TÜRKİYE KAMU-SEN TEŞKİLATI KENETLENDİ

Türkiye Kamu-Sen, 20. Yıl Teşkilat Buluşması, 29 Mart-1 Nisan tarihlerinde, Antalya’da büyük bir coşku içinde gerçekleştirildi.

Toplantıya, sendikalarımızın genel merkez yönetin kurulu üyeleri, şube başkanları ve il temsilcileri ile birlikte toplam binin üzerinde katılım oldu.

 

29 Mart günü, toplantının yapılacağı otele giriş yapan katılımcılar, 30 Mart’ta sendikaların kendi aralarında gerçekleştirdiği Şube Başkanları İstişare Toplantısına iştirak ederek, önümüzdeki süreçle ilgili görüş alışverişinde bulundular. Bazı sendikaların gecenin geç saatlerine kadar devam eden istişare toplantılarında toplu sözleşme kanunu tasarısı, üye çalışmaları, toplu sözleşme talepleri, sendikal sorunlar gibi pek çok konu tartışıldı ve tüm şube başkanları, görüşlerini paylaşma imkânı buldu. 

 

31 Mart günü ise büyük bir şölen vardı. Türkiye Kamu-Sen’in, ülkemizin dört bir yanından Antalya’ya akın eden yöneticileri, birlik, beraberlik ve coşku içinde gerçekleştirilen toplantıda adeta gövde gösterisi yaptılar.

 

KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Dr. Derviş Eroğlu Şeref Konuğumuzdu

 

Toplantıya, Türk Eğitim-Sen ve Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı ve Türkiye Kamu-Sen Genel Sekreteri Önder Kahveci, Türkiye Kamu-Sen Genel Mali Sekreteri ve Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Başkanı Nuri Ünal, Türk Büro-Sen Genel Başkanı ve Türkiye Kamu-Sen Genel Teşkilatlandırma Sekreteri Fahrettin Yokuş, Türkiye Kamu-Sen Genel Eğitim Sekreteri ve Türk Ulaşım-Sen Genel Başkanı Nazmi Güzel, Türkiye Kamu-Sen Genel Toplu Görüşme Sekreteri ve Türk İmar-Sen Genel Başkanı Necati Alsancak, Türkiye Kamu-Sen Genel Mevzuat Sekreteri ve Türk Haber-Sen Genel Başkanı İsmail Karadavut, Türkiye Kamu-Sen Genel Basın Sekreteri ve Türk Enerji-Sen Genel Başkanı Celal Karapınar, Türkiye Kamu-Sen Genel Dış İlişkiler Sekreteri ve Türk Tarım Orman-Sen Genel Başkanı Ahmet Demirci, Türkiye Kamu-Sen Genel Sosyal İşler Sekreteri ve Türk Yerel Hizmet-Sen Genel Başkanı İlhan Koyuncu, Kıbrıs Türk Memur-Sen Genel Başkanı ve Türkiye Kamu-Sen Kıbrıs Temsilcisi Çelebi Ilık ve Türk Emekli-Sen Genel Başkanı Osman Özdemir de katıldı.

 

Saat 10.00’da saygı duruşu ve İstiklâl Marşı ile başlayan toplantıya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu, KKTC Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Sayın Dr. Hasan Güngör, Kamu-Sen Kıbrıs Eski Temsilcisi Ahmet Ötüken, KKTC Ankara Büyükelçisi Mustafa Lakadamyalı, Antalya Valisi Dr. Ahmet Altıparmak adına Vali Yardımcısı Turan Eren, Manavgat Kaymakamı Emir Osman Bulgurlu, KKTC Ulusal Birlik Partisi Güzelyurt Milletvekili Ahmet Çaluda, KKTC Hür-iş Sendikası Genel Başkanı Yakup Latifoğlu başta olmak üzere birçok siyasetçi ve bürokrat da katılarak şereflendirdiler.

 

Kıbrıs Türk’tür; Türk Kalacak!

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun salona girmesiyle, salonda büyük bir coşku seli yaşandı. Ellerindeki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türk bayraklarını sallayan ve “Kıbrıs Türk’tür, Türk Kalacak” sloganları atan kalabalık, Cumhurbaşkanını dakikalarca ayakta alkışladı.

