BU ZEMİN ALTIMIZDAN KAYARSA, GÖK KUBBE BAŞIMIZA ÇÖKER.

GENEL BAŞKAN NALLIHAN’DA “ BU ZEMİN ALTIMIZDAN KAYARSA, GÖK KUBBE BAŞIMIZA ÇÖKER” DEDİ.

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, 21 Kasım 2013 tarihinde Türk Eğitim-Sen Nallıhan Temsilciliği tarafından düzenlenen 24 Kasım Öğretmenler Günü etkinliğine katıldı. Genel Başkan’a, Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan ile Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir eşlik etti.

Etkinliğine Ankara 5 No’lu Şube Başkanı Sevgi Yalav ve Yönetim Kurulu Üyeleri, İlksan Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Yılmaz, Nallıhan Belediye Başkanı Ahmet Adnan Okur ve çok sayıda eğitim çalışanı katıldı.

Kuran-ı Kerim okunmasının ardından Ankara 5 No’lu Şube Başkanı Sevgi Yalav açılış konuşması yaptı.

 

Bu zemin altımızdan kayarsa, gök kubbe başımıza çöker.

Bir konuşma yapan Genel Başkan İsmail Koncuk da, Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma dikkat çekerek, “Türkiye’nin durumu iyiye gitmiyor. Bu ülke bizim. Bu coğrafyada bizim çocuklarımız, torunlarımız yaşayacak. Bu ülkenin geleceğine sahip çıkacağız. Bu zemin altımızdan kayarsa, gök kubbe başımıza çöker. Birileri kaçar. Onların milyon doları var, ABD’de dostları var Onlar kaçar da biz bir yere kaçamayız. Bu nedenle siyasi düşüncemiz, ideolojimiz, etnik kökenimiz ne olursa olsun bu ülkenin geleceğine sahip çıkmak zorundayız. Ülkeyi yönetenler bilmelidir ki; hainlerle bir milletin geleceğini şekillendiremezsiniz. Bu nedenle milletimizin geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’da yaşanan tabloyu iyi değerlendirmesini istiyorum. Önümüzde yerel seçimler var. Herkes çok dikkatli hareket etmelidir. Öte yandan bilinmelidir ki; bu iktidar anlayışı; mevcut konumunu korumak için her şeyi yapmaya hazırdır. Şımarık bir iktidar anlayışı vardır. Başbakanın ağzından çıktığı zaman ne yazık ki doğru olmayan şeyleri emir gibi telakki eden hizmetkarlar ordusu var” diye konuştu.

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde egemen kültür, egemen güç bellidir; bu güce saygı duyan herkes bizimle beraber kardeş kardeş yaşar. Ancak, benim egemenlik alanımda, benim egemenliğime söz söylüyorsan, o zaman ben sana ‘dur’ derim. Bu coğrafyayı kolay vatan yapmadık. Bu vatan milli piyangodan çıkmadı.

 

“Bu milletin tarihinde başka milletlere zulüm yoktur. Ama bu durum, egemenlik alanımızı, egemenlik hakkımızı paylaşabileceğiz anlamına gelmez” diyen Koncuk, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çok dikkat etmeliyiz. Bu noktada öğretmenlere ve din görevlilerine çok büyük görev düşüyor. Kim hata yapıyorsa, onu düzeltme iradesini ortaya koymak zorundayız. Bu ülkede yaşayan herkes bizim kardeşimiz. Allaha şükür bu millet imparatorluklar kurmuştur. Bu milletin tarihinde başka milletlere zulüm yoktur. Ama bu durum, egemenlik alanımızı, egemenlik hakkımızı paylaşabileceğiz anlamına gelmez. Bu ülkenin vatandaşları hangi etnik kökenden olursa olsun bir Türk vatandaşı olarak eşit haklara sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde egemen kültür, egemen güç bellidir; bu güce saygı duyan herkes bizimle beraber kardeş kardeş yaşar. Ancak, benim egemenlik alanımda, benim egemenliğime söz söylüyorsan, o zaman ben sana ‘dur’ derim. Bu coğrafyayı kolay vatan yapmadık. Bu vatan milli piyangodan çıkmadı. Anadolu coğrafyası, Türk milletinin vatanıdır, toprağıdır. Herkes dilini özgürce konuşabilir ama ‘benim dilim resmi dil olsun’ denilirse, buna ‘dur’ deriz. Dünyanın hiçbir ülkesinde ikinci dil ile eğitim yapılmamaktadır. Ama ne yazık ki özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitimin önü açıldı, ana dilde eğitime kapı aralandı. Etnik kökenimiz ne olursa olsun; menfaatimiz, huzurumuz, mutluluğumuz ‘bir’ olmaktan geçer. Bizim, bizden başka dostumuz yoktur. Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme çalışmalarını biliyoruz. Türkiye’de buna dahil edilmeye çalışılıyor. Bu nedenle Türkiye attığı her adıma dikkat etmek zorundadır. Önemli olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bölünmez bütünlüğü, milletimizin huzur ve mutluluğudur.

