadeleyi yürüttük ve yürütmeye devam ediyoruz. Hukuk devletinde bu işler mahkemeler yoluyla hukuk yoluyla halledilir. Tabi hukuk devleti olmayan yerlerde başka yöntemlerde vardır. Ama bu yöntemler bizim tasvip ettiğimiz yöntemler değildir. Biz sonuna kadar hukuk yöntemiyle arkadaşlarımızın hakkını aramaya devam edeceğiz. Yaşanan haksızlıklar ve hukuksuzluklar önümüzdeki günlerde  eğitimimize öğrencilerimize olumsuz yansımaya başlayacaktır. Eğitim sistemi gittikçe daha çok dibe vuracak. Çünkü yönetici seçiminde kalite ve liyakate bakılmıyor sadece yandaş olma bir kriter olarak alınıyor. Yandaşlığın kriter olduğu kaliteye bakılmadığı liyakate bakılmadığı bir yerde eğitimde zaten bir yükselme beklenemez. Tam tersine bir gerilemeye bir sistem bozukluğuna bundan sonraki süreçte hepimiz hazır olmalıyız.”

Şahindoğan konuşmasının devamında, “Hakkı hukuku çiğnenen arkadaşlarımız adına hem kendileriyle ilgili yapılmış değerlendirmelerin iptali noktasında hem de bu haksız uygulamalara dayanak teşkil eden yönetici  görevlendirme yönetmeliği ile ilgili ve bunların temel dayanağı MEB Yasası olarak bilinen ve Anayasa Mahkemesinde görüşülen yasayla ilgili her türlü hukuki mücadele sendikamız tarafından yürütülüyor. Biz bu anlamda hukuktan hala ümitliyiz. Hukukun er veya geç tecelli edeceğine hak eden insanların hak ettiklerinin verileceğine inanıyoruz.” dedi.      

Stajyerin yaşadığı probleme değinen Şahindoğan,“Tabi sadece yönetici arkadaşlarımızla ilgili sorunlar yaşamıyoruz. Her alanda sorunlar var. Stajyerlik ile ilgili bir düzenleme yapıldı. Stajyerliğin kalkması bir mülakata ve mülakat öncesi performans değerlendirilmesine bağlandı. Performans değerlendirmesi gerçekten objektif kriterler uygun olarak yapılacak mı yapılmayacak mı bu konuda yönetmelik düzenlemesiyle göreceğiz. Özellikle stajyer arkadaşlarımızın sendika üyeliğine ikna edilmesi anlamında sorun yaşıyoruz. Yandaş sendika dışında bir sendikaya üye olursam, stajyerliğim kalmaz mı endişesi yaşıyorlar. Uzun süren bir KPSS’ ye hazırlanma maratonundan sonra bin bir zorlukla atanmış eli ekmek tutmuş insanların bu ekmeği kaybetme konusundaki endişesi çok insani ve anlaşılabilir bir endişedir. Bu düşünceden dolayı hiçbir arkadaşımızı asla kınamamalıyız, ancak şunu da izah etmek lazım Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Her ne kadar hukuk katledilmeye çalışılsa da burası bir hukuk devletidir. Yani stajyerliği  kalkmamasıyla ilgili bir işlem tesir edildiğinde bunun yargıya götürülmesi ve yargı yoluyla sonuç alınması mümkündür. Yine yönetmelik çerçevesinde mutlaka belli kriterler getirilecek ve performans değerlendirmesi de bu kriterler çerçevesinde bir  komisyon tarafından yapılacak. Yani tamamen keyfi bir değerlendirme zaten mümkün  olmayacaktır. Böyle  keyifliğe dayanan bir düzenlemeye de şiddetle karşı çıkarak asla izin vermeyiz o arkadaşlarımızı da gerçek sendikacılık yapan Türk Eğitim-Sen’e üye olmaları için ikna etmeliyiz” dedi.                 

İş güvencesinin tehdit altında olduğunu vurgulayan Şahindoğan, “Siyasi iktidarın devlet memurlarının sahip olduğu iş güvencesinden dolayı çok ciddi bir rahatsızlığı var. Bunu her fırsatta hem Bakanların ağzından hem Başbakanın ağzından hem de Cumhurbaşkanı ağzından duymak mümkün. Her fırsatta iş güvencesinden rahatsız olduklarını açıklamalarıyla ifade ediyorlar ve Anayasayı tek başlarına değiştirecek bir çoğunluk elde ettiklerinde ilk yapacakları icraatta devlet memurlarının iş güvencesini ortadan kaldırmak olacaktır.