 

Geçmişe Vefa

 

Toplantının başında, Türkiye Kamu-Sen ve bağlı sendikalarımızda görev yapan ve ebedi hayata intikal eden yöneticilerimizin anısına hazırlanan video gösterisi duygusal anların yaşanmasına sebep olurken, Kuran-ı Kerim tilavetinin ardından dualar ve Fatiha’lar, kaybettiğimiz tüm yöneticilerimiz, üyelerimiz, şehitlerimiz ve devlet büyüklerimizin ruhu için okundu.

 

Genel Başkan İsmail Koncuk, açış konuşması için kürsüye çıktığında, tüm salon “İşte Başkan, İşte Sendika, Türkiye Kamu-Sen” sloganlarıyla çınladı. İsmail Koncuk, konuşmasının başında, toplantıya katılan tüm yöneticilere ve protokole teşekkür ettikten sonra, Türkiye Kamu-Sen’in 20. yılında 400 binin üzerinde bir üyeye ulaştığını belirterek, bu başarıda emeği geçen tüm yöneticilere ve üyelere olan minnetini dile getirdi.

 

Yeni Düşmanlar Edinmenin Zamanı Değil

 

“Çok önemli, tarihi günler yaşıyoruz. Ekonomik, siyasi ve toplumsal, büyük bir dönüşüm sürecinin içindeyiz. Her dönüşümün kendine has riskleri ve avantajları vardır. Ne yazık ki, bugünlerde ülke olarak önümüzdeki riskler, avantajlarımızdan çok daha fazladır. Özellikle coğrafyamızda meydana gelen olaylar, büyük bir dönüşümü işaret etmektedir. Ülkemizin etrafını bir ateş çemberi sararken bizlerin ülkeleri hâkim güçlerin talebi doğrultusunda dizayn etme ve bu güçlerin fedailiğini yapma sevdasından vazgeçerek, bölgemize huzuru ve barışı getirmenin peşine düşmemiz gerekmektedir. Yüzyıldan fazla bir süredir, Türklere zulmeden, türlü soykırımlar uygulayan Ermenistan ve Yunanistan için uyguladığımız, “komşularla sıfır sorun” politikasını; tarih, kültür, soy ve inanç birliğimiz olan ülkelere de uygulamaktan çekinmemeliyiz.” diyen Koncuk, bir süredir dünyada, yapılan bütün uyarılara kulak tıkayan, kendisi gibi düşünmeyen herkesi ötekileştiren, milli değerleri bir ur gibi günden güne kemiren, ülkelerin birlik ve beraberliğini yok etmeyi amaçlayan bir anlayışın geliştiğini belirtti. Bu anlayışın kendisi gibi düşünmeyenleri bertaraf etmek üzerine kurgulandığını söyleyen Genel Başkan, birbirine tahammülü kalmayan milletlerin birlik ve bütünlüğünün kalmayacağını özellikle vurguladı.  

 

Dış Politika Endişe Veriyor

 

İsmail Koncuk, “Küresel güçlerin yeni dünya düzeni dedikleri bu düzene uygun bireyler ve ülkeler yaratma çabasına bizlerin de ortak olması, bir gün ucu bize de dokunacak son derece tehlikeli bir girişimdir. Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanındaki Türklerin yeterince düşmanı vardır; yeni düşmanlar edinmenin ne yeri ne de zamanıdır.” diyerek, Türkiye’nin dış politikasının tehlikeli bir hal aldığını söyledi.

