GENEL MERKEZ YÖNETİCİLERİ ARTVİN VE RİZE ŞUBELERİNİ ZİYARET ETTİ.

 

Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M.Yaşar Şahindoğan ile Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz Kocakaplan 19 Nisan 2014 tarihinde Artvin ve Rize Şubelerini ziyaret etti.

Genel Merkez Yöneticileri; Şube Yönetim Kurulu Üyeleri, İlçe Temsilcileri, İşyeri Temsilcileri ve Kadın Komisyonu Üyelerinin hazır bulunduğu il istişare toplantılarına katıldı.

Toplantıların açılış konuşmalarını Şube Başkanları İsrafil Bayrak ve Celal Akarsu yaptı.Şube başkanları katılımcılara teşekkür etti  ve şubelerin faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M.Yaşar Şahindoğan ile Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz Kocakaplan da katılımcılara hitaben bir konuşma yaparak, gündemdeki konular ve Türk Eğitim Sen’in görüşleri hakkında bilgi verdi; yetki sürecine dikkat çekti.

Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan “MEB yasasıyla, siyasi iktidar, siyasi darbe yaparak tüm yönetim kademelerindeki eğitim çalışanlarının görevlerine son veriyor; bu kişilerin yerine kendi kafasına göre atama yapmayı düşünüyor. Yapılanların darbelerden hiçbir farkı yoktur hatta bu, daha ileri bir darbedir. Çünkü 12 Eylül darbecileri bile okul müdürlerini görevden almamıştı. Siyasi erkin, kurumlardaki hizmetliye kadar tüm personelin kendi yandaşı olmasını isteyecek kadar gözü dönmüştür. Çok açık söylüyorum, bu anlayış devleti ele geçirme anlayışıdır. Ama Türkiye Kamu-Sen, Türk Eğitim-Sen ve bu ülkeyi karşılıksız sevenler olduğu müddetçe hayalleri kursaklarında kalacaktır” dedi.

MEB Yasasının stajyer öğretmenlikte keyfi uygulamalara yol açacağını söyleyen Şahindoğan, “KPSS’yi kazanıp öğretmen olarak atanan bir kişi yeterli performans gösterdiği taktirde yazılı ve sözlü sınava alınacak. Öğretmenlerin stajyerliği, bu sınavların neticesinde başarılı olmaları durumunda kalkacak, öğretmenler başarılı olmazsa adaylıkları ikinci yıla uzayacak. Öğretmenler ikinci yılda da aynı kriterlerle değerlendirmelere tabi tutulacak, yine başarılı olmazlarsa meslekle ilişikleri kesilecek. Sözlü sınav, torpil ve yandaş kayırma uygulamasıdır. Bu ülkede mülakatların objektif yapıldığını kimse söyleyemez. Performans değerlendirmesinin kriterlerinin ne olacağını da bilmiyoruz. Yandaş sendikaya üye olmak performansın artmasında etkili olacak mı? Kısacası böyle saçma sapan ve sübjektif değerlendirmeler öngören bir stajyerlik tanımı var. Böyle stajyerlik dönemi içerisinde kendilerine biat ettirmeyi amaçlayan düzenlemeleri kabul etmemiz mümkün değildir” diye konuştu.

Şahindoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu kanunla MEB’de teftiş sistemi de değişti. İl eğitim denetmenleri, Bakanlık müfettişleri ile aynı haklara sahip olacaklardı. Ne olduysa tam tersi bir uygulama ortaya çıktı. Yasayla Bakanlık müfettişlerini il eğitim denetmenleri ile aynı seviyeye indirdiler. Öte yandan bugüne kadar Bakanlık müfettişlerinin Bakanlık Merkez Teşkilatını denetleme yetkisi vardı. Şimdi Bakanlık müfettişleri il denetmenleri gibi il milli eğitimi müdürlüklerine bağlı olarak görev yapacağı için Bakanlık Merkez Teşkilatını denetleyecek hiçbir mekanizma kalmadı. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.”

Dershanelerin kapatılmasına da değinen Şahindoğan şöyle konuştu: “ Güya paralel yapıyla mücadele etmek için dershaneleri kapatıyorsunuz. Normal bir eğitim sistemi dershanelere yer olmamalı, bunu biz de kabul ediyoruz ama dershaneler sizin yıllardır yönettiğiniz eğitim sisteminin ortaya çıkardığı bir sonuçtur.Sınava dayalı bir eğitim sisteminin bir sonucudur dershaneler. Öğrencileri sınava dayalı sistemle çeşitli öğrenim kademelerine yönlendirirseniz dershanelerin olması kaçınılmazdır. Siz sınava dayalı eğitim sistemini kaldırmıyorsunuz ama dershaneleri kapatıyorsunuz. Bu yaptığınıza sadece dershanelerin isim değiştirmesi ya da merdiven altına inmesi denir. Dershane sistemi bu yasaya rağmen varlığını belki başka adlar altında ama mutlaka devam ettirecektir.”

Şahindoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “15 Mayıs’ta yetkili sendikalar belirlenecek. Bu süreçte tüm bu olumsuzluklara çanak tutan, nemalanmaya çalışan bazı sendikaların da yetkisi ellerinden alınırsa ve yetki, kamu çalışanları için mücadele eden Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen’e verilirse tüm bu problemler çözülür. Hepimize büyük görev düşüyor. Bir ülkede kamu çalışanlarını toplu sözleşme masasında pazarlayan, 2014 yılında 123 TL, 2013 yılında da yüzde 3+3 zamma mahkum eden, enflasyonun yüzde 10’un üzerinde çıkacağı daha şimdiden belli iken, enflasyon farkı almadan bir anlaşmaya imza atan böylesine sarı sendikayı hala çalışanlar yetkili yapıyorsa, bu hepimiz için utanılacak bir şeydir. Bu yüzden kamu çalışanlarını, kamu çalışanlarının kuyusunu kazan insanlardan kurtarmalıyız. Bunun yolu Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen’i yetkili yapmaktan geçmektedir.”

        Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz Kocakaplan da konuşmalarında şunları vurguladı: “Ülkeyi 12 yıldır memur düşmanı bir Hükümet yönetiyor. Sürekli iş güvencemize, çalışma barışına saldırı var. Başta MEB olmak üzere hiçbir kurumda çalışma barışı kalmadı. Birlik ve beraberliğimiz dinamitleniyor. Kuralsız ve güvencesiz çalışmaya doğru koşar adım gidiyoruz. Malesef Hükümetin en büyük destekçisi de ‘sendikayım’ diye ortada gezinen bir yapı.

Kamuda taşeronlaşma hızla yaygınlaştırılarak sanki asal istihdamın yerini almıştır. 12 yıl önce kamuda taşeron çalışan sayısı 15 bin civarında iken, bugün 550 bin'e ulaşmıştır.  Belediyeleri ve özel şirketleri de hesaba katarsak, tam bir sömürü ve kölelik düzeni tablosu ortaya çıkıyor. 2.5 milyon insan patronlar mallarına mal, sermayelerine sermaye katsın diye ilkel şartlarda komik ücretlerle sömürülüyor. İş güvencesine sahip olan devlet memuruna alerjisi olan iktidar her fırsattta iş güvencemizden rahatsızlığını dile getiriyor. ‘Devlet Memuru çalışmıyor’, ’Türkiye’de devlet memuru fazla’, ‘657 köhne bir kanun’ denilerek, bir itibarsızlaştırma kampanyası yürütülüyor. Devlet memuruna iş güvencesi; devletin işlerini yürütürken baskı yapılmasın, yaptığı işlerde, aldığı kararlarda devletin ve milletin hakkını, çıkarlarını savunurken korkmasın diye verilmiştir. İşte iktidar bunun için devlet memurlarının iş güvencesinden rahatsızdır.

17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operesyonu başladıktan sonra gittiği Pakistan’dan dönüşte uçakta bir gazeteci Başbana soruyor: ‘Sayın Başbakan, bu polis memurları, eğer çete mensubuysa, neden görevden almıyorsunuz da sadece yerlerini değiştiriyorsunuz?’ Başbakan da ‘Bu 657 ile yapılamaz. Değişirse yapabilirsiniz. Bir anonim şirkette bunu yaparsın. İhbarı, kıdemini verir kapının önüne koyarsın. Niye devlet diyorlar? Kapağı attın mı bir daha atamazlar. Akşam beşi bekle, emekliliği bekle . Bunun üzerinde çalışacağız. Bazı gelişmeler bize ufuk kazandırıyor. Anayasal ve diğer mevzuat değişiklikleriyle yapılabilir’ şeklinde cevap veriyor. Yani ilk fırsatta Anayasa’nın 128. Maddesinin değiştirilerek, iş güvencesini ortadan kaldıracaklarını ifade ediyor. Kamu çalışanları hala bu siyasi ikdidarın ve taşeronu olan sendikanın değirmenine su taşıyacak mıdır? Tüm kamu çalışanları kafasını ellerinin arasına almalı, yaşananları ve söylenenleri akl-ı selim bir şekilde düşünmelidir.

İstişare toplantısı sonunda katılımcılar tarafından sorulan sorular, şube başkanları ve genel merkez yöneticileri tarafından cevaplandırıldı; iyi dilek ve temenniler sunuldu.