TRABZON İL İSTİŞARE TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİRİLDİ

 

Trabzon İl İstişare Toplantısı Merkez Yönetim Kurulu üyelerimizden Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan ve Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz Kocakaplan’ın katılımı ile gerçekleştirildi.

Toplantıda Trabzon 1 ve 2 No’lu şubelerimizin yönetim kurulu üyeleri, ilçe temsilcileri ve işyeri temsilcileri hazır bulundu. Trabzon 1 No’lu Şube Başkanı Coşkun Dilber ve Trabzon 2 No’lu Şube Başkanı Arife Erkan açılışta birer konuşma yaparak, şube faaliyetleri ve yetki sürecinde yapılması gereken son işler ile ilgili bilgiler verdiler.          

Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan da bir konuşma yaparak şunları söyledi: “Türk Eğitim-Sen ve Türkiye Kamu-Sen belli ilkelerin, belli amaçların bir araya getirdiği insanlardan oluşmuştur. Bizi diğer sivil toplum kuruluşlarından ayıran bazı özellikler bulunmaktadır. Sizler de Türk Eğitim-Sen ve Türkiye Kamu-Sen’in özellikleri nedeniyle bu çatı altındasınız. Türk Eğitim-Sen ve Türkiye Kamu-Sen’in bir parçası olmak kamu çalışanlarının meselesini öncelikli mesele olarak kabul etmek ve bu ülkenin bölünmez bütünlüğünden yana bir duruş ortaya koymak  demektir. Sendikamız ve konfederasyonumuz Edirne’de ne söylüyorsa, Kars’da da, Hakkari’de de, Antalya’da da, Diyarbakır’da da aynı şeyi söylüyor. Biz bu ülkenin bölünmez bütünlüğünden yanayız. Bu ülkeyi oluşturan milli ve manevi değerlerin takipçisiyiz. Bunları söylerken de öncelikle kamu çalışanlarının ve eğitim çalışanlarının meselesini her zaman önceliğimiz kabul ediyoruz. Bizim için sendikacılıkta birinci öncelik çalışanların sorunlarıdır. Çalışanların sorunlarını çözemeyen,  bu sorunların çözümü için mücadele etmeyen bir sendikacılık anlayışı  bizim anlayışımız değildir.”

MEB Yasası ile ilgili de açıklamalar  da yapan Şahindoğan  şöyle konuştu: “Bu kanun Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bugüne kadar karşılaştığı en büyük tasfiye kanundur. MEB’de tüm yönetim kademeleri tasfiye edilmektedir. Böyle bir tasfiye darbe dönemlerinde bile yapılmamıştır. Bu demokrasiye bir darbedir. Darbe, sadece silahla, postalla olmaz; bazen de böyle demokratik usuller içinde gelenlerin insanların kazanılmış haklarını ellerinden aldıkları sivil darbeler de olur.  Bu kanun bir darbe kanunudur. Kanunun çıkmaması adına ortaya koyduğumuz mücadeleyi, kanunun iptali noktasında da ortaya koyuyoruz. Kazanılmış hakları yok sayan bu kanun , tamamen keyfi bir yönetici atama sistemi getirmeyi amaçlamaktadırlar. Kendi yandaşlarının, kendilerine biat eden insanların yönetim kademelerine atanmasını istiyorlar. Bu anlayış asla kabul edilemez. Bu kanuni düzenleme ana muhalefet partisi tarafından Anayasa Mahkemesine götürüldü. Muhtemelen Anayasa Mahkemesi tarafından orda olmazsa, tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelere aykırılık noktasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından iptal edilecektir. İptal edilene kadar bu işin peşini bırakmayacağız.

Yetki sürecinde Türk Eğitim-Sen’i yetkili yapmanın mili bir görev olduğu kadar, mesleki bir sorumluluk da olduğunu kaydeden Şahindoğan, “Biz her zaman çalışanların yanınızdayız. Çalışanların sorunlarının çözümü için gerek hukuki gerek idari olarak ne yapmamız gerekiyorsa yapıyoruz ve yapacağız.  Türk Eğitim-Sen’e üye olarak bir duruş ortaya koyan eğitim çalışanlarına hizmet etme, onları  mahcup etmemek ve  her türlü mücadeleyi ortaya koymak da bizim boynumuzun borcudur” dedi.

Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz KOCAKAPLAN da katılımcılara hitaben bir konuşma yaptı. KOCAKAPLAN, Türk Eğitim Sen’in yüzde yüz yerli ve yüzde yüz milli bir sendika olduğunu söyleyerek, “Türk Eğitim Sen; iktidarlarla büyüyen değil, eğitim çalışanları ile yürüyerek büyüyen bir sendikadır. Alnı açık başı dik çalışanların sendikasıdır. Türk Eğitim Sen, şairin ‘Bir doğrunun imanı, bin eğriyi düzeltir’ ifadesindeki bin eğriyi düzeltmeye namzet doğrulardan oluşan bir sendikadır. Türk Eğitim Sen; gururla ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ diyebilenlerin sendikasıdır” diye konuştu ve katılımcılara Türk Eğitim Sen’e vermiş oldukları destekten dolayı teşekkür etti.

KOCAKAPLAN kamu çalışanlarının çalışma hayatına yönelik çok ciddi tehditlerle karşı karşıya olduğunu söyleyerek, “Kamu çalışanlarının Cumhuriyet tarihinin en önemli kazanımı iş güvencesidir. Ancak bugün iş güvencemiz tehdit altındadır. İş güvencesi kamu çalışanlarına devlet, millet adına görev yaparken, siyasi iktidarların baskılarından uzak olmaları, milletin ve devletin menfaatlerini korkmadan korumaları için verilmiştir. Ama bugün devletin yapısı değiştirilmeye çalışırken, devlet memurluğu tanımı bu yönüyle ortadan kaldırılmak istenmektedir” dedi. 

KOCAKAPLAN sözlerini şöyle sürdürdü: “17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operesyonu başladıktan sonra gitmiş olduğu Pakistan’dan dönüşte uçakta bir gazeteci Başbana soruyor: Sayın Başbakan, bu polis memurları, eğer çete mensubuysa, neden görevden almıyorsunuz da sadece yerlerini değiştiriyorsunuz?’ Başbakan da ‘Bu 657 ile yapılamaz. Değişirse yapabilirsiniz. Bir anonim şirkette bunu yaparsın.İhbarı, kıdemini verir kapının önüne koyarsın. Niye devlet diyorlar? Kapağı attın mı bir daha atamazlar. Akşam beşi bekle, emekliliği bekle . Bunun üzerinde çalışacağız. Bazı gelişmeler bize ufuk kazandırıyor. Anayasal ve diğer mevzuat değişiklikleriyle yapılabilir’ şeklinde cevap veriyor.

Kafalarının arkasında her zaman iş güvencemizden rahatsızlık var. Farklı bakanlardan da şuna benzer sözleri çok duyduk: ‘Ömür boyu iş garantisi olur mu? Çalışan da, çalışmayan da aynı maaşı alıyor. Zaten Türkiye’de devlet memuru sayısı çok fazla.’ Bu tür söylemler ile sürekli devlet memurunu itibatsızlaştırma kampanyası yapılıyor. Türkiye’de devlet memuru sayısı fazla değil. Devlet memurlarının sayısını gelişmiş ülkeler ile karşılaştıralım. OECD ülkeleri ortalamasına göre, 15 vatandaşa bir devlet memuru düşüyor, Türkiye’de 29 kişiye 1 devlet memuru düşüyor. Türkiye’nin OECD ortalamasını yakalaması için 2 milyon 600 çalışan üzerine, 2 milyon 281 bin kişi daha istihdam etmesi lazım. Fazlalık yok. Aksine Türkiye’de devlet memuru sayısı, OECD ülkelerine göre neredeyse yarı yarıya daha az. Bunlar oluşturulmak istenen kirli senaryonun birer gerekçesi olarak ortaya atılıyor. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu için ‘köhne bir kanun’ diyorlar. Bunlara göre kanunun köhne olan tek yeri iş güvencesi sağlamasıdır. AKP iktidarı kuralsız ve güvencesiz çalıştırmayı fiili olarak taşeronlaşma ile uygulamaya zaten koymuştur. 11 yıl önce kamuda taşeron firmalarda çalışan sayısı 15 bin iken, bugün bu rakam 500 bin’e ulaşmıştır. Özelleştirilen kurumlarda çalışanlar mağdur edilmiş, 4-C’li çalışan köleler haline getirilmiştir. Çalışanlar kendisine tuzaklar kuran bu siyasi iktidara da, onun yardakçısı sendikaya da ilk fırsatta bir ders vermelidir.

Konuşmaların arkasından sendikal mevzuat, MEB mevzuatı ve uygulamaları ile üniversite çalışanlarının sorunları hakkında sorular cevaplandırıldı, fikir alışverişinde bulunuldu.