GENEL BAŞKAN SAKARYADAYDI

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Genel Mali Sekreter Seyit Ali Kaplan ve Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz Kocakaplan Sakarya’da İşyeri Temsilcileri İstişare Toplantısına katıldı. Toplantıda Sakarya Şubesi yönetim kurulu, Türkiye Kamu-Sen’e bağlı sendikaların şube başkanları ve yönetim kurulu üyeleri, ilçe temsilcileri, işyeri temsilcileri, kadın komisyonları ve üyelerimiz hazır bulundu.

 

Toplantıda Genel Mali Sekreter Seyit Ali Kaplan ve Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz Kocakaplan sekretaryalarına ilişkin bilgilendirme yaptı.

 

Daha sonra bir konuşma yapan Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk toplu sözleşmenin 30 Nisan tarihinde başlayacağını söyleyerek, şunları kaydetti: “30 Nisan tarihinde toplu sözleşme masasına oturacağız. Toplu sözleşme kanununun çok eksiklikleri var. Ancak buna rağmen kanunun adının toplu sözleşme olması önemli bir gelişmedir. Burada alınan kararlar doğrudan hayata geçirilecektir. Ancak toplu sözleşme yasa tasarısı görüşmeleri devam ederken, AKP Grup Başkan vekili Mahir Ünal tarafından yetkili konfederasyona üye olan memurlara, diğer konfederasyonlara üye olan memurlardan yüzde 30 daha fazla toplu sözleşme pirimi verilmesi yönünde bir teklif gelmiştir. Bunu Türkiye Kamu-Sen’in internet sitesinde yayınladık. Bu teklifi getirenler Plan Bütçe Komisyonu üyesi değil. Bir sendika bu milletvekillerine yutturmuş, onlar da imzayı atmış. Bunun üzerine hemen harekete geçtik. Durumu bizzat Çalışma Bakanı Faruk ÇELİK’le görüştüm. Muhalefet partilerinin de karşı çıkmasıyla teklif geri çekildi. Şayet bu teklif kabul edilseydi,  Memur-Sen üyeleri bizim üyelerimizden yüzde 30 daha fazla toplu sözleşme pirimi alacaktı. Böyle ahlaksız bir teklif olur mu? Bir sendikanın üyeleri birinci sınıf, diğer sendikaların üyeleri ikinci sınıf vatandaş yerine konulacaktı. Böyle bir sendikal ahlaksızlık olmaz. Bu delikanlı adamın değil, aciz adamın teklifidir.”

 

Türkiye Kamu-Sen’in toplu sözleşmede kamu çalışanlarının maaşlarına ilk 6 ay yüzde 10, ikinci 6 ay yüzde 10 zam talep edeceklerini hatırlatan Koncuk şunları kaydetti: “Kamu çalışanlarının maaşlarına ilk 6 ay yüzde 10, ikinci 6 ay yüzde 10 zam istiyoruz. Neden? Bir yılda doğalgaza yapılan zam yüzde 34, benzine yüzde 20’ye yakın zam yapıldı. Maaşlarımızdaki erime son on yılda yüzde 33. 1999 yılında kamu çalışanlarına mili gelirden ayrı pay yüzde 8.83 iken, bugün 5.6’dır. Oysa milli gelir de azalmadı. Aksine mili gelir yüzde 219 arttı. Milli gelir yüzde 219 artarken, bizim milli gelir içindeki payımız yüzde 5.6’ya düşüyor. Birileri de ‘biz memuru enflasyona ezdirmedik’ diyor. Öte yandan Türkiye 2011 yılında yüzde 8.5 oranında büyüdü. Büyüme oranı çalışanlara yansımadı.  TÜİK’in son açıklamasında milli gelirin kişi başına 10.500 dolar olduğunu söylüyor. Bu durumda 4 kişilik bir ailenin yıllık 42 bin dolar yıllık gelirinin olması lazım. Bir öğretmenin, bir memurun, bir hizmetlinin evine yıllık 85 bin TL giriyor mu? Türkiye’de kamu çalışanlarının milli geliri kişi başına 3 bin dolar civarındadır.”

