GENEL BAŞKAN ANKARA 3 NO’LU ŞUBE’NİN İSTİŞARE TOPLANTISINA KATILDI


            Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Genel Sekreter Musa Akkaş ve Genel Mali İşler Sekreteri Seyit Ali Kaplan Ankara 3 No’lu Şube’nin Gölbaşı Öğretmenevinde düzenlediği istişare toplantısına katıldı. Toplantıda Ankara 3 No’lu Şube Başkanı Ertekin Engin, Şube Yönetim Kurulu Üyeleri, Gölbaşı ve Bala İlçe Temsilcileri, Gölbaşı Belediyesi Başkan Yardımcısı ile çok sayıda eğitimci katıldı. Toplantıda Ankara 3 No’lu Şube Başkanı Ertekin Engin açılış konuşması yaptı.

            Daha sonra bir konuşma yapan Genel Başkan İsmail Koncuk, akademisyenlerin, öğretmenlerin ve din görevlilerinin toplumu kendine getirecek mekanizmalar olduğunu kaydederek, bu meslek gruplarının önemli sorumlulukları olduğunu kaydetti. Koncuk şunları söyledi. “Eğer bu insanlardan umudumuzu kesersek, toplumdan umudumuzu kesmemiz gerekir.  Bir yanlış varsa, düzeltecek olan bu insanlardır. Öğretmenleri sadece matematik, fen, tarih ya da okuma yazma öğreten insanlar olarak görmüyorum. Bana göre öğretmenlerin en önemli özelliği, öğrencilerine hayat içinde nasıl duruş sergilemesi gerektiğini öğretmektir. Bir öğretmen, din görevlisi, akademisyen ya da mürekkep yalamış kim olursa olsun, sorumluluk noktasında ne yapacağını düşünmelidir. Bu noktada Türkiye Kamu-Sen’in, Türk Eğitim-Sen’in varlığı toplumun dinamiklerinin canlı olmasının göstergesidir.”

Anadolu coğrafyasını vatan yapabilmek için nice şehitler verdik. Anadolu böyle vatan oldu. Şimdi ne idiğü belirsiz bir terör örgütüne 5 bin yıllık Türkiye Cumhuriyeti Devletini teslim mi edeceğiz? Bu ayıbı bir aşiret devleti bile yapmaz.

            İmralı ihanet sürecini de değerlendiren Koncuk şöyle konuştu: “İmralı ihanet sürecini yaşıyoruz. Bir heyet kamu görevlilerini PKK’nın elinden kurtarmak için gitti. Heyette kimlerin olduğuna dikkat etmek lazım. Kamu görevlileri serbest bırakıldığında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sayesinde değil, PKK’nın vicdanıyla ve bölücü kafalı zihniyetli insanların gayretiyle kurtarılmış olacak. Ne yazık ki bölücülere saygı duyan bir toplum oluşturulmaya çalışılıyor. 35 bin insanımızı katletmiş insanlar sempatik hale getirilmeye çalışılıyor. Bu bir tezgâhtır. ‘Akan kan dursun’ deniliyor. ‘Akan kan durmasın’ diyecek bir Allah’ın kulu var mı bu ülkede? Ancak akan kan dursun demek, teröre teslim olmayı da gerektiren bir durum değildir. Çanakkale’de 250 bin şehit verdik. Neden? ‘Çanakkale boğazını açsaydık, İngilizler elini, kolunu sallayarak geçseydi ne olurdu? Ya da Atatürk ve silah arkadaşları Kurtuluş Savaşı’nı neden yaptı? Birinci ve İkinci İnönü Savaşları neden yapıldı? Egenin bir kısmını Yunanlılara verseydik ne olurdu? Bu ülke hepimize yeterdi.’ Bu mantıkla hareket edersek,  nice şehitler vermemizin hiçbir gereği yoktu. O zamanda mandacı zihniyette insanlar yok muydu? Vardı. Biz Orta Asya’dan koptuk geldik. Anadolu coğrafyasını vatan yapabilmek için nice şehitler verdik. Anadolu böyle vatan oldu. Şimdi ne idiğü belirsiz bir terör örgütüne 5 bin yıllık Türkiye Cumhuriyeti Devletini teslim mi edeceğiz? Bu ayıbı bir aşiret devleti bile yapmaz.”

