GENEL BAŞKAN KONCUK, “İŞ BIRAKMA EYLEMİNDEN DOLAYI KİMSEYE CEZA VERİLEMEZ” DEDİ.

 

GENEL BAŞKAN KONCUK, İSTANBUL’DA “İŞ BIRAKMA EYLEMİNDEN DOLAYI KİMSEYE CEZA VERİLEMEZ” DEDİ.

        Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Genel Teşkilatlandırma Sekreteri Talip Geylan ve Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz Kocakaplan ile birlikte İstanbul’da sendikal faaliyetlerde bulunuyor. Genel Başkan Koncuk, 24 Şubat 2014 tarihinde İstanbul 2 ve 6 No’lu Şubelerin yönetim kurulu üyeleri ve iş yeri temsilcileri ile Zübeydehanım Öğretmenevi’nde istişare toplantısı yaptı.

Akademisyenler, öğretmenler ve din adamları toplumun sac ayaklarıdır. Eğer toplumda arzu etmediğimiz boyutta hak gaspları yaşanırken, ahlaksız tavır ve davranışlar alenen sergilenirken; bu üç meslek grubundan ses çıkmıyorsa, o toplumun hiçbir geleceği kalmaz, toplumumuz cayır cayır yanar.

        Toplantıda önemli açıklamalar yapan Genel Başkan Koncuk, akademisyenlerin, öğretmenlerin ve din adamlarının toplumun sigortası olduğunu söyleyerek, “Eğer toplumda arzu etmediğimiz boyutta hak gaspları yaşanırken, ahlaksız tavır ve davranışlar alenen sergilenirken, bu üç meslek grubundan ses çıkmıyorsa, o toplumun hiçbir geleceği kalmaz” dedi. Koncuk şöyle konuştu: “Toplumda sorumluluk sıralaması yapılsa en üst mertebeye profesörleri, din adamlarını ve öğretmenleri yerleştiririz. Evimizde elektrik kaçağı olduğunda ya da kablolar fazla ısındığında yangın çıkmasın diye sigorta atar. Sigorta, evimizi korumak için bir elektrik malzemesidir. Sigorta atmaz ise, elektrik kabloları fazla ısındığı için ev yanar. İşte bu üç meslek grubu da toplumun sigortasıdır. Eğer toplumda arzu etmediğimiz boyutta hak gaspları yaşanırken, ahlaksız tavır ve davranışlar alenen sergilenirken; bu üç meslek grubundan ses çıkmıyorsa, o toplumun hiçbir geleceği kalmaz, toplumumuz cayır cayır yanar. Bu meslek grupları, toplumun dinamikleridir, sac ayaklarıdır. Peki Türkiye’ye şöyle bir baktığımız zaman bu sac ayakları ne noktadadır? Sizin gibi insanlar olmaz ise emin olun, bu ülkenin hiçbir geleceği kalmaz. Bu üç meslek grubunda yer alan bazı kişilerin, toplumu aydınlatmak noktasında kendilerine yüklenen riski almadığını üzülerek görüyorum. Oysa biz Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda milli mücadelede okumuş, mürekkep yalamış öğretmenleri, din adamlarını, akademisyenleri gömdük. Onların verdiği bu mücadele, coğrafyamızda göğsümüzü gere gere huzur içinde yaşamamıza vesile oldu. Bu insanların yaptığı mücadele sonucu hür yaşıyoruz. Peki bizim evlatlarımızın güven ve huzur içinde yaşamasını kimin gayreti temin edecek? Elbette, bizim gayretimiz temin edecek. Milli hassasiyeti olan, ‘Türkiye’ deyince yüreği gümbür gümbür çarpan, ‘Türk milleti’ deyince göğsü kabaran insanların bugün çok daha büyük bir gayret ve fedakârlık içinde olması her alanda mecburiyet haline gelmiştir.”

Türkiye sevdalılarına ve Anadolu coğrafyasının bedelinin ne olduğunu tüm hücreleriyle hisseden insanlara büyük sorumluluk düşüyor. Yüce Allah’ın ve tarihin yüklediği sorumluluk var. Bu sorumluluğu yerine getirmek zorundayız.