 

Bizim Rehberimiz Ne AB Ne ABD; Bizim Rehberimiz Rauf Denktaş

 

2004 ve 2005 yıllarında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bağlamında, Rauf Denktaş üzerinde süregelen tartışmaları hatırlatan Koncuk, “Bazı ülkeler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının ve hatta varlığının sona erdirilmesini dahi teklif edebilme cüretini göstermişlerdir. Bilinmelidir ki, Türk halkı ve en başta Türkiye Kamu-Sen, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsız ve müstakil bir devlet olarak, ilelebet yaşamasından yanadır. Kıbrıslı Türk kardeşlerimiz bu devleti, Rumların siyasi emellerine alet olmak için kurmadılar. Binlerce şehidimiz, Dr. Fazıl Küçükler, Binbaşı Cengiz Topeller canlarını; Kıbrıslı soydaşlarımız özgürlük, mutluluk, barış ve refah içinde yaşasın diye feda ettiler. Bizim Kuzey Kıbrıs konusundaki rehberimiz ne AB ne ABD ne de Birleşmiş Milletlerdir. Bizim bu konudaki tek rehberimiz, ömrünü Kıbrıs ve Türklük davasına adamış, büyük önder Rauf Denktaş’tır. Onun bizlere bıraktığı mirası korumak ve geliştirmek hepimizin en büyük amacıdır.” dediğinde, salonda büyük bir alkış tufanı koptu. Bu sözleri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun da büyük bir coşkuyla alkışlaması gözlerden kaçmadı.

 

Milli Benliğimiz Yok Edilmek İsteniyor

 

Konuşmasında milletimiz üzerinde yaratılmak istenilen tahribata değinen Genel Başkan İsmail Koncuk, “Bu topraklar üzerinde yaşayan milyonlarca insanı, tek bir çatı altında toplayan, birleştiren, bizleri millet yapan milli değerlerimiz vardır. Şu günlerde Türkiye Cumhuriyeti’nin fikrî alt yapısının yok edilmek istendiğini, Devletin manevî alt yapısını oluşturan Kurtuluş Savaşı, milli bayramlarımız, öğrenci andı, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi gibi konularda da kafa karışıklığı yaratılmaya çalışıldığını üzülerek görüyoruz. Devletimize, milletimizin bölünmez bütünlüğüne karşı içeriden ve dışarıdan yapılan saldırıların arttığı, milli değerlerimize hakaret edenlerin prim yaptığı, makbul sayıldığı bir dönemi yaşıyoruz.

 

Çocuklarımızın her sabah büyük bir gururla ve inançla okuduğu; Türk milletini karanlık işgal günlerinden bugünlere taşıyan Mustafa Kemal Atatürk’e, milli kimliğimize, Türklüğe vurgu yapan, büyüklere saygı, küçüklere sevgi göstermeyi öğütleyen, “Öğrenci Andının” kaldırılmak istendiğini duyuyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin ne denli zor şartlar altında kurulduğunu anlatan ve yalnızca Atatürk’ün değil ecdadımızın vasiyeti olan, Türkiye Cumhuriyeti’nin sonsuza dek hür ve bağımsız yaşaması irademizin dile getirildiği “Gençliğe Hitabe”nin hafızalarımızdan silinmek, burada savunulan değerlerin de yok edilmek istendiğini biliyoruz. Geçmişi olmayan, tarihini bilmeyen, hafızasız, tepkisiz ve değersiz bir yığın haline getirilmek istenildiğimizin farkındayız.” dedi.

 

Kuran-ı Kerim Eğitimini Destekliyoruz; Ya Açığa Düşecek 50 Bin Sınıf Öğretmeni Ne Olacak?

 

Koncuk, “Yapboz tahtasına dönmüş eğitim sisteminde çocuklarımızın, gençlerimizin 8 yıllık kesintisiz eğitim, kredili sistem, 4 + 4 + 4 gibi anlamsız formüller ve kişisel inatlara heba edilmesine üzülüyoruz. Elbette çocuklarımızın, gençlerimizin dinimizi öğrenmesinden, Kuran-ı Kerim dersi almasından yanayız.” derken, Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilen Kuran-ı Kerim ile Hz. Muhammed (s.a.v.)’in hayatının seçmeli ders olmasını gönülden desteklediklerini belirten Koncuk, imam hatip liselerinin ortaokul kısmının yeniden eğitim ve öğretime açılmasını ülke eğitim ve öğretimi adına sevindirici bulduklarını kaydetti.