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti parti devleti değil, hukuk devletidir. Hukuk devletinde böyle bir şey olmaz. Devlet memuru, adı üzerinde parti memuru değil, devlet adına millete hizmet eden insanlardır.

            Devlet memurlarının parti memuru olmadığını kaydeden Koncuk, şunları söyledi: “657 Sayılı DMK’da değişiklik yapmak isteniyor. Bu kapsamda Müsteşar ve Genel Müdürlerin siyasi iktidarla gelip, siyasi iktidarla gideceği şeklinde bir düzenleme yapılacağı söyleniyor. ‘Bu durum fiili olarak vardı’ denilebilir. Ancak fiili bir durum olması, kanunlarda da yer alacağı anlamına gelmez. Devlet memurluğunu iktidarla gelen, iktidarla giden bir doğrultuya taşırsak, bir mantık geliştirmiş oluruz. Bu mantığın devamı da gelir. ‘Okul müdürleri de, belediye başkanlıklarında çalışanlar da siyasi iktidarlarla gelsin, siyasi iktidarlarla gitsin’ denilebilir. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Devleti parti devleti değil, hukuk devletidir. Hukuk devletinde böyle bir şey olmaz. Devlet memuru, adı üzerinde parti memuru değil, devlet adına millete hizmet eden insanlardır. Geçmişte bürokratlarımızın siyasi iktidarlara yön verdiğini, yanlışlara yanlış deme yürekliliğini gösterdiklerini hatırlıyorum. Ama bugün maalesef bürokratlar siyasi iktidarların yanlışlarına ortak oluyor. Bu noktada fotoğrafı çok iyi görmemiz lazım. Bunlar neden oluyor?

Türkiye’de oluşturulmak istenen yeni bir yapı var

            Türkiye’de oluşturulmak istenen yeni bir yapı mı var? Evet var. Başkanlık sistemi tartışılıyor. Yerel yönetimler güçlendirilmek, Türklük tanımı değiştirilmek isteniyor. Kuvvetler ayrılığından rahatsızlık duyuluyor. Kuvvetler ayrılığı, demokrasinin güçlendirilmesidir, devletin sacayağıdır. Devlet memurluğunu tanımlayan Anayasa’nın 128. maddesinin değiştirilmesi hedefleniyor. Hatta Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na bu maddenin değiştirilmesi için AKP milletvekilleri tarafından teklif verildi. Teklif, ‘Devletin işleri çalışanlar eliyle görülür’ şeklindedir. Bu teklife MHP ve CHP karşı çıktı. Bu konularda da uzlaşma sağlanamayacağı çok net. Dolayısıyla önümüzde bir Anayasa referandumu görülüyor. Bu noktada referandumda tüm bunlarla birlikte başörtüsü konusu da gündeme gelecek. Başbakan, başörtüsü için ‘Anayasa değişikliğine gerek yok’ dese de kazın ayağı öyle değil. Çünkü iktidar milletvekilleri başörtüsü sorununun Anayasa değişikliği ile çözüleceğini ifade etmişti. Dolayısıyla referandum Ekim ayında ya da 2014 Mart ayında yerel seçimler ile birlikte yapılacak. Referandumda evet dersek başörtüsü sorunu çözülmüş olacak ancak bu kez devlet memurluğunun kaldırılmasına da, Türklük tanımının kaldırılmasına da, başkanlık sistemine de evet demiş olacağız.

            Yönetmelik değişikliği ile çözülecek bir sorunu neden Anayasa değişikliği ile çözmeye çalışıyorsunuz, başka maddeleri de bunun arkasına bağlıyorsunuz? Bu ahlaki bir duruş mudur? Hangi sendikanın üyesi olursa olsun, hangi anlayışta olursa olsun tüm devlet memurlarının bu kirli tezgahı çok iyi görmesi gerekir.

