ADINA SAHİP ÇIKAMAYAN BİR MİLLETİN HANGİ DEĞERLERE SAHİP ÇIKACAĞI TARTIŞILIR.

            Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, 29 Ekim 2013 tarihinde Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan ve Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir ile birlikte Kırıkkale’de Tüm Üniversite Çalışanları Rehabilitasyon Geliştirme Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin açılışına katıldı.

Bütün üniversite çalışanlarının ve akademisyenlerimizin bu ikiyüzlü sendikal anlayışlara çok dikkat etmesi lazım.

            Açılış konuşması yapan Genel Başkan İsmail Koncuk üniversitelerin, ülkelerin dünyaya açılan pencereleri olduğunu söyleyerek, şunları kaydetti: “Üniversite çalışanları Türkiye’nin en aydın kesimidir. Dolayısıyla üniversite çalışanlarının, problemlerini çözmüş bir kitle olması Türkiye’nin de gelişmişlik düzeyini gösteren bir durumdur. Ama maalesef Türkiye’de böyle değil. Hâlbuki bütün dünyada üniversiteler, ülkelerin dünyaya açılan pencereleridir.

            Son yapılan toplu sözleşmeleri hep birlikte gördük. Masada, akademisyenlerimize ve diğer üniversite çalışanlarına yönelik toplu sözleşmede bir tek kazanım elde edemeyen bir konfederasyon ile karşı karşıya kaldık. Türkiye’de her kesim ek ödeme aldı ama üniversite çalışanları ve akademisyenler ek ödeme alamadı. Türkiye’de akademisyen olmak bu kadar kıymetsiz bir iş midir? Toplu sözleşmeye yüzü kızarmadan imza atan konfederasyon genel başkanı YÖK Başkanını ziyaret etmiş ve akademisyenlere zam istemiş. Şimdi sormak lazım, ‘üniversite çalışanlarına zam oranını YÖK Başkanı mı belirliyor?’ diye. Zam oranı toplu sözleşme masasında belirleniyor. Sen o masada uyuyacaksın, iktidarın emir ve talimatları ile imzayı atacaksın, daha sonra da aldığın eleştiriler nedeniyle akademisyenlere zam isteyeceksin. İnsanda biraz yüz lazım.  Bütün üniversite çalışanlarının ve akademisyenlerimizin bu ikiyüzlü sendikal anlayışlara çok dikkat etmesi lazım. Bu nedenle Tüm Üniversite Çalışanları Rehabilitasyon Geliştirme Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin üniversite çalışanlarının tamamı için önemli çalışmalar yapacağına inanıyorum. Kırıkkale önemli bir ilimizdir, Kırıkkale Üniversitesi önemli bir üniversitemizdir. Hepimize hayırlı uğurlu olsun. Biz de Türkiye Kamu-Sen olarak elimizden gelen her türlü desteği vereceğiz. Hep birlikte mücadele edersek sonuç elde edebiliriz. Buradaki heyecanın bundan sonra da devam etmesini diliyorum.”

Bu millete hakaret edenlere Cumhurbaşkanlığı tarafından ödüller veriliyorsa, o zaman bizim Türk adıyla övünmemizin gereği kalmaz. Birileri bize hakaret edecek, biz ona ödül vereceğiz. Birileri çocuklarımızı öldürecek, onları baş tacı yapacağız. Bunları söylediğiniz zaman adınız ırkçı ve bölücü oluyor.

            Genel Başkan Koncuk, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı da kutlayarak, Ulu Önder Atatürk ve aziz şehitlerimizi minnet ve rahmetle andı. Koncuk, Cumhuriyetimizin 90’ın yılını kutladığımız bugünlerde Cumhurbaşkanlığı tarafından Ahmet Kaya’ya verilen ödülü de eleştirdi. Koncuk şöyle konuştu: “Cumhuriyetin anlamını iyi bilmek gerekir. Cumhuriyet insan olmak, insan şerefine sahip çıkmak demektir. Cumhuriyet yönetim şekli çok önemlidir. Bakınız, Cumhurbaşkanlığı tarafından Ahmet Kaya diye bir sanatçıya ödül verildi. Bunu manidar buluyorum. Bu konuyu şu şekilde ifade etmek istiyorum: Bekri Mustafa belediye başkanı olur. Cenaze törenine katılır, cenazenin kulağına bir şeyler söyler. Çevredekiler merak ederler ve ‘cenazenin kulağına ne söylediniz?’ diye sorarlar. Bekri Mustafa da, cenazenin kulağına ‘Ey mevta öbür dünyaya gittiğinde sana sorarlar dünyada ne var, ne yok diye. Bekri Mustafa şehr-i emin oldu dersin. Onlar anlarlar diye söyledim’ der.

            Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne hiçbir zaman hayırlı bir şekilde hizmeti olmayan, PKK’nın maşalığını yapan, Türkiye’den kaçan, kaçtığı ülkede ‘malımı mülkümü o şerefsizlerin ülkesinde bıraktım’ diyen bir haine bu ülkede Cumhurbaşkanlığı ödülü veriliyorsa ve mevta bunu öbür dünyadakilere söylerse, öbür dünyadakiler Türkiye’nin halini anlarlar diye düşünüyorum. Bütün bunlara aziz milletimizin dikkat etmesi lazım. Bu millete hakaret edenlere Cumhurbaşkanlığı tarafından ödüller veriliyorsa, o zaman bizim Türk adıyla övünmemizin gereği kalmaz. Birileri bize hakaret edecek, biz ona ödül vereceğiz. Birileri çocuklarımızı öldürecek, onları baş tacı yapacağız. Bunları söylediğiniz zaman adınız ırkçı ve bölücü oluyor. Asıl bölücüler bir tarafta duruyorken, bu milletin sevdalıları neredeyse bölücü olarak ilan edecekler. Bu nedenle Türkiye’nin bu ortamında sivil toplum örgütlerinin kendi üyelerinin hakkını, hukukunu koruması önemlidir ama bu ülkenin geleceği her şeyden daha önemlidir. Eğer bu ülkenin geleceği olmazsa, sendikal mücadelede bulunmamız ya da ayda 30-40 bin dolar kazanmamız bir anlam ifade etmez. Suriye’yi, Irak’ı görüyorsunuz. Vatansız bırakılan insanların halini görüyorsunuz. Bu nedenle günü birlik menfaatlerle yaşamamak ve geleceğe yönelik düşünmemiz lazım. Tüm Üniversite Çalışanları Rehabilitasyon Geliştirme Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği üniversite çalışanları ile ilgili her türlü çalışmayı yapacaktır ama ülkemizin geleceği, birlik ve bütünlüğümüz ile ilgili düşüncelerini de ifade etsinler. Zira toplumu uyanık tutan dinamikler var. Bunun en başında üniversiteler gelmektedir. Eğer öğretmenler, akademisyenler, din görevlileri yani toplumun dinamikleri sadece bugünü yaşıyorsa, kendi menfaatleriyle olayları değerlendiriyorsa, bu ülkenin geleceği kalmaz.

Andımızın kaldırılmasını, çocuklarımıza okullarda her sabah okutulan bir metnin kaldırılması olarak değerlendirmemek lazım. O metnin ‘Türküm’ diye başlayıp, ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ şeklinde bitmesi birtakım çevreleri maalesef rahatsız etmektedir. Adımız, milli birlik ve bütünlüğümüze yönelik bir saldırı vardır.

            Andımızın okutulması yasaklandı. Esas saldırının kendimizi Türk olarak ifade etmemize yönelik olduğunun görülmesi lazım. Andımızın kaldırılmasını, çocuklarımıza okullarda her sabah okutulan bir metnin kaldırılması olarak değerlendirmemek lazım. O metnin ‘Türküm’ diye başlayıp, ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ şeklinde bitmesi birtakım çevreleri maalesef rahatsız etmektedir. Adımıza, milli birlik ve bütünlüğümüze yönelik planlı, programlı bir saldırı vardır. Bir millet kendi adına sahip çıkamıyorsa, o millet neye sahip çıkar? Adına sahip çıkamayan, adının söylenmesine kota getirilen bir milletin hangi değerlere sahip çıkacağı tartışılır. Başbakan ‘tek devlet, tek millet, tek bayrak’ diyor. Peki tek millet kim? Bu milletin adı nedir?

            Türkiye Kamu-Sen olarak bastırdığımız andımızı halkımıza dağıtacağız. Vatandaşlarımıza milli kimliklerine sahip çıkmanın ne kadar önemli olduğunu ifade edeceğiz. İnsanların siyasi görüşü farklı olabilir ama devletimizin geleceği ve bu coğrafyada hür ve bağımsız yaşamamız çok önemlidir. Bu bizim çocuklarımıza, torunlarımıza borcumuzdur. Bu ülkede yaşamanın bir bedeli ve sorumluluğu vardır. Bu bedeli ödemekten çekinmeyelim. Kimseden korkmaya gerek yok. Bu makamlar hiçbir zaman altlarından gitmeyecek zannediyorlar, ama o makamlar gider. Bugün var, yarın yoklar. Kimse ebedi olarak o makamlarda oturmayacak. Dolayısıyla herkes hesabını ona göre yapsın. Bu ülke kimsenin babasının çiftliği değildir. Bu ülkenin imkânları Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan bütün vatandaşlarımıza eşit şekilde verilmek zorundadır.” 

            Genel Başkan İsmail Koncuk daha sonra Kırıkkale Şubemizi ziyaret ederek, Şube Başkanı Yücel Karabacak ve Şube Yönetim Kurulu Üyeleri ile bir araya geldi.