 

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, memur zam oranının yüzde 5’i geçmemesi şeklindeki açıklamasını da eleştiren Koncuk, “Bu gayri ahlakidir. Bir insanın Maliye Bakanı olması, ona Anayasaya aykırı olan bir teklifi söyleme hakkı vermez. Toplu sözleşme hakkı Anayasal bir haktır. Ama Maliye Bakanı toplu sözleşme masasını anlamsız hale getirmek, sulandırmak istiyor. Toplu sözleşme masasında baskı yaratmak anayasal bir suçtur. Bir oran telaffuz edemezsin. Toplu sözleşme masası, pazarlık masasıdır” diye konuştu.  

 

Genel Başkan Koncuk, Türkiye Kamu-Sen’in diğer toplu sözleşme taleplerini de şöyle sıraladı: “Bugün bir öğretmen maaşı en düşük devlet memuru düzeyindedir. Eğitim-öğretim davası bir milleti geleceğe taşır. Bunun en önemli enstrümanı ise öğretmendir. Siz öğretmeni 1600 TL gibi komik maaşa mahkûm ederseniz, eğitim-öğretim davasında kaybedersiniz. Öğretmenlerimizi kazanmak zorundayız.  Şu anki ek ders hesaplama yöntemiyle öğretmenlerin birçoğu ek ders alamamaktadır. Ek ders ücretlerini öğretmenlerin düzenli gelir arasında sayamayız. Bizim önümüze kimse bunu çıkarmasın, ek dersi öğretmenin gelir hanesine yazmasın. Türkiye Kamu-Sen olarak, öğretmenlerin ve akademisyenlerin ek ödemelerinin 75 puan attırılmasını istiyoruz. Bu da 450 TL demektir. Diğer çalışanların ek ödemelerinin de 25 ila 75 puan artırılmasını isteyeceğiz. Tüm kamu görevlilerinin ve emeklilerinin maaşlarına 1 Ocak 2012’den geçerli olmak üzere taban aylığa yansıyacak şekilde aylık net 100 TL zam yapılmalıdır. Özel hizmet tazminatında yaşanan adaletsizliklerin giderilmesi için özel hizmet tazminat oranları, eğitim durumu, kadro pozisyona göre yeniden belirlenmeli, bu amaçla öncelikle özel hizmet tazminat oranları 21 puan artırılarak, tüm kamu görevlilerinin ve emeklilerinin maaşlarına net 100 TL daha özel hizmet tazminatı eklenmelidir. Tüm sendika üyesi kamu görevlilerine, memur maaş katsayısının 20 bin gösterge rakamı ile çarpımı sonucu bulunacak tutar (aylık 110 TL) aylık Toplu Sözleşme İkramiyesi olarak verilmelidir. Emekli olanların maaşı yarı yarıya düşüyor. İnsanlar bu durumda nasıl emekli olacak? Hâlbuki emeklilik bir insan hakkıdır. Çalışanların emekli olmalarını özendirecek teklifler ortaya koymaları lazım. Ek ödeme oranlarının emekliliğe yansımasını talep edeceğiz. Bunlar gibi birçok teklifimiz var. Bu rakamlar pazarlığa tabi rakamlardır. Masada bunları müzakere edebiliriz. Ama yüzde 2.5+2.5 oranını masada kim önümüze getirirse bunu yüzüne çarparız. Bu masadan mutlaka başarılı çıkmalıyız. Testi kırılmadan tokatı vurmak için 5 Mayıs’ta 7 bölgede miting yapacağız. Çözülmezse hangi eylemleri yapacağımızı oturup, kararlaştıracağız. Memur-Sen ve Kesk’e de ortak eylem teklifi yaparız. Bir televizyon programında Memur-Sen Başkanı Ahmet Gündoğdu’ya “Şayet masada öğretmenlere ve akademisyenlere ek ödeme verilmezse beraber iş bırakma eylemi yapar mıyız?” diye sordum.   Bunun üzerine Memur-Sen Başkanı “Beraber iş bırakma eylemi yapmayız” dedi. Hükümet taleplerimize hiç yaklaşmıyorsa, boynumuzu mu bükeceğiz? Bu mudur sendikacılık? Hükümet zarar görecek diye eylem mi yapmayacağız? Bizim sorumluluğumuz üyelerimize ve çalışanlarıdır. Eylem yapmak hak aramanın bir aracıdır. Ağlamayan çocuğa meme yok. Kamu çalışanlarının artık şapkayı önüne koyması lazım.

