GENEL MERKEZ YÖNETİCİLERİ İZMİR’DEYDİ.


Genel Merkez Yöneticileri il ziyaretlerine devam ediyor. Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan ile Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir sendikal faaliyetlerde bulunmak üzere 24-28 Şubat tarihlerinde İzmir’deydi. Burada önemli açıklamalar yapan Genel Merkez Yöneticileri, birçok kurum ziyaretinde de bulundu.

24 Şubat 2014 tarihinde İzmir Konak Hasan Sağlam Öğretmenevi’nde gerçekleştirilen teşkilat istişaresinde konuşan Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir, “Zaman alanlara inme zamanıdır” dedi. Özdemir şunları söyledi: “ İşimiz çok zor. 11 yıllık bir AKP iktidarı döneminde bu ülkenin bölünmez bütünlüğü, dilimiz, dinimiz, bayrağımız noktasında mücadele veren uç beyleri arkadaşlarımız ötekileştirildi. Ancak Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen üyeleri her zaman eğilmeden, bükülmeden, dimdik yoluna devam etmektedir. Sizler ne ikbal ne de 3-5 günlük görevlendirme uğruna şahsiyetini satan insanlar değilsiniz. Bakınız ben 9 yıl İzmir’de şube başkanlığı yaptım. Okul müdürü olması ya da soruşturma sonucunda ceza almaması için mücadele verdiğim birçok insanı bugün farklı yerlerde görüyorum. Bu insanlar ne yazık ki ülkemizin bölünmesi için uğraşanlar ile beraber. Ama gün gelecek, keser dönecek, sap dönecek, bu hesap dönecek. Bunu herkes böyle bilmelidir. Çünkü Türk Eğitim-Sen üyeleri onlara eyvallah edecek kadar aciz değildir.

Bizim savunduğumuz değerler var. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyete, bayrağımıza, dilimize, bölünmez bütünlüğümüze her platformda sahip çıkıyoruz. Zaman zaman siyaset yapıyorsunuz diyorlar. Milli ve manevi değerlerimize sahip çıkmak siyaset ise, siyaset yapıyoruz. Birileri hedefleri uğruna ülkenin bölünmesi için mücadele verirken siyaset yapmıyor, koltuk uğruna şahsiyetlerini satıyorlar dönek olmuyorlar; biz bu mücadeleyi verirken ötekileştiriliyoruz. Herkes bilmelidir ki; biz bugün de varız, yarın da varız.”

Türk Eğitim-Sen’in üye sayısının her yıl arttığını kaydeden Özdemir, “Emekli olanları ve istifaları düştüğümüzde yılda 22-25 bin net üyemiz var. 205 bin olan üye sayımız geçen yılın Haziran ayı itibari ile 226 bin’e çıktı. Üye sayımız bugün ise 235 bin. Bunu, sizlerden aldığımız güçle yapıyoruz. Sizlerin alnını yere eğecek en küçük bir sendikal yanlışımız olmuyor. Hiçbir konuyu atlamıyoruz. Sizlerden istirhamımız; internet sayfamızı takip edin, dergilerimizi, bültenlerimizi, yazılı basımlarımızı ulaştırın, afiş ve broşürlerimizi işyeri temsilcileri aracılığıyla okul/kurum panolarına astırın. Öte yandan eylem ve etkinliklerimiz, hukuki mücadelelerimiz Türk Eğitim-Sen’in kurumsal mücadelesini ortaya koymaktadır” diye konuştu.

Özdemir sözlerini şöyle sürdürdü: “17 Aralık operasyonunu ardından iktidarın, yol arkadaşlığı yaptığı insanlar için ‘paralel devlet’, ‘Haşşaşi’ ifadelerini kullandığını hatırlatan Özdemir, şunları söyledi: “12 Eylül 2010’da yapılan referandumda HSYK’nın değiştirmek için bu milletten yüzde 58 oy aldılar ve istedikleri kişileri HSYK’ya yerleştirdiler. Ancak yol arkadaşları bunların hırsızlıklarına tahammül edemedi ve hırsızlıklara dur demek için bir operasyon yapıldı. Şimdi iktidar; TBMM’de sayısal çoğunluğuna güvenerek, millet iradesini bir kenara bıraktı ve HSYK’nın yapısını yeniden değiştirdi. Öyle bir fişleme yapmışlar ki, 15 günde 6 bin polis memurunun görev yerini değiştirdiler. 17 Aralık’a kadar beraber oldukları insanları terörist ilan ettiler. Bize de Ergenekoncu demişlerdi. Milli Eğitim Bakanlığında da fişlemeler yapıldı. İçişişleri Bakanı Efkan Ala’nın fişlemelerde adı geçen kardeşi Atıf Ala, Teftiş Kurulu Başkanlığına getirildi. Bize Ergenekoncu diyenlerin bu fişlemeler karşısında sesi çıkmıyor.”