 

Genel Başkan: “Ancak 4 + 4 + 4 sistemiyle, 50 bin sınıf öğretmeninin açığa düşürülmesine anlam veremiyoruz. Bu talepleri dillendirenlerin bir kısmının, siyasetin içinde yuvalandığını, bir kısmının basınımızın içine sızıp, en çok okunan gazetelerin köşelerini işgal ettiğini, bir kısmının da sözde çalışanların hakkını koruyan sendika adı altında faaliyet gösterip, devletimizin altını oyduğunu görüyor ve kahroluyoruz.

 

Öğrencilere tablet bilgisayar dağıtımıyla ilgili tartışmalar buzdağına dönüşmüş durumda. Pek çok çocuk, dersini yazarak çalışırsa başarılı olur. Yazarken, beyin sorgular, düşünür ve farklı çalışır. İzlerken uyuşur. Tablet’te sadece izler; okursun. Tıpkı televizyon gibi…Tablet bilgisayarla ne okur olunur, ne de yazar. Konunun uzmanları uyarıyor: Uygarlık yazının icadı ile başladı. Birileri zengin olacak diye, Türkiye’de çocuklara Tablet bilgisayar dağıtımıyla gerçek anlamda okur-yazarlık son bulacak.” dedi.


Türkiye Kamu-Sen Eylem Yaptı; Kanunlar Çıktı. Hormonlu Sendikalar Mücadelemizden Besleniyor.

 

Ülkemizdeki çarpık politikaları bir tek Türkiye Kamu-Sen’in dile getirdiğini belirten Koncuk, TBMM gündeminde bulunan toplu sözleşme kanunu tasarısının da Türkiye Kamu-Sen’in 20 yıllık mücadelesi sonucunda elde edilmiş bir kazanım olduğunu belirtti.

 

İsmail Koncuk, “Kurulduğumuz günden beri toplu sözleşmeli-grevli, siyasete katılma hakkını da içeren gerçek anlamda sendikacılık yapmanın mücadelesini veriyoruz. Türkiye’nin imza altına aldığı uluslararası sözleşmelerin hükümlerine rağmen, bu hakları almak çetin bir mücadele gerektiriyor. Türkiye Kamu-Sen, 20 yıldır gözünü budaktan esirgemeden memurların hakları için mücadele veriyor. Uzun bir süreçte de olsa Türk memurunun evrensel değerlere ulaşması için gereken sendikal hakları teker teker alıyor.” şeklinde konuştu.

 

Türkiye Kamu-Sen’in gerçekleştirdiği büyük eylemler sonucunda memurların birçok hakka kavuştuğunu hatırlatan genel başkan, “17 Aralık 1994’te Tandoğan’da 100 bin kişiyle yürüdük; 1995 yılında sendikal haklarımız Anayasaya işlendi. 2000 yılında, 60 bin kişiyle Kızılay Meydanını inlettik; 2001’de sendika kanunu çıktı. 2009 yılında milyonlarca kamu görevlisi toplu sözleşme ve grev hakkı için iş bıraktı; 2010 yılında toplu sözleşme hakkımız Anayasal güvence altına alındı. 2011 Nisanı’nda 15 bin sözleşmeli hakları için haykırdı; aynı gün sözleşmeli personelin kadroya geçirileceği açıklandı.” diyerek, Türkiye Kamu-Sen’in her büyük eyleminin ardından bir büyük kazanım elde edildiğini belirtti ve bazı sendikaların hiçbir şey yapmadıkları halde, bu kazanımları sahiplenmeye çalışmalarından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

 

“Türkiye Kamu-Sen alanlarda, meydanlarda, kar, kış, soğuk, sıcak demeden hak mücadelesi verirken; toplu sözleşme ve grev hakkı için iş bırakan üyelerimizi idareye ihbar eden; rahat köşelerinde kuluçkaya yatan, bugün adeta toplu sözleşme kanununun üzerine konan, yalnızca yatan ama yattıkça da büyüyen hormonlu bir sendika var.” diyen  Koncuk, memurların toplu sözleşme silahını tam olarak kullanmasını istemeyen çevrelerin bu sendikaları desteklediklerini ve toplu sözleşme masasını dikensiz gül bahçesine çevireceklerini söyledi.

