GENEL MERKEZ YÖNETİCİLERİ ERZİNCAN’DA

 

        Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir ve Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan, 12 Nisan 2013 tarihinde Erzincan Şubesini ziyaret etti. Toplantı öncesinde Şube Başkanı Rahmi Özden ile birlikte İl Milli Eğitim Müdürü Necmi Özen, Vali Yardımcısı Abdullah Çiftçi ve Vali Vekili Mehmet Kurt’u ziyaret eden Genel Merkez Yöneticileri, akşam Öğretmenevinde şube yönetim kurulu üyeleri, ilçe temsilcileri, kadın komisyonu üyeleri ve işyeri temsilcilerinin katılımıyla düzenlenen şube istişare toplantısına katıldı. Toplantının açılış konuşmasını Şube Başkanı Rahmi Özden yaptı. Özden, şube çalışmaları hakkında katılımcıları bilgilendirdi.

        Daha sonra kürsüye gelen Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir şunları söyledi: “Ülkemiz son zamanlarda hem kamu çalışanlarının ekonomik, sosyal ve özlük haklarının, hem de milli birlik ve devletin üniter yapısının tehlikeye girdiği bir süreci yaşamaktadır. Bin yıllık birlikteliğimiz sözde açılım, demokratik süreç, barış süreci gibi ifadelerle tehlikeye girmektedir. Çanakkale’de, Dumlupınar’da, Kurtuluş Savaşı’nda omuz omuza canları pahasına topraklarımızı düşman işgalinden kurtaran bu milletin evlatları değil miydi?  Türkü, Lazı, Kürdü, Arabı, Çerkezi aynı değerler için mücadele vermedi mi? Ne oldu, ne değişti de, birden bire ‘36 etnik yapı’ şeklindeki ifadeler bu ülkeyi yöneten zatı muhteremler tarafından Türkiye gündemine taşındı.

          Millet olarak, dünden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyaç duymaktayız. Artık sağcısı, solcusu, Alevi’si, Sünni’si, milliyetçisi, muhafazakârı ayrımı yapmadan, bu ülkenin birlik ve beraberliği için Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyeti devletine, al bayrağımıza, dilimize ve manevi değerlerimize sahip çıkmak zorundayız. Çünkü yarın çok geç olabilir.”

      Anayasa çalışmalarına da değinen Özdemir, önümüzde olası bir Anayasa referandumu olduğunu söyledi. Özdemir şöyle konuştu: “Hepimizin malumu olduğu üzere; sivil Anayasa adında başlatılan yeni Anayasa çalışmaları Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin temsilcileri tarafından yürütülmektedir. Zaman çok daralmıştır. Sayın Başbakan komisyon çalışmalarını tamamlanmaması durumunda ‘AKP olarak kendi hazırladığımız yeni Anayasamızı millete göstereceğiz’ diyor. Büyük bir ihtimalle de Anayasa referandumu yerel seçimlerden önce önümüze gelecek. Türk milletinin önüne konulacak yeni Anayasa, hem kamu çalışanlarını, hem de milletin geleceğini ilgilendiren tuzaklarla dolu olacaktır. Anayasa paketinde birçok konu yer alacaktır.

       Bunlardan birincisi iş güvencemize yöneliktir. Anayasa’da yer alan 128. madde kamu çalışanlarının iş güvencesini garanti altına almaktadır. Anayasa’nın 128. Maddesinde yer alan ‘Devletin asli ve sürekli işleri devlet memurları eliyle yürütülür’ ifadesini ‘Devletin işleri çalışanlar tarafından (sözleşmeli, 4-C, part-time veya çağrı usulü ile) yürütülür’ şeklinde değiştirecekler ve sabah uyandığımızda iş güvencesi olmayan çalışan durumuna düşeceğiz.

        Pakette yer alacak diğer bir konu; başkanlık sistemi ve bununla birlikte daha öncede  kalkınma ajansları ve yerel yönetimlerin güçlendirmesi ile temelleri atılan eyalet sistemi olacaktır.

     Pakette ‘Türklük ırkçılığı çağrıştırıyor’ denilerek, Türklük kavramının yerine ortak vatandaşlık kavramının getirilmesi de yer alacaktır. Bize göre bu coğrafyada kendisini Türk hisseden herkes Türk’tür. Türklük bir üst kimliktir.