Biliyorsunuz anayasanın 128. Maddesi çerçevesinde devletin asli ve sürekli işleri devlet memuru eliyle yürütülür hükmü bulunduğundan devlet memurlarıyla ilgili bir 657 sayılı kanun anayasaya dayalı olarak çıkarılmış ve 657 sayılı devlet memuru kanunuyla devlet memurlarına çeşitli iş güvenceleri sağlanmıştır. Anayasadaki bu dayanak hüküm kaldırıldığında 657 nin dayanağı    ortadan kalkmış olacağı için devlet memurları kanunu kalmayacak bunun sağladığı iş güvencesi de bitecektir. Hatırlayacaksınız Milli Eğitim Bakanlığında, bir dönem  sözleşmeli öğretmenler çalışırdı. Bizim mücadelemiz neticesinde bu arkadaşlar kadroya geçirildi. O sözleşmeli öğretmenlerin çalışma şartlarını bir düşünün, onlar her sözleşmenin yenilenmesi döneminde acaba sözleşmemiz yenilenecek mi korkusu ve stresi yaşıyorlardı. Devlet memurlarının, iş güvencesi kaldırıldığında tüm devlet memurları  aynı korku ve endişeyi yaşayacaklar. Memuriyetinin devam edip etmemesi  iktidar partisinin İl ve İlçe Başkanlarının tekelinde olacak ilkokul mezunu bir İlçe Başkanı devlet memurunun kalmasına ya da gitmesine  karar verecek, böyle bir anlayış böyle bir düzenleme bizim tarafımızdan asla kabul edilemez”        

Devlet memurları; devletin memuru olmalı. Hükümetin, siyasi iktidarın memurları olmamalı. Bunun içinde mutlaka devlet memuru güvencesine sahip olmalılar. Önümüzdeki süreçte bu konuda ciddi sıkıntılar yaşayacağımız gün gibi aşikâr, yani bunu artık devlet memurlarının çoğu da görüyor, görmeyenlere de bu tehlikeyi anlatmamız lazım. Konfederasyonumuz bu anlamda küçük kitapçıklar hazırladı, iş güvencesi ile ilgili siyasi iktidarın niyetlerini veya ortaya koymak istediklerini anlatan bu konuda insanları bilgilendirmeyi amaçlayan onları tüm okullara özellikle sendika üyemiz olsun olmasın bu konuda bilgi sahibi olmayan herkese dağıtmamız lazım. İş güvencesi baştan beri ifade ettiğimiz gibi  bizim kırmızı çizgimizdir. Yani iş güvencemizi koruyamadıktan sonra hiçbir şeyi koruyamayız hiçbir şeyin garantisi önümüzde yoktur. Ondan sonra hiç kimse memurları, hükümetin memurları haline gelmekten kurtaramaz.” dedi.                   

Kamu çalışanlarının iktidarın değil devletin çalışanı olması gerektiğini belirten Şahindoğan, şunları söyledi:“ Biz hükümetin memuru olmak istemiyoruz. Hükümetin kulu kölesi olmak istemiyoruz. Biz devletin memuru olmak istiyoruz. Devletimizin bize koyduğu kurallar çerçevesinde devletimize milletimize hizmet etmek istiyoruz. Ancak bu iktidar kendisine kul köle olan emir eri olan insanlar istiyor. Biz diyor bu devleti yönetiyoruz bu devletin herhangi bir memuru nasıl olur da bizim sözümüzün dışında bir iş yapabilir ya da bizim sözümü yapmaz. Bu nedenle  iş güvencesine ciddi ciddi gözünü dikmiş durumdalar.”

Geçmişteki  toplu sözleşmeler de yaşanan sıkıntılara değinen Şahindoğan;” Geçmişte  rezalet bir toplu sözleşme dönemi yaşadık. İlk defa enflasyon farkı ödemesi olmayan bir yıl geçirdik enflasyonun alınan zammın iki katı bir yüzdeyle çıkmış olmasına rağmen ancak bunun yarısı kadar zam alabildik bunun anlamı maaşlarımızda yaklaşık %4’lük %5 lik bir gerileme oldu. Yani %4 %5 nispetinde alım gücümüzü kaybettik bu sözleşmede. Yine bu yıl için 2015 yılı için %3+3 zam yapıldı gerçekleşen enflasyon yine bu rakamın üzerinde olacak gibi gözüküyor. Ekonomik olarak da ciddi bir kayıp içerisindeyiz. İşte 4 Nisan 2015’de hem bu ekonomik kayıplarımızın telafi edilmesi amacıyla ek zam talebimizi haykırmak, hem de kırmızı çizgimiz olarak ifade ettiğimiz iş güvencemize daha gür bir sesle sahip çıktığımızı göstermek amacıyla Ankara da bir eylem düzenliyoruz. Bu eylem bizim için çok önemli iş güvencesi konusunda  arkadaşlarımızın göstereceği bu duyarlılık aynı zamanda iş güvencelerine sahip çıkma duyarlılığı olacaktır. Bugün bu eyleme katılıp bu konudaki tepkisini ifade etmeyen arkadaşların yarın bir gün iş güvenceleri ellerinden gittiğinde hiç ağlamaya- sızlamaya hakkı olmadığını düşünüyorum. Bu anlamda mutlaka bu mitinge de Burdur ilimizden de çok yoğun bir katılım sağlanması gerekir. Her arkadaşımın bu konudaki tepkisini bizzat alanda ortaya koyması gerekir.” dedi.                           