 

Türkiye Kamu-Sen’in, bu oldubittiye göz yummayacağını belirten genel başkan, “Bizler, bugüne kadar kamu çalışanlarının haklarını meydanlarda istedik; meydanlarda aldık. Bizlere toplu sözleşme masasının yolunu kapatanların, meydanlara giden yolları kapatmaya cesaretleri; sesimizi kısmaya da güçleri yetmez. Yetmeyecektir.” dediğinde salonda bulunan tüm sendika yöneticileri, kamu görevlilerinin haklarının korunması noktasında en etkili eylemleri yapacaklarına dair hep bir ağızdan söz veriyorlardı.

 

Cari Açık ve Borçlar Korkutuyor

 

Konuşmasında Türk ve dünya ekonomisindeki gelişmelere de değinen İsmail Koncuk, ekonomik gelişmelerin endişe verici olduğunu söyledi. Özellikle son yıllarda uygulanan ekonomi politikalarındaki bazı yanlışların, ortaya çıkacak bir olumsuzlukta faturayı daha da ağırlaştıracağını vurgulayan Koncuk, Türkiye’nin borç yükünün ve cari açığın tehlikeli boyutlara geldiğini belirtti.

 

İsmail Koncuk şöyle konuştu: “Ülkemiz giderek borçlanmakta; bu da bizleri her geçen gün biraz daha dışarıya bağımlı bir ülke haline getirmektedir. Son on yılda alınan borçlar, seksen yılda alınan borç toplamını ikiye katlamış, özelleştirmede ipin ucu kaçırılarak, ülkemizin bütün önemli ve kâr eden kamu iktisadi teşekkülleri yabancılara satılmıştır. Enflasyonun azalmasına rağmen borçlanma faizlerinin aynı oranda düşmemesi nedeniyle küresel sermaye dünyanın en yüksek reel faizine adeta akın etmiştir. Özellikle enerji ve gıda fiyatlarında yaşanan yüksek enflasyon nedeniyle kamu görevlilerimiz son derece zor günler geçirmektedir.

 

80 milyar dolarlık cari açık, yüksek reel faizin çektiği yıllık ortalama 100 milyar dolarlık sıcak para ve 550 milyar dolara ulaşan borçlar, Türkiye’yi son derece riskli bir ülke haline getirmiştir. Nitekim bu riskten dolayı 2011 yılında ekonomik büyüme beklentisi %9’lar dolayındayken, IMF, 2012 yılında yalnızca %2,3 büyüme tahmin etmektedir. Önümüzdeki dönemde daha da zorlaşacak ekonomik şartlar altında, yabancı ülkelerin bize borç vermekten vazgeçmesi durumunda, cari açığın finansmanı imkânsız hale gelebilir ve ülkemiz büyük bir ekonomik dar boğaza girebilir. Cari açığı finanse eden sıcak paranın ülkeden kaçma riski, bu ülkenin elini kolunu bağlamaktadır. Büyüme de küçülme de sıcak paraya bağlı olarak gerçekleşmektedir.

 

Avrupa’nın hiçbir ülkesinde hiçbir yatırımcı yıllık %15 faiz geliri elde edemez. Ama Türkiye’ye borç verirse; elde eder. Ülkemizi borçlandırırken, ülkemizin kaynaklarını, alacaklılara yıllık %15 faizle veren yetkililerin; konu memur maaşlarına geldiğinde yıllık enflasyon hedeflerine göre hareket etmesi de ayrı bir eleştiri konusudur.”

 

Gerçekleşen enflasyon rakamlarının, memur maaşlarına yapılan artış oranlarını geçmesi nedeniyle, memur maaşlarının reel olarak değer kaybettiğini vurgulayan İsmail Koncuk, memurların ekonomideki olumsuzluktan en fazla etkilenen kesim olduğunu belirtti.