        Tüm bu konuları Anayasa paketine dahil edip, üzerine cila çekecekler. Tıpkı 2010 yılında yapılan referandumunda olduğu gibi. Pakete kamusal alanda başörtüsü serbestliğini de dahil edecek, başörtüsünü istismar alanı olarak kullanacaklar. Pakete ‘hayır’ diyenlere, ‘bunlar başörtüsüne karşı’ diye kampanya yürütecekler.

      Bu Anayasaya ‘evet’ dediğimiz takdirde iş güvencemizin ortadan kaldırılmasına, başkanlık ve eyalet sistemine, Türklüğümüzün elimizden alınmasına ‘evet’ demiş olacağız. ‘Hayır’ dersek de anamızın, bacımızın, ninemizin başörtüsüne ‘hayır’ demiş olacağız.”

     Kamusal alanda başörtüsü serbestliğinin getirilmesi için kılık-kıyafet yönetmeliğinin değiştirilmesinin yeterli olacağını ifade eden Özdemir, “657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda kılık-kıyafet düzenlemesi bir yönetmelikle düzenlenebilir. Ancak mevcut Hükümet oy toplamak, yandaşı olan malum sendikada üye yapmak için bu alanı istismar etmektedir. Hükümet istese iki dakikada bu sorunu çözebilir. Ama bu sorunu bilerek çözmüyorlar. Türk Eğitim-Sen olarak kamusal alanda başörtüsü sorununun çözülmesini ve başörtüsünün istismar alanı olmaktan çıkarılmasını istiyoruz” diye konuştu.

        Türk Eğitim-Sen’in mutlaka yetkili olması gerektiğini söyleyen Özdemir, “Çünkü bizim yetkili olmamız, bu ülkede dik duran vatansever insanların çoğalması anlamına gelmektedir” dedi.

        Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan da, eğitimin sorunlarına değindi. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın Yönetici Atama Yönetmeliği’nin altına imza atmasını eleştiren Şahindoğan, şunları söyledi: “Bildiğiniz gibi Ömer DİNÇER’den sonra bakanlığa Nabi AVCI getirildi. Bir iletişim profesörü olan ve diyaloğa açık bir insan olan Sayın AVCI’dan bu özellikleri itibarıyla biz de tüm eğitim çalışanları gibi ümitlenmiş, Ömer DİNÇER’in yaptığı tahribatı onaracağını ve bakanlığı çalışanları ile barıştıracağını umut etmiştik. Ama Sayın AVCI bizi yanılttı. AKP’nin önceki bakanlarından farksız olduğunu, hak ve adaletle yönetmek yerine yandaşı koruma ve kollamayı esas alan bir zihniyete sahip olduğunu gösterdi. Öyle bir yönetmeliğin altına imza attı ki böyle bir yönetmeliği beğenmediğimiz Ömer DİNÇER bile çıkaramamıştı. Yönetici Atama Yönetmeliğinden söz ediyorum. Bizim sendika olarak ucube diye nitelendirdiğimiz bu yönetmelik yönetici atamalarında yazılı sınavın yanında sözlü sınavda yapılmasını düzenliyor. Sözlü sınavın objektiflikten uzak ve yandaşı ve torpilliyi seçmek anlamına geldiğini kabul etmeyecek ve bilmeyecek bir Allah’ın kulu var mıdır acaba Türkiye’de… Bunun anlamış açıkça ‘torpilli olanı atayacağım, torpili olmayanı da mülakat ya da sözlü sınavda eleyeceğim’ demektir. Böyle bir uygulamayı güya değerlendirme komisyonu ile değerlendirme yapıyormuş gibi yapmak büyük kurnazlıktır ve göz boyamadır. Bu yönetmeliği çıkaranlar tek cümlelik bir yönetmelik çıkarsalar ve “Milli Eğitim Bakanlığına bağlı eğitim kurumlarına yönetici olarak atanmak için yandaş ve yalaka olmak şarttır. Yandaş ve yalaka olamayanlar atanamazlar” deselerdi, daha namusluca ve dürüstçe hareket etmiş olurlardı.”

