GENEL MERKEZ YÖNETİCİLERİ BİLECİK’TEYDİ.


Türk Eğitim-Sen Genel Mali Sekreteri Seyit Ali Kaplan ile Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan, 26 Mart 2014 tarihinde Bilecik Şubesinin düzenlediği istişare toplantısına katıldı. Toplantıda Bilecik Şube Başkanı Ömer Yel, Eskişehir 1 No’lu Şube Başkanı Haydan Urfalı, Eskişehir 2 No’lu Şube Başkanı Gürol Yer, MHP Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker, Türkiye Kamu-Sen’e bağlı sendikaların Bilecik Şube Başkanları ve Şube Yönetim Kurulu Üyeleri, il temsilcileri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, siyasi partilerin Bilecik İl Başkanları ve Belediye Başkan Adayları ile üyelerimiz katıldı.

Burada bir konuşma yapan Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan şunları kaydetti: “Siyasi iktidarın yönetim anlayışı ‘Çoğunluk partisiyim, dolayısıyla her şeyi yaparım. Kanun da, hukuk da benim, bunun dışında herhangi bir güç tanımam. Gerektiğinde hâkimi, savcıyı değiştiririm’ şeklindedir. Bu yönetim anlayışının, demokratik bir kafanın ürünü olduğunu söylemek mümkün değildir. Siyasi iktidar kendisi gibi düşünmeyenleri, kendisine oy vermeyenleri hep ötekileştirmektedir. Kamuda, devlet kademelerinde kendi yandaşlarından kadro oluşturmaya çalışan bir yönetim anlayışı bulunmaktadır. Böyle bir yönetim anlayışı, devlet geleneğimizde yoktur.”

MEB Yasası ile ilgili önemli açıklamalar yapan Şahindoğan, “Bu garip yönetim anlayışının bir tezahürü de MEB Yasasıdır. MEB Yasası, Cumhuriyet tarihinin en büyük tasfiye yasasıdır. Milli eğitimde uzun süredir yöneticilik yapan 73 bin insan bir kanun ile tasfiye edilmektedir. Böyle bir uygulamanın geleneği oturmuş bir devlette olması mümkün değildir. Bu olsa olsa çarpık ve antidemokratik bir kafanın yönettiği ülkede olur” dedi.

İktidarın bu yasayı yandaşlara, kendisine biat edenlere yeni kadrolar açmak amacıyla çıkardığını kaydeden Şahindoğan, “Oysa devlet böyle yönetilmez. Devlette devamlılık esastır. Devlet hizmetlerinde yapılan görevlendirmelerde liyakat esası bulunmaktadır. Sırf yandaş olduğu için hiçbir özelliği olmayan insanları çeşitli makamlara getirirseniz, eğitimde mesafe kat etmeniz ve gelişim sağlamanız mümkün olmaz” dedi.

Yasada yer alan öğretmenliğe alım ve stajyerliğin kaldırılması ile ilgili olarak yapılan düzenlemelere de değinen Şahindoğan, “MEB Yasası ile KPSS’yi kazanıp öğretmen olarak atanan bir kişi yeterli performans gösterdiği taktirde yazılı ve sözlü sınava alınacak. Peki performansı kim, neye göre ölçecek? Öğretmen adayının siyasi iktidarın yandaşı sendikaya üye olup olmaması performans göstergesi olacak mı? Sözlü sınava gelince, sözlü sınavın Türkiye’de adam kayırmak için yapıldığını bilmeyen yok. Dolayısıyla stajyerlik düzenlemesiyle siyasi iktidar ‘Öğretmen olmak için KPSS’yi kazansanız bile adaylık sürecinize bakacağım. Bana biat edenlere kadro vereceğim, diğerlerine güle güle diyeceğim’ demektedir. Dolayısıyla bizim Türk Eğitim-Sen olarak bu kanunu kabul etmemiz mümkün değildir.

Şahindoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu kanunu güya dershaneleri kapatmak amacıyla çıkardılar. Ancak siz tüm eğitim sisteminizi sınava dayalı hale getirmişsiniz. Sınava dayalı eğitim sistemi içinde dershaneleri kaldırmaya çalışıyorsunuz. Bu hayal kurmaktır. Kanun çıkarmakla dershane filan kapatılmaz. Dershaneler ancak ihtiyacı ortadan kaldırırsanız kapatılır. Dershaneler şu anda sadece resmi olarak kapatılıyor, gayri resmi olarak varlığını sürdürecek.”

Türk Eğitim-Sen’in MEB Yasası ile ilgili hukuk mücadelesinin devam ettiğini bildiren Şahindoğan, “Yasanın Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi için çalışmalarımız sürüyor. Mağdur olan yöneticiler de bireysel olarak başvuru yapmalıdır. Sendikamız avukatları, bireysel başvuru için çalışma yürütüyor. Bu kanun Anayasaya aykırıdır. Hiçbir kanun kazanılmış hakları yok sayamaz. Bu kanunun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edileceğini umut ediyoruz. Eğer iptal edilmezse, yasayı, AİHM’e kadar götürmeye de kararlıyız” diye konuştu.

30 Mart tarihinde yapılacak yerel seçimler ile ilgili de önemli açıklamalar yapan Şahindoğan, “30 Mart seçimlerinde sadece belediye başkanı seçilmeyecek, siyasi iktidara karşı sandıkta bir duruş da ortaya koyacağız. 12 yıldır milli bünyemizde ve devletimizin temel niteliklerinde tahribatlar yapan iktidara karşı konumumuzu belirleyeceğiz. Bu iktidarın devam etmesi ya da etmemesi noktasında tavır ortaya koyacağız. Siyasi iktidar her fırsatta kamu çalışanlarının iş güvencesini elinden almakla ilgili niyetini ortaya koyuyor. Seçimlerde bu niyete karşı duruşumuzu da ortaya koyacağız. Zira siyasi iktidar gücünü bu şekilde devam ettirirse, ülkemiz ve kamu çalışanlarını çok kötü günler beklemektedir” dedi.