 

Memur Maaşları Eriyor

 

Son bir yıllık dönemde ıspanağın %61, sivri biberin %60, yeşil soğanın %53, nohutun %50, yumurtanın %46, biberin %44, doğalgaz ve tüpün %14, ayçiçek yağının %16 ve ekmeğin de %10 zamlandığını söyleyen genel başkan, son bir yıl içinde birçok kanunun bir gün içinde yasalaştığını; ancak memurların toplu sözleşme hakkını düzenleyen tasarının 18 aydır beklediğini, bu durumunda milyonlarca memur, emekli, dul ve yetimi mağdur hale getirdiğini vurguladı. 

 

Bu yüzden memurların tarihlerinde ilk defa yeni yılda maaş zammı alamadığını hatırlatan Koncuk, “Memurlarımız üç aydır cepten yemektedir. Bu zarar mutlaka telafi edilmelidir. Yaptığımız araştırmaya göre 2012 yılının ilk üç ayında açlık sınırındaki artış, memur maaşlarının %4 ile %6 arasında erimesine neden olmuştur. Hal böyleyken, yıllık enflasyon yeniden çift haneli rakamlara yükselerek %10,5 olmuş ve memur maaşları erimeye devam etmiştir. 2011 yılı için ekonominin %9 dolayında büyüyeceği tahminleri yapılmaktadır. Yıllık %9 büyüyen bir ülkede %9,8 işsizlik var diye seviniyor ve “işsizlik düştü” diyorsak, bu işte bir gariplik vardır. Yıllık %9 büyüyen bir ülkede, memur maaşlarına, 9 aydır zam yapılmamışsa, sebebi ne olursa olsun, bunun bir bedeli mutlaka olmalıdır. Bütün bu gelişmeler nedeniyle, gelir dağılımındaki adaletsizlik, memurlarımız açısından biraz daha bozulmuştur. Bu nedenle 2002 yılında milli gelirin %6,6’sı çalışanlarımıza ayrılmaktayken, 2011 yılında bu oran %5’e düşmüştür. Ekonomideki ve siyasetteki bütün olumsuzlukların külfetini yüklenen çalışanlar, mutlaka nimetten de eşit oranda faydalanmalıdır ki; o ülkede sosyal barış tesis edilebilsin. Bizler olmayan bir şeyi istemiyoruz. Bizler, hak etmediğimiz bir şeyi istemiyoruz. Bizler, alnımızın terini, hak ettiğimizi istiyor; “nimeti de külfeti de adil paylaşalım” diyoruz. Hak gaspının boyutları bu noktalara ulaşmışken, toplu sözleşme masasında imza yetkisinin dilsiz konfederasyona verilmesinin nedeni de daha açık bir şekilde görülmektedir. Bunun vebali de siyasi iradeye aittir.” dedi.

 

Yetkililerin iddialarına göre kişi başına düşen milli gelirin 11 bin dolara yaklaştığını ancak memur ailesinde kişi başına düşen milli gelirin, 3 bin dolar olduğunu belirten İsmail Koncuk, 2002–2011 arasında refah payı uygulamasından vazgeçilmesinden dolayı, en düşük memur maaşı 283; ortalama memur maaşı 365 TL; Uzlaştırma Kurulu kararlarının uygulanmaması nedeniyle ise en düşük memur maaşının 345, ortalama memur maaşının ise 339 TL daha düşük kaldığını vurguladı.

 

Adil Olmayan Gelir Dağılımı, Sosyal Travma Yarattı

 

Yetkililerin kamu çalışanlarının ekonomik sorunlarını çözecek oranda bir artış yapma zorunluluğu bulunduğunu söyleyen Koncuk, “Türkiye Kamu-Sen olarak bizler, yaşamakta olduğumuz ekonomik büyümeden, arttığı söylenen ama bizim cebimize yansımayan milli gelirden bir çalışan olarak hak ettiğimiz payı istiyoruz.” dedi.

 

Ülkenin sosyal durumu hakkında da bilgi veren genel başkan, Türkiye’de nüfusun artmasına rağmen,2007 yılında %9,09 olan evlenme hızının, 2009’da %8,21’e, 2010’da ise %7,98’e gerilediğini; 2007 yılında638 bin 311 olan evlenen çift sayısının da 2009 yılında 591 bin 742'ye, 2010 yılında da 582 bin 715'e düştüğünü belirtti.