 

Dershanelerde 5 yıl görev yapan öğretmenler sözlü sınavla MEB kadrosuna alınacakmış. Böyle ahlaksızlık olabilir mi? Böyle bir alçaklık olabilir mi? 310 bin memleket evladı 8-10 yıldır atanmak için bekliyor, 34 öğretmen atanamadığı için intihar etmiş. Durum böyleyken, bu insanların karşısına çıkıp ne diyeceksiniz?

Dershanelerin kapatılması tartışmalarına değinen Koncuk, “Ben dershane taraftarı değilim. Dershanelerin varlığından duyduğum rahatsızlığı da defalarca dile getirdim. Ancak bugünkü koşullarda dershanelerin kapatılmasının akıl, mantık, izan dışı olduğu görülmektedir. 2002 yılında 2 bin dershane varken, bugün 4 bin dershane var. Yasal olarak faaliyet gösteren 4 bin dershanenin dışında, 2 bin de illegal faaliyet gösteren dershane var.  Dershaneleri neden kapatacaksınız?

Dershaneleri özel okul yapacaklarını söylüyorlar. Peki Türkiye’de özel okul ihtiyaç mı?  Şu anda özel okulların doluluk oranı yüzde 40. Özel okul ihtiyaç ise yüzde 100 kapasite ile çalışır. Öte yandan fakru zaruret içinde yaşayan milletimiz devlet katkısı bile olsa özel okul masrafını nasıl karşılayacak? Hükümetin ‘öğrenci başına 1500 TL vererek, özel okulları daha cazip hale getirelim’ şeklinde teklifi var. Özel okulların fiyatı 10 bin TL’den başlıyor. Devlet 1500 TL’yi verdi diyelim, 8500 TL ne olacak? Asgari ücretli, dar gelirli, memur bu parayı nasıl verecek? Kapatma gerekçeleri ne kadar sağlıksız ise; kapatıldıktan sonra neler yapılacağı şeklinde ortaya koydukları taslak da o kadar anlamsız. Basına yansıyan taslağa göre, dershanelerde 5 yıl görev yapan öğretmenler sözlü sınavla MEB kadrosuna alınacakmış. Şu anda dershanelerde 55 bin öğretmen görev yapıyor. 55 bin öğretmenin hepsini de MEB kadrosuna almayacaklar, sadece torpilli olanları atayacaklar. Böyle ahlaksızlık olabilir mi? Böyle bir alçaklık olabilir mi? 310 bin memleket evladı 8-10 yıldır atanmak için bekliyor, 34 öğretmen atanamadığı için intihar etmiş. Durum böyleyken, bu insanların karşısına çıkıp ne diyeceksiniz? Birileri ile hesaplaşma derdi varmış. Eğitim-öğretimin meseleleri hesaplaşmaya kurban edilemez. Düne kadar kendisini destekleyen cemaat mensuplarını bile bir anda çizebilen bir iktidar anlayışı var. Bu marazlı bir anlayıştır, hastalıklı bir anlayıştır. Dershanelerin kapatılması kararından geri dönüş olur mu bilmiyorum. Ama inşallah bu yanlıştan dönerler” dedi.

 

Kamu çalışanları adına sendika denilen ama sendikacılıkla ilgisi olmayanların korkaklıkları nedeniyle 736 gününü kaybetti.