        Türk milletinin ihanetin her türlüsünü yaşadığını kaydeden Koncuk, “Anadolu coğrafyasının bir bölgesi, bölücü çetelerce alenen özerk bölge olarak ilan ediliyor. Sarı, kırmızı, yeşil paçavraları bayrak diye savunanlar var. Tüm bunlar yaşanırken; bazı akılsızlar, soysuzlar Türk bayrağı adının değişmesini istiyor ve bunu dile getiriyor. Esasında bunları söyleyen insanların sokağa çıkmaya dahi yüreği olmamalıdır. Eğer ‘Türk adı değişsin’ diyenler bu milletin fertlerinden saygı görüyorsa, her birimizin yüzünün kızarması lazım. Bu nedenle Türkiye sevdalılarına ve Anadolu coğrafyasının bedelinin ne olduğunu tüm hücreleriyle hisseden insanlara büyük sorumluluk düşüyor. Yüce Allah’ın ve tarihin bizlere yüklediği sorumluluk var. Bu sorumluluğu yerine getirmek zorundayız” diye konuştu.

Hz. Peygamberimiz, Bedir Savaşı’nda bir sahabenin belinde kemer görür ve ‘Nereden aldın?’ diye sorar. O da ‘Öldürdüğümüz düşmanlardan birinin belindeydi’ der. Bunun üzerine Hz. Peygamber Efendimiz, ‘Sen beline cehennem ateşinden bir kemer takmışsın. O milletin malıdır’ der. Cehennem ateşinden kemer olabiliyorsa, 4.5 milyon dolara, milyar dolarlara kaç cehennemden çıkmış kemer satın alınır?

        Nice haksızlıklar yaşandığını, yetim malının çalındığını söyleyen Genel Başkan Koncuk, “Cehennem ateşinden kemer olabiliyorsa, 4.5 milyon dolara, milyar dolarlara kaç cehennemden çıkmış kemer satın alınır? Bu hesabı da milletimizin yapması lazım” dedi. Koncuk şunları söyledi:  “Bu ülkeyi yönetme sorumluluğu verdiğimiz insanlar, bu milletin malını çalıyor. Bakan çocuklarının evlerinden kasa dolusu paralar çıkıyor. Banka genel müdürünün evinde ayakkabı kutularında milyon dolarlar çıkıyor. Dönen para miktarının 87 milyar avro olduğu söyleniyor. Bunlar, her bir vatandaşımızın tüylerini diken diken edecek olaylardır. Eğer bu yolsuzluklar gelişmiş ülkelerde yaşansaydı, Hükümet aynı gün istifa ederdi. Emniyete, yargıya, basına nasıl baskı yapıldığını hep birlikte görüyoruz. İslam’ın yüce değerlerini savunanlar ne yazık ki ‘bu benim hırsızım’ diye yaşananlara sessiz kalmaktadır; hatta bunu alkışlayanlar bile vardır. Tüm bu olayların paralel yapının düzmecesi olduğunu söyleyenler bulunmaktadır. Paralel yapı masalı ile Emniyet’te 5 bin insan görevden alınmıştır. Yargıda yüzlerce, binlerce savcının yeri değiştirilmiştir. Hırsızlık yapanlar suçsuz, hırsızı görenler suçlu ilan edilmektedir. Bakınız Hz. Peygamberimiz, Bedir Savaşı’nda bir sahabenin belinde kemer görür ve ‘Nereden aldın?’ diye sorar. O da ‘Öldürdüğümüz düşmanlardan birinin belindeydi’ der. Bunun üzerine Hz. Peygamber Efendimiz, ‘Sen beline cehennem ateşinden bir kemer takmışsın. O milletin malıdır’ der. Cehennem ateşinden kemer olabiliyorsa; 4.5 milyon dolara, milyar dolarlara kaç cehennemden çıkmış kemer satın alınır? Bu hesabı da milletimizin yapması lazım. Herkesin gerekli demokratik tepkiyi çekinmeden ortaya koyması lazım. Hırsızın, ahlaksızın neyinden korkacağız? Onlar dürüst, yiğit adamlardan korksunlar. Milletin malını çalanların hiçbir geleceği olmaz. Bizlerin yüzü ak. Çünkü kimseyi aldatmadık, hiçbir şey çalmadık, hırsızlara sahip çıkmadık. Böyle adamlar korkak adamlardır. Korkak adamlar ise diktatör olur. Onlar milletten ve geleceğinden korkar. Bizim ise onlardan korkumuz yok. Biz sadece Allah’tan ve milletimizden korkarız.”

Bakanlık Merkez Teşkilatında Müsteşar hariç herkesin görevlerine son veriliyor. Buradan Müsteşar Yusuf Tekin’e sormak istiyorum: Senin özelliğin ne? Senin farkın ne?

