GENEL BAŞKAN KASTAMONU`DA GÜNDEMİ DEĞERLENDİRDİ

 

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Kastomonu’da basın toplantısı düzenledi.

Basın toplantısında, Yönetim Kurulu üyelerimiz, Genel Dış İlişkiler Sekreteri ve Türk Tarım Orman-Sen Genel Başkanı Ahmet Demirci, Genel Basın Sekreteri ve Türk Haber-Sen Genel Başkanı Sedat Yılmaz, Genel Mevzuat Sekreterimiz Türk Enerji-Sen Genel Başkanı Mehmet Özer, Türk Eğitim-Sen Genel Sekreteri Musa Akkaş ve Türk Eğitim-Sen Genel Mevzuat Sekreteri Mehmet Yaşar Şahindoğan da hazır bulundu.

KONCUK: YÖNETİCİ ATAMA KONUSUNDA, BİLGİ BECERİ, LİYAKATA DEĞİL, YANDAŞ OLUP OLMAMASINA BAKILIYOR

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, toplantıda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.  Ülkenin hukuksuz uygulamalar nedeniyle bir korku toplumu haline dönüştürüldüğünü söyleyen Genel Başkan, dershane kanunu adı altında yapılan düzenlemeyle yaşanan hukuksuzluklara vurgu yaptı. Koncuk:

“Türkiye çok önemli günler yaşıyor.  17- 25 Aralık tarihleri arasında yaşanan olayların ardından hükümete yönelik ortaya çıkan yolsuzluk iddiaları, ülke gündemini derinden etkiledi. Ardından çıkartılan tüm kanunlarda, uygulamalarda hukuk devleti olma iddiasından vazgeçmiş bir görüntü sergilemektedir.  Bir takım mevki ve makamlara, sadece siyasi iktidarın güven duyacağı kişileri getirme telaşına tanık oluyoruz.  Bir ülke hukuk devleti olmaktan çıkar ve demokrasiden uzaklaşırsa, o ülke vatandaşlarının huzurlu olması gibi bir durum da ortadan kalkar. İnsanlarımız kaygı ve korkuyla yaşıyor.  İktidara yönelik bir eleştiri ortaya koyarsam, bir sıkıntı yaşar mıyım endişesi içindeler.  Siyasi iktidarların öncelikli görevi, o ülkede korkuyu egemen kılmak değil, insanların korkmamasını sağlamaktır. İktidarın görevi, insanların hukuki hakları olduğunu beyinlerine nakşetmektir, korkuyu değil.  Maalesef Türkiye 17 Aralık tarihinden sonra, böyle bir döneme girdi.

Bütün kamu kurum ve kuruluşlarına yönetici atamalarında kimlerin geldiğini de biliyoruz. Sağlık, yargı alanında yandaş yönetici atamaları zaten vardı ama eğitimde yok denecek kadar azdı ama artık öyle değil. Eğitimin yönetici atamalarında sağlam bir mevzuat vardı, o yüzden yandaş atayamıyorlardı. Yönetici atama konusunda sınavla alın teri döken, bilgisi becerisi, liyakatı olan kişilerin bir takım makamlara gelebilmesi söz konusu idi. Daha sonra adı dershane kanunu olan bir düzenleme yapıldı, Milli Eğitim Bakanlığı’nda 73 bin okul yöneticisinin 3 bin merkez teşkilatı ve taşra yöneticilerinin yeri bir kalemde sona erdirildi. Bir kanun çıkarıyorsunuz, dişiyle tırnağıyla bir makama gelmiş insanları alaşağı ediyorsunuz. Bu olayları biz darbe dönemlerinde bile yaşamadık. Bu dönemde yaşananlar, 12 Eylül’e, 28 Şubat dönemine rahmet okutacak düzeyde, insan haklarına aykırı ve hukuk ihlalleriyle dolu uygulamalardır. Biz sendika olarak bu gidişatı gördük, 26 Şubat tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda dershane kanunu görüşülürken,  ülke genelinde iş bırakma eylemi yaptık. O dönem birçok arkadaşımız bu işin ciddiyetini fark edemedi. Eylemlerimize destek vermediler.  Bu kanun, eylemlerimiz de sonuç vermeyince meclisten geçti. Yine bu kanunla Türkiye’de 16 bin müdür değerlendirmeye alındı, bunlardan 8 bin tanesi başarısız puan verilerek müdürlükten alaşağı edildi. bir anlamda infaza tabi tutuldular” dedi.

