ÜNİVERSİTE ÇALIŞTAYIMIZ SONA ERDİ

Türk Eğitim-Sen’in 15-16 Aralık tarihleri arasında düzenlediği “Türkiye’de Yükseköğretimin Sorunları, Beklentiler ve Çözüm Arayışları” konulu Çalıştay sona erdi. Çalıştay’ın 16 Aralık 2012 tarihinde yapılan son oturumunda, “Üniversitelerde Yönetim Sorunu ve YÖK’te Yapısal Değişim İhtiyacı”, “Üniversitelerde Akademik ve İdari Personelin Özlük ve Ekonomik Hakları, Beklentiler ve Çözüm Arayışları” ve “Üniversite Çalışanları ve Demokratik Haklar” şeklinde oluşturulan üç ayrı çalışma grubunun hazırladığı sonuç raporları okundu.

Sonuç raporlarının okunmasının ardından Genel Başkan İsmail Koncuk kapanış konuşması yaptı. Üniversitelerde akademik ve idari personelin sorunlarının giderilmesi için üniversite çalışanlarının iradelerini ortaya koymalarını gerektiğini kaydeden Koncuk, “sinerek hak alınmaz” dedi. Koncuk şunları kaydetti: “Gelen ağam, giden paşam mantığıyla hareket edildiği sürece, üniversite çalışanlarının sorunlarının azalması mümkün değildir. İrademizi ortaya koymalıyız. Taleplerimizi daha yüksek perdeden duyurmalıyız. Sinerek hak alınmaz. Ortalığı yakıp, yakalım anlamında söylemiyorum. Demokratik her türlü ortamı kullanarak, taleplerimizi her yere, en gür şekilde ulaştırmamız lazım. Aksi takdirde bu sistemi düzeltemeyiz. Beyaz atlı prens sadece masallarda vardır. Bu nedenle beyaz atlı prens beklenmemelidir. Herkes iradesini ortaya koymalıdır.”

Üniversite çalışanlarından iradelerine sahip çıkmalarını isteyen Genel Başkan Koncuk sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir sorumluluk silsilesi gerekiyorsa en tepeye akademisyenleri koymamız lazım. Profesör unvanı almış bir insanın kendi kabuğuna çekilmesi ya da kendi menfaati çerçevesinde hareket etmesi mümkün değildir. Bütün akademisyenlerimizin bu şuurda olması gerekir. Çevremizde yaşanan olaylara gözümüzü kapatamayız. Bu manzara, bizim gibi toplumsal düşünmesi gereken insanların tavrı olmamalıdır. Bu, bizim misyonumuza uygun bir tavır değildir. Ben ne yazık ki üzülerek görüyorum ki; bir üniversitede rektör değişiyor,  adam sendikasını değiştiriyor.  Böyle bir mantık olabilir mi? Kim rektör olursa olsun, ben adam gibi olduğum sürece, kimden ne korkum olabilir? Bizim hür irademize sahip çıkmamız lazım. Biz eğer irademize sahip çıkamıyorsak, kendimizi adamlıkta sıfır noktasında tutuyoruz demektir. Hiçbir şey yapmaksızın, başkalarından, benim irademi savunmasını beklemek zayıflıktır.”

Yabancı üniversiteler konusuna da dikkat çeken Koncuk, “Yabancı üniversiteler açılmamalıdır. Yabancı üniversite talebini gündeme getirenler, ‘Türkiye’yi dünyada eğitim merkezi haline getirelim’ diyorlar. Bunun için başka bir yöntem bulunamaz mı? Mevcut üniversitelerimizi daha kaliteli ve dünya ile yarışır hale getirirsek, her üniversiteyi ODTÜ, Boğaziçi, Ankara, Gazi Üniversitesi yaparsak, bunu başarabiliriz. Ama kendi üniversitelerinizi fakr u zaruret içinde bırakarak, onların akademisyen ya da fiziki ihtiyaçlarını karşılamadan yabancı üniversitelere kapı açarsanız, kendi üniversitelerinizi boğarsınız, onları rekabet edemez hale getirirsiniz. Ülkemizde üniversite çalışanlarının maaşları, gelişmiş AB ülkeleri ile mukayese edildiğinde çok düşük. Şayet özel üniversiteleri açarsanız, o zaman akademisyenler, devlet üniversitelerini terk eder, daha iyi imkânlar sunan özel üniversitelere gider. Bunları yapmadan önce devlet üniversiteleri, özel ya da yabancı üniversitelerle hem kalite, hem maaş yönünden rekabet edecek noktaya getirilmelidir. Aksi takdirde devlet üniversitelerini bitirirsiniz” diye konuştu.