Yetki süreci ile ilgili açıklama da yapan Şahindoğan, “15 Mayıs tarihinde yetkili sendikalar belirlenecek. Hormonlu bir sendika maalesef kamu çalışanlarının çoğunluğunu üye yaparak yetkili konumdadır. Toplu sözleşme döneminde yaşanan rezaleti hepimiz gördük. Enflasyonun sürekli arttığı bir ülkede, kamu çalışanları, 123 TL sabit bir zam artışı karşılığında siyasi iktidara pazarlandı. Ortalama devlet memurlarının maaşına yapılan zam yüzde 5.2’dir. 2014 yılının sonunda enflasyonun yüzde 10 ve üzerinde olacağı tahmin edilmektedir. Enflasyon 2014 yılının sonunda yüzde 10 olursa enflasyon farkı alamayacağız. Böyle bir toplu sözleşmeye imza atan sendika bu ülkede hala yetkilisi ise bu durum, hepimiz için utanç vesilesidir. Dünyanın hiçbir ülkesinde çalışanları pazarlayan sendikalar yetkili olmaz. Dolayısıyla 15 Mayıs’ta kamu çalışanlarının ve eğitim çalışanlarının gerçek temsilcisi Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen’i yetkili yapmak hepimizin boynunun borcudur” dedi.

Toplantıda bir konuşma yapan Genel Mali Sekreter Seyit Ali Kaplan da şunları söyledi: “Türk Eğitim-Sen ülkemizi bugün zalimce yönetenlere ‘dur’ diyerek, üye sayısını 230 bine çıkardı. Ama şunu bilmiyorlar: Türk Eğitim-Sen üyeleri ilhamlarını önce yüce dinimizden, sonra ecdadımızdan ve aziz şehitlerimizden alıyor. Hz. Peygamberimiz, ‘Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler ben asla bu dinden ve onu insanlara tebliğ etmekten, bildirmekten vazgeçmem. Ya Allahü teâlâ bu dini bütün cihana yayar, vazifem biter veya bu yolda canımı feda ederim diye buyurmuştu. İşte sizler, yani 230 bin Türk Eğitim-Sen mensubu da davasından vazgeçmeyen insanlarsınız. İktidarın zulmüne ve yalaka sendikanın tüm vaatlerine rağmen, eğitim çalışanları Türk Eğitim-Sen üyesi olabiliyorsa ve üyeliğini devam ettiriyorsa, bu arkadaşlarımız çok dürüsttür ve makam, mevki peşinde koşmayan insanlardır.”

Türkiye Kamu-Sen’in sloganının “Bizim ilkemiz önce ülkemiz” olduğunu kaydeden Kaplan “Sendikacılık yaparken milli konulardaki hassasiyetimiz ön plandadır. Milli konulardaki hassasiyetimiz gereği ezanın susmaması, bayrağın inmemesi, vatanın bölünmemesi için her şeyden vazgeçeriz” dedi.

Kaplan sözlerini şöyle sürdürdü: “Allahü Teala önce dünyayı sonra insanoğlunu yaratıyor. Dünyayı insanoğlunun yaşayacağı hale getirdikten sonra Hz. Adem’i yaratıyor. Hedef, insanın dünyada adaletli bir şekilde yaşayabilmesidir. Ama insanoğluna da birçok görevler yüklenmiştir. Bunlardan birisi de iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmaktır. Yine  Hz. Peygamberimiz ‘Kötü bir şey gördüğünüzde onu elinizle düzeltiniz, gücünüz yetmezse dilinizle düzeltiniz, buna da gücünüz yetmezse kalbinizle buğz ediniz. Bu ise imanın en zayıfıdır ’ diye emrediyor.”

Mehmet Akif Ersoy’un Zulmü Alkışlayamam şiirinin

“Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.

Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım” mısralarını da okuyan Kaplan, “Bizim bir başka hakkı tutup kaldırmaktır; ülkemizi böldürmemek, bayrağı indirmemek, sarı, kırmızı, yeşil paçavraları sallandırmamaktır” dedi.

Kaplan sözlerini şöyle sürdürdü: “Müslümanız diyorlar, partinin başında adalet kelimesi var ama önce akrabalarını, çocuklarını zengin ettiler. Böyle bir adaletsizliğe dur demenin vakti geldi. 12 yıldır eğitim çalışanlarına, kamu çalışanlarına kan kusturanlara karşı demokratik hakkımızı kullanarak, 30 Mart’ta hesap soracağız. Bize siyaset yapıyorsunuz diyenler olabilir; bizim siyasetimiz memurun hakkıdır.

Andımızı kaldıranlardan hesap sormayacak mıyız? İstiklal Marşını tartışmaya açanlardan hesap sormayacak mıyız? İş güvencesini kaldırmaya çalışanlardan hesap sormayacak mıyız?

Hırsızlıkların, namussuzlukların havada uçuştuğu dönemde, Yüce Peygamberimizin Hadisi Şerifindeki imanın en zayıfı olmaya hakkımız yok. Bu yanlışı sandıkta mutlaka düzeltmemiz lazım. Ülkemizin geleceği sizlerin elindedir.”