ORDU VE GİRESUN ŞUBELERİ İL İSTİŞARE TOPLANTILARI YAPILDI

 

 

Merkez Yönetim Kurulumuzun aldığı karar gereği yapılan il istişare toplantıları devam ediyor. Ordu ve Giresun Şubelerimizin İl İstişare Toplantılarına Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan ile Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz Kocakaplan katıldı.     

Ordu Şubesi İl İstişare Toplantısı 16 Nisan 2014 tarihinde yapıldı. Toplantıda, Ordu Şubesi Yönetim Kurulu, İlçe Temsilcileri ve Yönetim Kurulu Üyeleri ile İşyeri Temsilcileri  hazır bulundu. İl Milli Eğitim Müdürü Nevzat Türkkan’da toplantıya katılarak bir konuşma yaptı. Toplantıda görevlerini devreden İlçe temsilcilerine plaket töreni de yapıldı.

Giresun Şubesi İl İstişare Toplantısı da 17 Nisan 2014 tarihinde yapıldı. Ayrıca Genel Merkez Yöneticileri, Giresun Şube Yönetim Kurulu ile birlikte Giresun Kız Teknik ve Kız Meslek Lisesi, Atatürk Anadolu Lisesi ve Cumhuriyet Ortaokulu’nu ziyaret ederek eğitim çalışanlarıyla sohbet etti, gündemdeki konularla ilgili bilgilendirme konuşmaları yaptı.   

 İl İstişare Toplantıları Şube Başkanları Ömer Okumuş ve Arif Çetinkaya’nın açılış konuşmaları ile başladı. Toplantı, Genel Merkez Yöneticilerimizin konuşmaları ile devam etti ve soru cevap bölümü ile sona erdi.

Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Seketeri M. Yaşar Şahindoğan yaptığı konuşmada eğitim çalışanlarının 12 yıllık AKP iktidarı döneminde sorunlarının daha da arttığını, özlük haklarının daha sıkıntılı hale geldiğini kaydederek, MEB Kanunu hakkında önemli açıklamalar yaptı.

MEB Kanunu ile birlikte Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir şekilde 73 bin okul ve kurum yöneticisinin bir anda unvanlarını kaybettiğini, görevlerinden alındığını ifade eden Şahindoğan, “Bu nedenle daha güçlü olmamız gerekmektedir. Hiçbir dönemde böyle bir yönetici tasfiyesi görülmemiştir, bunun makul bir gerekçesi de yoktur. Devletin hafızası, devamlılığı olmalıdır. Mevcut yöneticileri görevden alarak, onların yerine yeni insanlar getirerek bu hafızayı yok edersiniz, hedeflere ulaşamazsınız. Bu kanun, Anayasaya ve insan haklarına aykırıdır. Bu kanunu kabul edip, yeterince tepki göstermediğimizde, iktidar, buna benzer uygulamaları da mutlaka gündeme getirir” diye konuştu.

MEB Kanununda yer alan stajyerlik düzenlemesine de dikkat çeken Şahindoğan, “Bu düzenlemeyle KPSS’yi kazanarak atanan ve bir yıllık süre içinde adaylığı kalkması gereken öğretmenlere yeni engeller getirildi. KPSS’yi kazanıp öğretmen olarak atanan bir kişinin yeterli performans göstermesi gerekiyor. Peki performansı kim değerlendirecek? Performansı okul müdürü değerlendirecek. Okul müdürünün öğretmenlerin performansını hangi kriterlere göre değerlendireceği belli değil. Okul müdürü öğretmenleri sendikasına göre mi yoksa başka kriterlere göre mi değerlendirilecek? Çalışanlara ödül veriliyor. Yandaş sendikanın üyesi olduğu için hiçbir çalışma yapmamış insanlara ödül verilirken, başka bir sendikanın üyesi olduğu için başarılı olan kişilere ödül verilmiyor. İşte stajyerliğin kaldırılmasında da tıpkı ödüllerde olduğu gibi, keyfilik getirmeye çalışıyorlar.

Performans değerlendirmesinde başarılı olanlar bu kez yazılı sınav ve sözlü sınava alınacak. Bu sınavlarda başarılı olurlarsa öğretmenlerin adaylıkları kaldırılacak. Şayet başarılı olamazlarsa, ikinci yıl aynı süreç tekrarlanacak, yine başarılı olamazlarsa bu kez meslekle ilişikleri kesilecek. Ülkemizde mülakatın nasıl yapıldığını ve hangi amaca hizmet ettiğini bilmeyen kaldı mı” diye konuştu.