 

KONCUK: BAŞBAKAN DAVUTOĞLU İLE GÖRÜŞMEMDE KENDİSİNE “BU ÜLKEDE ALIN TERİNİN HAKKINI KİM KORUYACAK” DİYE SORDUM ?

Yönetici atama sisteminde hukuksuz uygulamalara yer verildiğini belirten Genel Başkan, yıllarını yöneticiliğe adamış, alın teriyle hak ederek yükselmiş okul müdürlerinin yerlerinden alaşağı edilmesinin insafsızlık olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: 

“Başbakan Davutoğlu’yla yaptığımız toplantıda da dile getirdim, bu değerlendirmeyi yapan ilçe milli eğitim müdürleri , şube müdürleri ile değerlendirmesi yapılan okul müdürlerini bir araya getirin bu kişiler, başarısız dedikleri yöneticilerin isimlerini dahi bilmezler.  İsmini dahi bilmedikleri insanların, başarısızlığına karar verebiliyorlar.  Üç günlük ilçe milli eğitim müdürlerinin, hayatını yöneticiliğe adamış, yıllarını vermiş okul müdürlerini başarısız diye görevden alması kabul edilemez. Sayın Başbakan’a durumu bu şekilde anlattım ve dedim ki: bu ülkede alın terini kim koruyacak? Başbakan da bir rapor hazırlayıp kendisine ulaştırmamı istedi. Bu haksızlığı sessiz kalmamız mümkün değil. Tabi ki bu yanlışlığın düzeltilmesi için her türlü girişimde bulunacağız, sonuç alana kadar da mücadelemiz devam edecektir. Bu Ahmet’in Mehmet’in müdür olması meselesi değildir. Önemli olan hak eden insanların, bu makamlardan alaşağı edilmesi. Bugün bu olaylara göz yumarsak, yarın başka hukuksuzluklarla da karşı karşıya kalırız. Bu olay insan hakları meselesidir. Bir ülkede görevde yükselme gibi insanların en tabi arzusu olan bir uygulama su istimallere açık hale getiriliyorsa, bir insan müdür, baş hekim, merkez müdürü  olmak için bir takım makamlara yağ çekmek, el pençe divan durmak  zorunda bırakılıyorsa, o ülkede hukuktan nizamdan insan haklarından hiç kimse bahsetmesin.  Konfederasyon olarak böyle bir anlayışa, kökünden karşıyız. Bunun için de tüm Türkiye’de eylemler yapıyoruz. 24 Eylül tarihinde de sadece okul müdürlerinin yaşadığı bu haksızlıklar değil, eğitim çalışanlarının tümünün yaşadığı hem sosyal hem ekonomik problemleri dile getirmek amacıyla bir sendika hariç ki -yürekleri yetiyorsa, adamlarsa onlar da gelsin-tüm sendikalarla birlikte  bir günlük iş bırakıyoruz.”

 

KONCUK: 24 EYLÜL TARİHİNDE TÜRKİYE GENELİNDE HAKSIZ YÖNETİCİ ATAMALARINI PROTESTO ETMEK İÇİN BİR GÜNLÜK İŞ BIRAKIYORUZ

8 bin okul müdürünün haksız bir şekilde görevlerinden alınması nedeniyle suç duyurusunda bulunduklarını kaydeden Koncuk, tüm çalışanların yaşadıkları sıkıntıları dile getirmek için 24 Eylül’de iş bırakacaklarını söyledi. “Mücadelemiz birkaç günlük iş bırakma eylemiyle bitmeyecek” diyen Genel Başkan, yönetici atama sistemi haksızlıklara yol vermeyecek şekilde düzelene kadar mücadelelerini sürdüreceklerini belirterek konuşmasına devam etti:

“Tetikçilik yapan ilçe müdürlerine, şube müdürlerine de sesleniyorum. Onların isimlerini not ettik.  Adaletten şaşmayanlara sözümüz yok, düzgün puan verenlere söyleyeceğimiz bir şey yok ama, haksızlık yapanların isimlerini biliyoruz. Bu devir böyle gitmeyecek. Burası babalarının çiftliği değil. O insanlar kimdir ki ömürlerini Türk milli eğitim sistemine adamış müdürlerimize zayıf puan verebiliyorlar. Bu insanlar da hiç insanlık vicdan kalmamış. Biz de bu olanlarla ilgili hem suç duyurusunda bulunduk, hem de valiliklere şikayet dilekçemizi sunduk. Bu şikayetlerimizin bir çoğu milli eğitim bakanlığına geldi. Bakanlık bu soruşturmaları başlatıyor. Biz bu soruşturma sonuçlarını da takip edeceğiz. Birileri meydanı boş zannetmesin.  Necip Fazıl’ın dizelerindeki gibi bu haksızlıkları yapanlara alçaklık bile denmez, bunlar çukurdur. Bunun hesabını soracağız.

24 Eylül tarihinde tüm Türkiye’de  eğitim çalışanlarının, üniversite çalışanları, kredi yurtlar kurumu çalışanları ve Milli Eğitim Bakanlığı çalışanları dahil iş bırakma eylemi yapacağız. Yönetici atama sistemi, değişene kadar, sınava dayalı adil yönetici atama sistemi yeniden yürürlüğe girene kadar mücadelemiz devam edecektir.”

 

KONCUK: TORBA YASA KAMU ÇALIŞANLARINA HİÇBİR HAK GETİRMEMEKTEDİR.

Kamuda çalışanların sıkıntılarının giderek arttığına dikkat çeken Genel Başkan Koncuk, Kamu Personeli Danışma Kurulu’nda kararlaştırılan konuların torba yasaya dahil edilmediğine dikkat çekti. Özellikle enflasyon farkının memurlar için hayati derecede önemli olduğuna vurgu yapan Genel Başkan konuşmasını şöyle tamamladı:

“Kamuda problemler çok, sadece okul müdürlerinin eğitimcilerin sıkıntıları yok. Bu problemleri de iş bırakma eyleminde dile getireceğiz.  Bunların başında gelen ve yakın zaman önce çıkan Torba Yasa kamu çalışanlarına hiçbir hak getirmiyor. Taşeronlaşmayı daha köklü hale getiren bir yasa var karşımızda. Göz bebeğimiz gibi baktığımız, bin bir zorlukla üniversite bitirttiğimiz evlatlarımızın, taşeron firmalar tarafından sömürülmesi esasına kurulmuş bir sistem bu yasa ile daha sağlamlaştırılıyor. Bu sistem AKP iktidarı dönemlerinde yani son 12 yılda fahiş bir artış yaşamıştır. Nerdeyse taşeronluk asal atama sistemine dönüştürülmüş.  Kamuda 661 bin taşeron var, belediyeleri dahil ettiğimiz zaman 1 milyon 150 bin taşeron eleman çalışıyor ülkede. Özel sektörü de eklediğimiz zaman 2,5 milyon çalışan taşeron firmalarda istihdam ediliyor. Birileri zengin olsun diye, bizim çocuklarımızın geleceği çalınıyor. Torba yasa ile bu sitem daha sağlam hale getiriliyor. İlginç olan ise, millete anlatırken, bu yasayla taşeronluğu çözdük demeleridir.  Buradan sesleniyorum, anne babalarımız kendi çocuklarının geleceğine sahip çıksın. Torba yasa millet lehine hiçbir getirisi olmayan bir yasadır.

Biz KPDK toplantılarında alınan kararların torba yasaya girmesini istedik.  Bunlar 4/C’li çalışana kadro verilmesi, 2005 yılından sonra göreve başlayan devlet memurlarına bir derece verilmesi, disiplin affı, emeklilikte 30 yıl sınırının kaldırılması, enflasyon farkının ödenmesi, akademik personelin maaşlarının iyileştirilmesi konusunda verilen sözlerin tutulması gibi konulardı. Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Çalışma Bakanı Faruk Çelik’e de bu konuları ilettim. Kendilerinin verdiği sözlerin de Türkiye Kamu-Sen olarak takipçisi olacağız.”