 

Kamu çalışanlarının iş güvencesinin ellerinden alınmak istendiğine dikkat çeken Koncuk, “Kamu çalışanlarını belki de Cumhuriyet tarihi boyunca en önemli kazanımı olan iş güvencesi risk altındadır. Yeni bir istihdam modeli oluşturulmak istenmektedir. Başbakan ile görüşmemizde şöyle dedi:  Memur ile işçi arasındaki farkı kaldırsak, yeni bir istihdam modeli oluştursak nasıl olur? Ben de ‘iş güvencemizi korumak şartıyla her türlü teklife varız’ dedim. Niyet çok açık. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununu değiştirmek istiyorlar. Bakın Türkiye’de 2002 yılında taşeron firmalarda çalışanların sayısı 10 bin idi. Bugün bu sayı 467 bin’e ulaştı. Burada çalışanların birçoğu üniversite mezunu. Yarın üniversiteyi bitiren çocuklarınız da taşeron firmaların sömürüsüne girecek. Kör, sağır bir anlayış çocuklarımızın geleceğini kaybetmemiz anlamına gelir. Bunlarla mücadele etmek yürek işidir. Sendikal tercihini küçük, günlük çıkarlarına göre yapıyorsan, daha büyük kazanımlarını kaybedeceksin demektir. Sendikalar Kanarya Sevenler Derneği değildir; hak aramanın en önemli adresidir. Türkiye Kamu-Sen çatısı altında birleşelim. Ya bu mücadeleyi vereceğiz, haklarımıza sahip çıkacağız ya da kaybedeceğiz. Bu tercih kamu çalışanlarına aittir” dedi.

 

28 Nisan’da İlksan seçimlerinin olduğunu kaydeden Koncuk, “İlksan’ı 1996 yılından beri Türk Eğitim-Sen delegeleri yönetiyor. Türk Eğitim-Sen delegeleri İlksan’ı 1996 yılında devraldığında, İlksan batmış bir kuruluştu. 3 trilyon borçla devralınan kurum, bugün 500 milyon lirayı aşan nakit varlığına ulaşmıştır. O zamanlar bir-bir buçuk yılda ve ancak bir buçuk maaş karşılığı emekli ikramiyesi veren İlksan, bugün 13-20 bin lira arasında ikramiyeyi iki gün içerisinde üyesine ödeyebilen bir kuruluş olmuştur. Kimseye çaldırmamışız. Ama bir sendika afişler dağıtıyor. Ben bunlara söylüyorum: İlksanla ilgili bildiğiniz bir şey var da Cumhuriyet Savcılığına şikâyet etmiyorsanız şerefinizi sorgulayın. Aksi taktirde iftira atıyorsunuz demektir. İlksan kapatılacakmış. İlksan kanunla kuruldu, kanunla kapatılabilir. Hiçbir itirazımız olmaz. Ama biz şunu garanti ederiz: Biz İlksan’ın parasını çaldırmayız. Türk Eğitim-Sen’li delegeler yönetimde bulunduğu sürece, en küçük bir hırsızlığa müsaade etmeyiz. Biz bunun sözünü veriyoruz. Bu sözü tuttuk, tutmaya da devam edeceğiz. ‘İlksan Türk Eğitim-Sen’i finanse ediyor. Bu nedenle Türk Eğitim-Sen destekliyor’ diyorlar. Bir kuruş boğazımızdan geçmez. İlksan’ın ne Türk Eğitim-Sen’e ne de başka yerlere bir kuruş parasının verilmesi söz konusu olamaz. Böylesine ahlaksızlık olur mu? Biz dürüst insanlarız. Öte yandan İlksan’da Türk Eğitim-Sen’li yöneticilerin dışında, Bakanlığın 4 yöneticisi var. Bunun dışında üç kişilik denetleme kurulu var. Bu kurulda yer alan iki kişi Bakanlık müfettişleri arasından seçiliyor. Onlar öyle bir denetleme yapıyorlar ki, bir kuruşun çalınması mümkün değil. Bu tercihi yapmak tamamen İlksan üyelerinin hür iradesi ile olacaktır. Ancak, şunu tavsiye edebilirim: Bataktan çıkardığımız ve yüz akı haline bin bir emekle getirdiğimiz bir kuruluşun içinin boşaltılmasına, mal varlığının yandaşlara peşkeş çekilmesine kimse zemin hazırlamamalı, fırsat vermemelidir. İlksan üyelerinin vereceği her karara saygılıyız.” diye konuştu.