        MEB Yasa Tasarısı ile ilgili önemli açıklamalar da yapan Genel Başkan İsmail Koncuk, şöyle konuştu: “Bu yasa tasarısı TBMM’ye kanunlaşmak üzere gelecek. Tasarı ile okul yöneticilerinin tamamı görevden alınıyor. Bakanlık Merkez Teşkilatında Müsteşar hariç herkesin görevlerine son veriliyor. Buradan Müsteşar Yusuf Tekin’e sormak istiyorum: Müsteşar yardımcıları görevden alınıyor, TTK Başkanı görevden alınıyor. Peki senin özelliğin ne? Senin farkın ne?

        Tüm Bakanlık Merkez Teşkilatı’nda şube müdürleri dahil herkes görevden alınıyor. Şube müdürleri, il milli eğitim müdürleri, ilçe milli eğitim müdürleri eğitim uzmanı yapılıyor. Bu insanlar hangi partiye oy verirse versin, ben bu olayı insan hakkı ihlali olarak görüyorum. Örneğin İstanbul Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız’ı Pendik’te bir okula öğretmen olarak atayacaklar. Böyle bir devlet olur mu? 15 milyon nüfusu olan İstanbul ilinin yıllardır İl milli eğitim müdürlüğünü yapan Muammer Yıldız’ı bir kalemde silen devlet olur mu? Böyle vefasız bir devlet olur mu? Bu devlet anlayışına hangi vatandaşımız saygı duyacak?

Meseleye kazanılmış haklar noktasında bakacağız.

        Görevden alınacak okul yöneticilerimizin hepsi öğretmendir. Bu insanlar görevden alındığında yerlerine başka öğretmen arkadaşlarımız gelecektir. Aynı akıbet onları da beklemektedir. Dolayısıyla meseleye kazanılmış haklar noktasında bakacağız. Bir matematik öğretmenini iyi öğretemiyorsun diyerek, onu memur ya da santral görevlisi yaparsanız, bu durumdan kimse memnun olmaz.

Bu insanların uzmanlık alanı artık yöneticilik olmuştur, bu kişiler kendilerini okul yönetimi, sevk ve idare konusunda yetiştirmiştir. Dolayısıyla bu insanları, yetiştiği alanda değerlendirmek doğrudur.

        İktidarın 5510 sayılı yasada emeklilik yaşını 65’e çıkardığını hatırlatan Koncuk, “İnsanlar 65 yaşına kadar verimli çalışabilir, kaliteli hizmet üretebilir diye düşünerek, emeklilik yaşını 65’e çıkardınız. Bunun ardından 25-30 yıl çalışan okul yöneticilerini ‘yorulmuştur’ diyerek görevden alıyorsunuz. Şunu düşündünüz mü: 4 yılını dolduran okul idarecileri görevden alındığında, bu kişiler öğretmenlik yapacaktır. 20-30 yıllık bir okul müdürünü yeniden öğretmen yaptığınızda, bu insanın branşından koptuğunu göreceksiniz. Şu an okul müdürleri haftada bir saat derse girer. Birçok okul müdürü bir saatlik derse bile girecek zaman bulamaz. Dolayısıyla okul müdürleri branşından kopar. Branşından 25-30 yıl kopmuş bir insan, bu tasarının yasalaşması halinde öğretmen olarak derslere girecektir. 30 yıl branşından ayrı kalmış bir insanın haftada 30 saat derse girmesi, öğrencilerin kaderini ona teslim etmek anlamına gelecektir. Oysa bu insanların uzmanlık alanı artık yöneticilik olmuştur; bu kişiler kendilerini okul yönetimi, sevk ve idare konusunda yetiştirmiştir. Dolayısıyla bu insanları, yetiştiği alanda değerlendirmek doğrudur.  Bu tasarının yasalaşması ile birlikte 73 bin idareci görevinden alınacaktır. Bunu sineye çektiğimiz sürece; ister öğretmen, ister memur, ister ise hizmetli olun, iktidar yarın sizinle ilgili bir başka tasarrufu da yapacak demektir” diye konuştu.

İş güvencesi olmayan çalışan modeli tüm memurları bekleyen en büyük tehlikedir. Eğer ülkeyi yönetenler, bir dönem daha iktidar olma vizesini alırsa, bütün memurlar devlet memurluğu sıfatını kaybedecektir.