15 Mayıs tarihini sendikacılık açısından önemli bir tarih olduğunu vurgulayan Şahindoğan; “1 5 Mayıs 2015’de yetki süreci de önümüzde duruyor. Eğer önümüzdeki süreçte yine toplu sözleşme adı altında devlet memurlarının pazarlanmasına şahitlik etmek istemiyorsa devlet memurlarını siyasi iktidara pazarlayan insanların toplu sözleşme masasında olmasını istemiyorsak, devlet memurlarının hakkını savunacak insanların o masada olmasını istiyorsak mutlaka bu yetki süreciyle ilgili de sorumluluğumuzu yerine getirmeliyiz. Mutlaka Türkiye Kamu-Sen’i konfederasyon bazında, Türk Eğitim-Sen’i iş kolu bazında yetkili hale getirmeliyiz. Biz yetkili olmazsak meydan tamamen pazarlamacılara kalacak ve bunlar devlet memurlarının nasıl bugün ekonomik ve özlük haklarını siyasi iktidara pazarlıyorlarsa yarında iş güvencesini pazarlayacaklardır.                                                           

Sayın Cumhurbaşkanının Başbakanken iş güvencesi ile ilgili olarak yapmış olduğu açıklamalardan bir tanesi bu yandaş sendikanın toplantısında yaptığı açıklamadır. Orada ‘işçi memur ayrımını kaldıralım’ şeklinde bir teklif getirdi, hepsini kamu çalışanı yapalım şeklinde bir teklif getirdi ve bu teklif o sendikaların başkanları ve katılımcılar tarafından da ayakta alkışladı. Bu insanlar iş güvencesini koruyamaz, bu insanlar iş güvencesini siyasi iktidara peş-keş çekerler. Bu insanlar kamu çalışanlarının, eğitim çalışanlarının, özlük haklarını koruyamazlar, maaşlarını hak edilen artışı sağlayamazlar, bunların sağlanmasının yolu gerçek sendikaların yetkili yapılmasıdır.” dedi.                        

Gerçek sendikacılık yapan da Türkiye de Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen olduğunu ifade eden Şahindoğan, “Bunun için de mutlaka yetkili olmalıyız. Yetkiyi kullanamayan insanlara ya da aleyhte kullanan insanlara teslim etmemeliyiz. Bu anlamda yetki sürecine giden yolda tüm arkadaşlarımızdan daha yoğun bir gayret daha yoğun bir çalışma beklediğimizde buradan ifade etmek istiyorum. Değerli arkadaşlar bir çok sıkıntıdan bahsettik, 12 yıldır ülkemizi yönetin anti-demokratik zihniyetteki bir iktidardan bunların uygulamalarından ortaya koydukları haksızlıklardan, hukuksuzluklardan iş güvencemize nasıl göz diktiklerinden biliyoruz. Bunların hepsinin bitirilmesi, sona erdirilmesi de mümkün aslında önümüzde önemli bir tarih daha var.7 Haziran da bir seçim olacak bu seçim kamu çalışanları açısından çok önemlidir. Kamu çalışanları bu seçime mutlaka taraf olarak girmelidirler. Çünkü bu siyasi iktidar yeniden iktidar olmaya devam ettiğinde iş güvencemizi elimizden alacaktır. Şu an ki hükümet, iktidar olmaya devam ettiğinde ülkenin bir kısmı bölünme noktasına gelmiştir, çok ciddi bir bölücülük tehlikesi vardır ve ülkeyi bölmek isteyenlerle bu siyasi iktidar televizyonlara da yansıdığı gibi medya da yansıdığı gibi çözüm pazarlığı içerisindedir.                               

Biz 7 Hazirandaki seçimlerle bunların hepsine dur diyebiliriz. Bu yaşanan süreci tam tersine çevirebiliriz.  Çevremizde eşimiz, dostumuz, arkadaşımız, köylümüz kim varsa uyuyan kim varsa onları uyandırmak bizim görevimizdir Bu yüzden sandıktan ne çıkar onu bekleyelim düşüncesiyle bir boş vermişlik içerisine girmeyelim. Mutlaka sandıktan çıkan sonucu değiştirmek için uğraşalım bu siyasi iktidarı gönderelim ki; siyasi iktidarın yapmış olduğu haksızlıkları hukuksuzluklar hepsi son bulsun. Liyakatsiz çapsız il ve ilçe yöneticiliği dönemi son bulsun, hak eden liyakatli olan insanların yönetici olduğu dönemler yeniden gelsin. Bunların hepsi bir seçim sandığı ile bizim önümüze gelecektir. Bu sandıkta da mutlaka görevimizi yapalım ve bunların bizim aleyhimizde olan bu insanların, defterini tabiri caizse 7 Haziran’da dürelim.” dedi.