MEB Yasa Tasarısı ile ilgili açıklamada yapan Özdemir, “İleri demokrasiden bahsediyorlar. Ancak yapılanların ileri demokrasi ile uzaktan yakından alakası yok. Bu gidişat Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gidişatı açısından iyi değildir” dedi. 30 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere dikkat çeken Özdemir, “30 Mart’ta önümüze seçim sandığı gelecek. Türk milleti sessiz görünür ama yapılan iyiliği de kötülüğü de unutmaz. Dolayısıyla sandığa giderken yaşadığınız baskıyı mutlaka hatırlayın ve birilerine de hatırlatın. Andımızın kaldırılıyorsa, İstiklal Marşı’nın okunup, okunmaması tartışılıyorsa milli bayramlarımız basit törenlerle geçiştiriliyorsa sizler yaşananları herkese anlatmalısınız. Zılgıtı yemeliler ki, 31 Mart sabahı valizlerini toplayıp, gitmelidirler” dedi.

Yetkili sendikanın kamu çalışanlarını pazarladığını da kaydeden Özdemir, “Dünyanın hiçbir yerinde çalışanları pazarlayan bir sendika çalışanlar tarafından bu kadar tasvip görmez” dedi.  

Toplantıda bir konuşma yapan Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan ise şunları kaydetti: “Güya bu tasarı dershaneleri kapatmak ya da dönüştürmek amacıyla hazırlanan bir tasarı. Ancak bunu Torba Yasa haline getirdiler. Dershanelerle ilgisi olmayan maddeleri de buna dâhil ettiler. Türk Eğitim-Sen olarak dershanelerin eğitim sistemi içinde bir yerinin olmaması gerektiğine inanıyoruz. Normal işleyen bir eğitim sistemi dershanelere ihtiyaç duymamalıdır. Tüm okullar personel ve imkânlar açısından aynı imkanlara sahip olursa, öğrencilerimizin okul başarılarına endeksli bir eğitim kademesine geçiş sistemi sağladığımızda dershanelere ihtiyaç ortadan kalkar. Ama Türkiye’de sınava dayalı bir eğitim sistemi var. Dolayısıyla dershanelerin olmaması gerektiğini söylemek ve dershaneleri kapatmak gerçeğe uygun bir yaklaşım değildir. Bu şekilde, dershaneleri sadece resmi olarak kapatırsınız, dershanelerin varlığını sona erdiremezsiniz. Bu kez de merdiven altı dershaneciliğin önünü açarsınız. Dershanelerin kapatılması, paralel yapı olarak adlandırdıkları bir gruba, cemaate düşmanlık yapma adına ortaya konuldu. Dershanelerin kapatılmasının pedagojik hiçbir gerekçesi yoktur ve bu haliyle son derece yanlıştır.”

MEB Yasa Tasarısında kabul edilemeyecek birçok husus olduğunun da altını çizen Şahindoğan, stajyer öğretmenliğin adaylığının kaldırılması ile ilgili getirilen yeni düzenlemeyi eleştirdi. Şahindoğan, “Öğretmen atamaları KPSS puanına göre yapılmaktadır. KPSS’den yeterli puan alan öğretmenler atanmakta ve bir yıllık çalışma sürecinin  sonunda amirinin teklifi üzerine öğretmenlerin adaylıkları kaldırılmaktadır. Ancak tasarıya göre; öğretmenler atanmak için KPSS’den yeterli puanı alacak daha sonra bir yıllık çalışması sonucunda performans değerlendirmesine tabi tutulacak. Performansı başarılı olursa yazılı ya da sözlü sınava alınacak. Bu sınavlardaki başarısı da yeterli olursa adaylığı kalkacak. Türkiye’de performansın nasıl değerlendirildiğini, mülakatın nasıl yapıldığını biliyoruz. İktidar bu uygulamayla, yandaş olanı ön plana çıkarmak istemektedir. Yandaş değilse, öğretmenlerin performansı yeterli görülmeyecek ya da yapılacak mülakatta başarılı olmayacaktır. İnsanları kul, köle olmaya mecbur eden, biat etmek zorunda bırakan bu sistemi reddediyoruz” diye konuştu.