 

Bununla birlikte 2001 yılında 91 bin 994 olan boşanma sayısının, 2007 yılında 94 bin 219'a, 2010 yılında ise 118 bin 568'e ulaştığına değinen İsmail Koncuk, yaşananların sosyal bir travma olduğunu ve bu travmanın psikolojik nedenleri yanında ekonomik nedenlerinin de son derece önemli olduğunu vurguladı.

 

Kamuda Yapılan Değişikliklerin Götürdükleri Getirdiklerinden Fazla

 

Konuşmasında, son dönemde kamuda gerçekleştirilen bazı düzenlemelerin kamu görevlileri açısından getirdiği bazı sorunları da dile getiren Koncuk, “Son dönemde kamuda büyük bir dönüşüm yaşanmaktadır. Bu dönüşümlerin memurlarımızı olumsuz etkileyen tarafları, iyi yönlerinden çok daha fazladır.

 

Sosyal güvenlikte yapılan değişiklikler sonucunda sosyal sigorta hizmeti, özel sigorta anlayışıyla verilmeye başlanmış; sağlıkta performansa dayalı ücret ödenmesi, devletin sağlık harcamalarının artmasına neden olmuştur. Norm ve standart birliğini sağlamayı amaçlayan bu kanun, kamu görevlilerinin mevcut haklarını kısıtlarken, emekli ikramiyesi özel sektör çalışanlarına göre daha düşük olan kamu çalışanlarının ikramiye sorununa bir çözüm getirmemiştir. Emekli olan kamu görevlilerinin aldığı emekli ikramiyesi, aynı şartlardaki özel sektör çalışanlarına göre yarı yarıya daha azdır. Bu nedenle de kamu görevlileri emekliye ayrılmaktan kaçınmakta, uzun süre çalışmaya devam etmektedirler. Bunun yanında yıllarca çalıştıktan sonra emekli olan kamu görevlilerinin maaşlarında büyük oranda azalmalar meydana gelmektedir. Bu azalmaları bertaraf etmek, özellikle çalışırken düşük ücret alan emeklilerin maaşlarının belli bir seviyenin altına düşmesini önlemek amacıyla, emekli maaşlarının alt sınırı da kamuda uygulanacak temel ücret seviyesinde belirlenmelidir.” dedi.

 

Kamuda ücret adaletini sağlamak üzere 2 Kasım 2011 Tarihinde çıkarılan 666 sayılı KHK’nın da bazı aksaklıklara neden olduğunu belirten Koncuk, “İlgili KHK ile kamu görevlilerinin büyük çoğunluğunu oluşturan öğretmen, din görevlisi, hekim dışı sağlık personeli, polis, subay, ast subay, profesör, doçent, yardımcı doçent, araştırma görevlisi, posta dağıtıcıları gibi birçok kamu görevlisi görmezden gelinmiş ve bu personele herhangi bir artış yapılmamıştır. Uzmanlar arasında farklılıklar ortaya çıkarılmış, büyük bir adaletsizlik yaratılmıştır.” diye konuştu.  

 

Öğretmenler En Düşük Maaş Alan Kesim Oldu

 

Gelecek nesillerimizi emanet ettiğimiz ve dünyanın bütün ülkelerinde en yüksek maaşı alan öğretmenlerimizin, neredeyse kamuda en düşük maaş alan kesim haline getirildiğini belirten genel başkan, en düşük maaşla en yüksek maaş arasındaki makasın da açılarak, ücret dengesizliği yaratıldığını söyledi.

 

2002 yılında 72 bin olan ataması yapılmayan öğretmen sayısının 350 bine ulaştığını, bununla birlikte AB ülkeleri ile kıyaslandığında ülkemizde 300 bin dolayında öğretmen açığı olduğu belirten Koncuk, Milli Eğitim Bakanlığı’nın da 130 bin öğretmen ihtiyacı olduğunu açıkladığını hatırlattı ve yapılan öğretmen atamalarının yetersiz olduğunu söyledi.