        Kamu çalışanlarının iş güvencesine göz dikildiğini de kaydeden Genel Başkan Koncuk şöyle konuştu: 17 Aralık operasyonunun ardından bir gazeteci Pakistan gezisinden dönerken Başbakana ‘Emniyet müdürlerini, polisleri neden meslekten atmanız?’ diye soruyor. Başbakan da, ‘657 sayılı DMK bu insanları koruyor. Eğer bu kişiler fabrikada çalışsaydı, ihbar ve kıdem tazminatını verirdik, kapının önüne koyardık. Ama aklımız başımıza geldi. 657 sayılı DMK’yı değiştireceğiz’ diyor. Dolayısıyla iş güvencesi olmayan çalışan modeli tüm memurları bekleyen en büyük tehlikedir. Eğer ülkeyi yönetenler, bir dönem daha iktidar olma vizesini alırsa, bütün memurlar devlet memurluğu sıfatını kaybedecek; 4/C’liler gibi kapının önüne konulacaktır. Eğer başımıza gelecek tehlikelerin farkına varmazsak, sadece bugünü yaşarsak, günlük menfaatlerle meseleleri değerlendirirsek çok büyük şeyleri kaybedeceğimizi artık Türkiye’de herkesin görmesi lazım. Bu bir keyfiyet değil, mecburiyettir. Tüm devlet memurlarının aklını başına alması, nasıl tezgâhların kurgulandığını görmesi, değerlendirmesi ve tedbirini alması lazım. 73 bin okul yöneticisinin görevini sıfırlayan bir iktidarı kim durduracak? Hangi hukuk kaidesi demokrat düşünemeyen, demokrasiden uzak tavırlarla davranan bu anlayışı değiştirebilecek? Hiç eyvallahları yok. Hükümet, ‘Bu tasarıyı kanunlaştırırsam birçok okul yöneticisi Hükümetle iyi geçinmek zorunda kalacak, yandaş sendikaya üye olarak, 4 yıl daha yöneticilik yaparım diye düşünecek ve böylece benim dizime oturacak’ diye düşünmektedir.

        Bakınız; elektrik panosundan çıkan yangın nedeniyle okul müdürünü başka bir yere atıyorlar. Şu andaki mevzuatta bile bu yapılıyorsa, tasarı kanunlaştığında valinin ya da il milli eğitim müdürünün beğenmediği okul müdürleri görevden alınacak. Çok açık söylüyorum ki; böyle müdürlüğü yapmam. Dik ölürüm, adam gibi ölürüm ama böyle müdürlüğü yapmam” diye konuştu.

Tüm Türkiye’de eylemler yaparak, MEB Yasa Tasarısını protesto ediyoruz. 26 Şubat’ta da Eğitim-Sen ile eş zamanlı ortak iş bırakma eylemi yapacağız.

        Herkesin görevinin insanların dik duruşunu temin etmek olduğunu bildiren Koncuk, “Eğer insanlar eğilmek zorunda bırakılıyorsa, kanunlar insanları ezmeye, onların şahsiyetlerini un ufak etmeye yönelik dizayn ediliyorsa, bu durum bizi ilgilendirir. Ezilen, şahsiyetinden taviz verenler bizim insanımızdır diye düşünmek zorundayız” dedi. Türk Eğitim-Sen olarak her türlü tepkiyi meşru gördüğümüzü ilan eden Koncuk, “Tüm Türkiye’de eylemler yaparak, MEB Yasa Tasarısını protesto ediyoruz. 26 Şubat’ta da Eğitim-Sen ile eş zamanlı iş bırakma eylemi yapacağız. Tüm eğitim çalışanlarını eyleme destek vermeye çağırıyoruz. Sendikal haklar konusunda her sendika ile birlikte oluruz” diye konuştu.

İş bırakma eyleminden dolayı kimseye ceza verilemez.

        İş bırakma eyleminden dolayı kimseye ceza verilemeyeceğini ifade eden Koncuk, “Anayasa’nın ilgili maddesi gereği grev yapma hakkımız var. Kimse korkmasın. Okul yöneticilerine sesleniyorum: Yürekli olun, kimseden korkmayın. Yiğitler bir kere ölür, korkaklar yüz kere ölür. Kimseden çekinmeyin. Cesur adamlardan herkes çekinir. Korkak adamların ise herkes ensesine patlatır. İşinizi en güzel şekilde yapın ama kimsenin elini, eteğini öpmeyin. Dik yaşayın. Çakal gibi yaşamak asla kimseye keyif vermez” dedi.