Tasarı ile insanlık dışı bir yönetici atama sistemi getirildiğini de kaydeden Şahindoğan, “Mevcut yöneticilerden 4 yıllık hizmetini tamamlayanların görevleri sona erdirilecek. Bu sistem yeni yönetici atamalarında il milli eğitim müdürlerinin teklifi üzerine, valilerin eğitimcileri yönetici olarak ataması esasına dayanmaktadır. İl milli eğitim müdürleri ve valilerin siyasi iktidarın il başkanları gibi çalıştığını biliyoruz. Bu şekilde çalışan insanlara yönetici atamada yetki verilebilir mi? Asla verilemez. Üstelik, siyasi iradenin aynı güçle iktidara gelmesi durumunda, ‘5 yılda bir öğretmenlerin performansını değerlendireceğiz ve 5 yıllık sürede yeterli performansı göstermeyen öğretmenleri kapının önüne koyacağız’ şeklinde bir düzenleme yapmayacağını kimse garanti edemez. Bu nedenle bugün yöneticilerle ilgili bu durumu savunmak tüm öğretmenlerimiz için kendi geleceklerini savunmakla eş değerdir. Bugün bu mevziyi kaybedersek yarın başka mevzileri de kaybederiz” dedi.

MEB Yasa Tasarısıyla TTK’nın yapısının da değiştirildiğini, TTK’nın danışma kurulu haline getirildiğini belirten Şahindoğan, “TTK’yı siyasi iradenin ve Bakanın emrine veriyorlar. Eğitimle ilgili kararları siyasetçiler verecek, eğitimciler değil” dedi.

Tasarıyla teftiş sistemi ile ilgili birtakım düzenlemelerin de getirildiğini söyleyen Şahindoğan şöyle konuştu: “Mevcut sistemde hem Bakanlık denetçileri hem de il eğitim denetmenleri var. İl eğitim denetmenleri, il mili eğitim müdürlükleri bünyesinde denetimler yapıyor. Bakanlık denetçileri ise Bakanlıktan başlayarak, illerde daha üst düzeyde denetimler yapıyor. Bakanlık denetçilerinin yetkileri ve statüleri daha farklı. İl eğitim denetmenleri, Bakanlık müfettişleri ile aynı haklara sahip olacaklardı. Ne olduysa tasarıyla tam tersi bir uygulama ortaya çıktı. Tasarıyla, Bakanlık müfettişlerini il eğitim denetmenleri ile aynı seviyeye indirdiler. Öte yandan bugüne kadar Bakanlık müfettişlerinin Bakanlık Merkez Teşkilatını denetleme yetkisi vardı. Şimdi Bakanlık müfettişleri il denetmenleri gibi il milli eğitimi müdürlüklerine bağlı olarak görev yapacağı için Bakanlık Merkez Teşkilatını denetleyecek hiçbir mekanizma kalmadı. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.”

Türkiye Kamu-Sen’i ve Türk Eğitim-Sen’i yetkili olmasının önemi de dikkat çeken Şahindoğan, “Türkiye Kamu-Sen’i ve Türk Eğitim-Sen’i yetkili yapmak hepimizin boynunun borcu. Sendikamızın yetkili olmasının önemini okullarda, kurumlarda her yerde anlatın. 15 Mayıs’ta sendikamızı yetkili yapalım ve bu kötü gidişe dur diyelim. ” dedi.  

İzmir ilinde yapılan ziyaretler kapsamında birçok okul ve kurum ziyareti de gerçekleştirildi.