            Buradan çok açık ifade ediyorum: Kılık-Kıyafet Yönetmeliğini değiştirin, desteklemezsek namerdiz. İstismarı bırakın. Milletin değerlerini siyasi malzeme yapma hastalığından kurtulun. Kıyafet yönetmeliğini değiştirin, başörtüsünün kamusal alanda serbest olmasını sağlayın.”

 

16 yılda din istismarı tavan yaptı. Atatürk’e düşman olmayı İslam’ın 6. şartı sayan bir nesil türedi.

            Koncuk, din istismarının da artık sona ermesi gerektiğini bildirdi. Koncuk, “Türkiye’de din üzerinden siyaset yapılmaması lazım. 1997 yılını hatırlayın. O dönemde İmam-Hatiplerin ortaokul bölümü kapatıldı. Mesleki ve teknik eğitim katsayı zulmü nedeniyle bitirildi. Bu kez din eğitimi merdiven altı eğitimi hale geldi. Peki din istismarı bitti mi? Tam tersine, 16 yılda din istismarı tavan yaptı. Atatürk’e düşman olmayı İslam’ın 6. şartı sayan bir nesil türedi. Ülkemizde artık din istismarı sona ermelidir. Bunun için sağlıklı bir din eğitimine ihtiyaç vardır” dedi.

Şube müdürü ya da okul yöneticisi olmak için babasını satacak insanlar var.

            Bazı eğitimcilerin sendikal tercihlerini makam mevki elde etmek için yaptığını kaydeden Koncuk, “Şube müdürü ya da okul yöneticisi olmak için babasını satacak insanlar var. Peygamber Efendimizin, ‘Din güzel ahlaktan ibarettir’ sözüyle, bu insanların tavrını yan yana koyabilir misiniz? Herkes bilmelidir ki; hak etmediği bir makamı istemek bir insanın cebindeki parayı çalmak gibidir. Hak yeme üzerine bir İslam anlayışı yoktur. Aksine ‘kul hakkı yemeyin’ diyen bir dinin mensuplarıyız” diye konuştu.

Milli Eğitim Bakanları başarılı olmalıdır. Bu konuda her türlü katkıyı sağlarız ama gözler önünde oynanan kirli bir tezgaha da âmin demeyiz

            Ömer Dinçer’in görevden alınmasının milli eğitimde bahar havası estirdiğini söyleyen Koncuk, “Dinçer’in ardından Sayın Avcı göreve geldi. Kendisi biz de olumlu hisler uyandırmıştı. Ancak, Yönetici Atama Yönetmeliğini imzalaması ciddi tereddütler oluşmasına neden oldu. Sayın Avcı, ‘Bu yönetmelikte hata varsa uygulamada görür düzeltiriz’ diyor. Bir Bakan öngörü sahibi olmalı ve yönetmeliğin uygulamada hangi sonuçları doğuracağını kestirebilmelidir. 1000 tane müdür atadıktan sonra, neyi düzelteceksiniz? İnsanları kandırarak bir yere varmanız mümkün değildir. Yönetmeliğe göre Valiler üç kişiden birisini okul yöneticisi olarak atayacak. Yıllarca rektörlerin seçilme usulüne itiraz etmedik mi? Şimdi bu modeli okullarımıza sokmaya çalışıyorlar. Üstelik Sayın Avcı bir akademisyen. Ben her şeye rağmen Bakandan umutlu olmaya çalışıyorum. Milli Eğitim Bakanları başarılı olmalıdır. Bu konuda her türlü katkıyı sağlarız ama gözler önünde oynanan kirli bir tezgâha da âmin demeyiz. Sayın Bakan Nabi Avcı ‘ben bilirimci’ anlayıştan uzak durmalı, eleştirilere kulak vermeli, tüm eğitim çalışanlarını kucaklayacak bir tavır sergilemelidir” şeklinde konuştu.