Genel Başkan sendikal mücadelenin önemine de değinerek şunları kaydetti: “Toplu sözleşme dönemi yaşadık. 1 Ağustos’ta başlayan toplu sözleşme, 6 Ağustos tarihinde apar topar sona erdi. Bu toplu sözleşme memur sendikalarının elinin en güçlü olduğu dönemde yapıldı. Çünkü 30 Mart tarihinde yerel seçimler var. Daha sonra Cumhurbaşkanlığı seçimi var. 2015 yılının Haziran ayında genel seçimler var. Siyasetin beslenme kaynağı oy. Ama malum sendika 2014 yılı için sadece 123 TL, 2015 yılı için de yüzde 3+3’ün altına imza attı. Memurlar, enflasyon farkı da alamayacak. Enflasyon farkının verilmesini talep edeceğiz. Şayet enflasyon farkı verilmezse, 28 Aralık’ta büyük bir eylem yapacağız. Öğretmenlerin ek ders ücretleri, aile ve çocuk yardımı artırılmadı. Dolayısıyla 2014 ve 2015 yılı kayıp bir yıl oldu. Kamu çalışanları adına sendika denilen ama sendikacılıkla ilgisi olmayanların korkaklıkları nedeniyle 736 gününü kaybetti. Öğretmenlere sadece brüt 75+75 TL tazminat verildi. Ek ödemeler yine artırılmadı. Akademisyenlerimize de ek ödeme verilmedi. 28 Kasım tarihinde Kamu Personeli Danışma Kurulu Toplantısı yapılacak. Bu kurulda alınan kararların bağlayıcılığı yok. Ancak birçok meseleyi gündeme getireceğiz.”

 

Kamu çalışanlarının iş güvencesine sahip olması nedeniyle büyük bir rahatsızlık var. Çalışma Bakanlığı şu anda bu konuda çalışma yapmaktadır.  Bu çalışma benim anlattığım gibi sonuçlanırsa iş güvencemiz mezara gömülecek.

 

Kamu çalışanlarının iş güvencelerinin tehlikede olduğunu da söyleyen Koncuk, şöyle konuştu: “Kamu çalışanlarının iş güvencesine sahip olması nedeniyle büyük bir rahatsızlık var. Bu noktada; AKP milletvekilleri bir teklif verdi. Bu teklif, Anayasa’nın 128. Maddesinin değiştirilmesine ilişkindi. Anayasa’nın 128. Maddesi ‘Devletin asli ve sürekli işleri kamu görevlileri eliyle görülür’ der ve devlet memurluğunu tanımlayan maddedir. Bu maddenin ‘Devletin işleri çalışanlar eliyle görülür’ şeklinde değiştirilmesi isteniyor. Bu madde değiştirilirse, devlet memurluğu sıfatı ortadan kalkacak. Dolayısıyla bu sıfata bağlı olarak elde ettiğimiz tüm hakları da kaybedeceğiz. Başbakan, ‘İşçi-memur ayrımını kaldıralım, yeni bir istihdam şekli getirelim’ diyor. Sayın Başbakan bana da aynısını ifade etti. Başbakan 1.5 yıl önce kendisini ziyaretimizde, ‘İşçi-memur ayrımını kaldıralım, yeni bir istihdam şekli getirelim’ demişti. Ben de ‘İş güvencesini korumak şartıyla, her türlü istihdam modelini tartışabiliriz’ demişti.  Dolayısıyla kamu çalışanlarının çok dikkatli olması lazım. Devlet memurluğu kavramı kaldırılmak üzeredir, Başbakan bunun talimatını vermiştir. Çalışma Bakanlığı şu anda bu konuda çalışma yapmaktadır.  Bu çalışma benim anlattığım gibi sonuçlanırsa iş güvencemiz mezara gömülecek.

İşçiler ile memurların en büyük farkı şudur: İşçilerin kıdem tazminatını ödeyip, kapının önüne koyarlar. 4/C’liler bunun en büyük örneğidir. Şimdi 4/C’yi kaldırmak için mücadele ediyoruz. Dolayısıyla devlet memurları bir kanun maddesiyle tüm haklarını kaybedebilir. ‘Türkiye’de yargı var’ deniliyor. Maalesef yargı, iktidarın her yaptığını aklama mekanizmasına dönüştü. Türkiye’de kuvvetler ayrılığı prensibini kaybettik. Bağımsız yargıdan söz edebilmek çok zor. Bu noktada sendikal tercihlerimize de çok dikkat edeceğiz. Sendikacılık Kanarya Sevenler Derneği değildir. Sendikacılık, yürekli adamların yapacağı iştir. Teslim olmaya hazır adamlarla sendikacılık yapılmaz. Bu sendikal anlayış Türkiye’de kamu çalışanlarını temsil etmeye devam ederse, birçok hakkımızı kaybederiz. Çünkü bu sendikal anlayışın varlık sebebi bu iktidardır. İktidar olmazsa, bu sendika da olmaz. İktidarın desteğiyle bugünlere geldiler. Dolayısıyla iktidarın desteğiyle büyüyenler, iktidarla yok olacağına inanlar, iktidarın her türlü yanlışına evet demektedir. Böyle bir sendikal anlayışa ihtiyaç yoktur. Biz de biraz eğilsek, bükülsek, onlar gibi el ovuştursak, parende atsak biz de baş tacı ediliriz ama o zaman sendikal hüviyetimiz kalmaz.”