Dershanelerin kapatılması ile ilgili açıklamalar da yapan Şahindoğan, “Dershaneler eğitim sisteminin içerisindeki bir ihtiyaçtan doğmuştur. Dershaneler kendi kendine ortaya çıkan kurumlar değildir. Siz bütün eğitim sistemini sınava dayalı hale getirirseniz, eğitim kurumlarına birbirleriyle rekabet edecek koşulları sağlamazsanız dershaneler ortaya çıkar. Türkiye’deki dershanelerin varlığı tamamen eğitim sisteminin bir sonucudur. Sınava dayalı bir eğitim sistemi varken, kanun da çıkarsanız dershaneleri kapatamazsınız. Yasal, resmi olarak denetlenebilir dershaneler yerine denetimsiz, merdiven altı dershaneler ortaya çıkar.

“MEB Yasasının iptali için hukuki girişimlerimizi sürdürüyoruz. Türk Eğitim-Sen Genel Merkezi olarak tüzel kişilik olduğumuz için kanunu doğrudan Anayasa Mahkemesi’ne götürerek iptal ettirme şansımız yok. Kanundan etkilenen üyelerimize bireysel davalar açtırıyoruz. Aldığımız bilgilere göre ana muhalefet partisi de, kanunu en kısa zamanda Anayasa Mahkemesi’ne götürecektir” dedi.

Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz KOCAKAPLAN yaptığı konuşmada Türk Eğitim-Sen Genel Merkezinin faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Yetkili sendika olmanın önemine dikkat çeken KOCAKAPLAN, “2012 yılı Mayıs ayında gerçekleştirilen 2012 ve 2013 yıllarını bağlayan toplu sözleşme görüşmelerinde, 2013 yılında gerçekleştirilen ve 2014- 2015 yıllarını kapsayan toplu sözleşme görüşmelerinde yaşanan basiretsizliğin, beceriksizliğin tekrarlanmaması ve oynanan orta oyununu tekrar seyretmemek için yetkili sendika olma zorunluluğumuz vardır” dedi.

KOCAKAPLAN sözlerini şöyle sürdürdü: “Yakın tarimizde iki toplu sözleşme gerçekleşti. İkiside hüsran, ikisi de kamu çalışanları adına hezimetle sonuçlanmıştır. 2012 yılı toplu sözleşme görüşmelerinde malum sendikanın yandaşlığının beş kuruş etmediği görülmüştür. Masada basiretsizliğini gösteren sendika Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nda iki defa kamu çalışanlarını yolda bırakmıştır. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu (KGHK )’na yandaş sendikanın temsilcisi olarak katılan, kamu çalışanlarının hakkını savunmak için orada bulunan akademisyen üye hükümetin teklifi olan yüzdelik zamlara, sefalet artışlarına ‘evet’ demistir. Daha baştan Kamu Görevlileri Hakem Kurulu (KGHK)’ndan bir şey çıkmayacağını anlayan Genel Başkanımız İsmail KONCUK, görüşmelere katılan konfederasyon başkanlarını arayarak ‘Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’ndan çekilelim. Kurul karar alamasın. Konu Bakanlar Kuruluna, siyasi iradenin önüne gitsin’ şeklindeki önerisi de yetkili konfederasyon tarafından kabul edilmedi ve bugün bize reva görülen sefalet artışları hayat geçmiş oldu.

2013 yılında gerçekleştirilen ve 2014- 2015 yıllarını kapsayan toplu sözleşme ise dünya sendikal tarihine geçecek bir hızla sonuçlandırılarak kamu çalışanlarının 730 günü satılmıştır, kamu çalışanları pazarlanmıştır. Toplu sözleşmede enflasyon farkı yoktur, aile yardımı, çocuk yardımı, ek ders ücretleri, ek ödeme, özel hizmet tazminatları, fazla mesai ücreti gibi birçok kalemde sıfır zam yapılmıştır. Böyle bir toplu sözleşmeyi tarihi başarı olarak gören kafayla Türk memuru nereye kadar gidecektir? Tarihin tekerrür etmemesi için kamu çalışanlarının sendikal tercihlerini bir kere daha gözden geçirmesini rica ediyorum.”