        Yönetici Atama Yönetmeliğinde yöneticilerin Valiler tarafından atanmasına da tepki gösteren Şahindoğan, “Geçmişte de uygulanan ancak yüksek yargı tarafından iptal edilen bu yöntemin yeniden ısıtılıp eğitim çalışanlarının önüne getirilmesini anlamak mümkün değildir. Zaten siyasi iktidarın il başkanı gibi çalışan valilere bu insiyatifi vermek sadece iktidara yandaş olan kişilerin atanabilmesi demektir. Valiler önlerine gelen bu isimleri nasıl ve nereden tanıyacaklar valilerimiz hiçbir eğitim çalışanının masa arkadaşı ya da kapı komşusu olmadığına göre kimin daha iyi yöneticilik yapacağına, kimin bu işi yapamayacağına nasıl karar verecek. Uygulamada olacak olanı ben size söyleyeyim; Bu üç isimle birlikte bir de siyasi iktidarın il başkanlığından liste gidecek ve zaten siyasi iktidarın il başkanı gibi çalışan valilerimiz de bu listede gelenleri olduğu gibi atayacaktır. Bu mu adalet, bu mu liyakate dayalı atama…. Yazıklar olsun bunların adalet anlayışına. Az çok eğitimden anlayan bir kimsenin asla hazırlamayacağı kadar garipliklerle dolu bu yönetmelikte idari kadrolarımız arasında önemli bir yer tutan ve mutlaka bulunması gerektiğine de inandığımız müdür baş yardımcılığı kadrosu kadrolu atama kapsamından çıkarılıp bir görevlendirmeye dönüştürülüyor. Üstelikte bu görevlendirme milli eğitim müdürünün teklifi üzerine vali tarafından yapılıyor. Yani okul müdürünün görüşü alınmadan tepeden müdür başyardımcı mevcut muavinlerden birisinin görevlendirilmesi şeklinde yapılacak .Böyle garip bir anlayış olabilir mi? Ama maalesef var bunlarda. Biz Türk Eğitim Sen olarak müdür başyardımcılığının önceden olduğu gibi sınavla ve kadrolu olmasını istiyoruz” diye konuştu.

        Şahindoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Okul türleri ve kurum tipleri gibi gerekli olan uygulamaları da kaldıran bu ucube yönetmeliğe göre tüm okul türleri ve kurum tipleri eşit. Üç şubeli bir köy ortaokulu ile onlarca şubesi ve binlerce öğrencisi bulunan il merkezindeki ortaokul aynı kategoride değerlendirilip bunların yöneticilikleri eşdeğer sayılıyor. Bu eğitimin gerçeklerine uygun olmayan bir yaklaşımdır ve kabul edilemez.

        Her fırsatta sivil toplumun önemini vurgulayan hükümet ve bakanlık bu yönetmelikte sivil toplumdan korkmuştur. Çünkü atama ve yer değiştirmelerle ilgili komisyonlardan yetkili sendika temsilcisi çıkarılmıştır. Yani yönetmeliği hazırlayan bakanlık kapalı kapılar ardında, sendikaların denetiminden uzak yönetici ataması yapmanın peşindedir. İşte bunların demokratlığı ve sivil topluma verdikleri önem budur ve bu konuda ne kadar samimiyetsiz oldukları ortadadır.

        Sınava dayalı yönetici atamalarında herhangi bir takvimin bulunmadığı yönetmelik bu konudaki uygulamayı tamamen idarenin keyfiyetine bırakmıştır. İnsanların idarecilikle ilgili kazanılmış hak müktesepleri de bu yönetmelikte yok sayılmıştır. Çünkü bu yönetmelikte daha önce idarecilik yapanların yeniden atanması diye bir düzenleme yoktur. Yani idarecilik yapan bir arkadaşımız bu görevinden ayrılırsa yeniden idareci olurken hiç idareciliği olmayanlar gibi yeniden sınava girecekler, mülakata tabi tutulacaklar ve valinin atamasını bekleyeceklerdir. Bu ucube yönetmelik sendikamız tarafından yargıya taşınmıştır. Hiç bir hukuk normu böyle bir yönetmeliğe cevaz veremez. AKP’nin yargıya tüm müdahalelerine rağmen vicdanına göre karar veren hakimlerimizin bu ucube yönetmeliği iptal edeceklerine ve hukuksuzluğa geçit vermeyeceğine inanıyoruz.”