 

Kamu çalışanlarının belası, sarı sendikacılık anlayışının Türkiye’de zemin bulmasıdır.

Kamu çalışanlarının belasının sarı sendikacılık anlayışının Türkiye’de zemin bulması olduğunu belirten Koncuk, “Eğer bu yandaş sendika bu kadar üye bulamasaydı, iktidarın bu anlamsız şeyleri yapma konusunda cesareti de olmazdı. Kamu çalışanlarının neye, niye hizmet ettiğini bilmesi ve şuurlu olması gerekir. ”

 

OECD ülkelerinde 15 vatandaşa bir memur düşerken; Türkiye’de 29 vatandaşa bir memur düşüyor. Sen eğer adam gibi devlet yönetmek iddiasındaysan, önce OECD ortalamasını yakala.”

Koncuk sözlerini şöyle sürdürdü: “Kamu çalışanlarına iller arası rotasyon isteniyor, bunun çalışması da yapılıyor. Oysa rotasyonda kamu yararı yok. Rotasyon getireceğinize, tazminat verin, çift maaş uygulaması yapın. OECD ülkelerinde 15 vatandaşa bir memur düşerken; Türkiye’de 29 vatandaşa bir memur düşüyor. Şanlıurfa’da 43 vatandaşa bir memur düşüyor. Sen önce devlet olarak istihdam edebileceğin sayıda memur al. Türkiye’nin OECD ortalamasını yakalayabilmesi için 2 milyon 600 bin memur daha alması gerekir. Sen eğer adam gibi devlet yönetmek iddiasında isen, önce OECD ortalamasını yakala.”

 

Heybeliada Ruhban Okulu açılarak, Vatikan benzeri bir yapı oluşturulmak isteniyor. ABD’nin Ortodoks alemini Ruhban Okulu vasıtasıyla kontrol etme amacı var.

Azınlık okullarına Türk çocuklarının gideceğine yönelik basına yansıyan haberleri de değerlendiren Genel Başkan Koncuk şunları kaydetti: “Azınlık okulları Lozan antlaşması gereği kurulmuştur. Azınlık dediğimiz insanlar, T.C. Devleti’nin vatandaşıdır. Kaynaşma meselemiz varsa, azınlıklar çocuklarını istedikleri ortaokula, liseye gönderebilirler. Azınlık okullarında Rum çocukları kendi kültürü ile yetişir, Ermeni çocukları kendi kültürü ile yetişir. Peki Müslüman Türk çocuğunun böyle bir okulda ne işi var?

Bakınız; Heybeliada Ruhban Okulunun açılması ile ilgili ABD’de bir karar çıkmış. ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi’nin Avrupa, Avrasya ve Yükselen Tehditler Alt Komitesi’nde Heybeliada Ruhban Okulu’nun koşulsuz olarak veya gecikmeksizin açılmasına yönelik karar tasarı kabul edildi. Yarın ABD ‘Türkiye’de demokrasiyi, Cumhuriyeti kaldırıyoruz’ dediğinde, buna da uyulacak mı? Heybeliada Ruhban Okulu açılarak, Vatikan benzeri bir yapı oluşturulmak isteniyor. ABD’nin Ortodoks alemini Ruhban Okulu vasıtasıyla kontrol etme amacı var. Biz vatandaşlarımıza her türlü hakkı veririz. Bu noktada İstanbul Üniversitesi’nde papaz, haham yetiştirilebiliriz. Onların da din adamı ihtiyacını karşılayabiliriz. Ama onlar bir üniversiteye bağlı olmak istemiyor, din adamlarını kendileri yetiştirmek istiyor, devlet kontrolünden bağımsız olmak istiyor. Bu kabul edilemez.”