 

Genç İşsizliğe Çare Bulunmalıdır 

 

Ülkedeki genç işsizlik oranının her geçen yıl arttığını söyleyen Koncuk, “Bir milyona yakın üniversite mezunu, 750 bin meslek yüksek okulu mezunu yaklaşık 3 milyon lise mezunu işsizimiz bulunmaktadır. Genç işsizliğin azaltılması için bütçe imkânları zorlanarak, insana yatırım hedefine uygun adımlar atılmalıdır.” dedi.

 

Sözleşmeli Personel ve Taşeron Uygulaması Can Yakıyor

 

“Ülkemizde istihdam yetersizliği yüzünden, çalışacak durumdaki milyonlarca insanımızın işsiz olması, toplumumuzu sosyal patlamanın eşiğine getirmişken, uygulanan yanlış istihdam politikaları da bir o kadar can yakmaktadır. Asgari ücret, “insanca yaşamayı sağlayabilecek” seviyelerin oldukça altındadır.

 

Kamuda personel giderlerinin azaltılması amacıyla, temizlik, güvenlik gibi bazı hizmetlerin ihale yoluyla özel şirketlere devredilmesi uygulaması artık kamu hizmetlerinin taşeron şirket elemanları aracılığıyla gördürülmesi boyutuna ulaşmıştır.

 

Kamudaki, istihdam edilen taşeron firma çalışanı sayısı 2000’li yılların başında 10 bin iken; bugün kamudaki taşeron firma işçileri 467 bin olmuştur.

 

Taşeronlaşmanın; çalışanlar açısından, sosyal güvencenin olmadığı, yarınının ne olacağı belli olamayan bir güvensizlik yarattığını defalarca dile getirmiş olmamıza rağmen, iş sağlığı ve güvenliği esaslarına uyulmayan, sendikalaşmanın olmadığı, esnek çalışan, düşük ücretli çalışanların hâkim olduğu bir sisteme doğru gidilmektedir.” diyen İsmail Koncuk, konuşmasını şu şekilde sürdürdü: “Devletin içinde özel sektör işçisi, 4-a, 4-b, 4-c statüsünde, sözleşmeli, geçici, kısmi süreli gibi birçok şekilde çalışan bulunmaktadır. Kamuda, 4-C ve 4-B statüsünde personel alımı hızla devam etmekte, vatandaşlarımız adeta kölelik sözleşmeleriyle çalışmaya zorlanmaktadır. Bu durum da işleri iyice karmaşık hale getirmekte, sorunları büyütmektedir.

 

Son yıllarda, memurların iş güvencesinin ortadan kaldırılarak idari sözleşmeli statüye geçirildiği, sendikal ve demokratik haklarının verilmediği, işçilerin de çağrı usulüne göre, esnek, kısmi zamanlı çalışma şartlarına göre istihdam edildiği bir yapı oluşturma isteği ağırlık kazanmaya başlamıştır. Şu an bu çalışma, el altından sürdürülmektedir.

 

Özellikle son 10 yılda kamuda istisnai olarak çalıştırılması planlanan sözleşmeli kamu çalışanlarının sayısının 40 binler düzeyinden 250 bin düzeyine çıkması, memurluk güvencesinin zayıflatılarak, devlet memuru kavramından, hükümet memuru kavramına geçişin ayak izlerini taşımaktadır.
 

İstihdam sistemi bakımından; kamu kesiminde memurluk yerine idari sözleşmelilik, kadro gereği ücret yerine sözleşme gereği performans ücreti gibi eğilimler, kamu kesimi istihdam rejimini, özel kesim istihdam rejimi ile aynı seviyeye getirmeye yöneliktir.

Özellikle iş güvencesinden yoksun 4-B ve insan haklarına aykırı bir biçimde hastalık, doğum, evlenme, ölüm gibi izinlerin, tayin, terfi gibi hakların kısıtlandığı, 4-C statüsünde istihdamın kamuda yaygın haline dönüşmesi son derece dikkat çekicidir.”

 

Türkiye Kamu-Sen Eylem Yaptı Sözleşmeliler Kadroya Geçti

 

Türkiye Kamu-Sen’in, 16 Nisan 2011’de 15 bin kişiyle Abdi İpekçi Parkı’nda sözleşmeli personelin sorunlarını dile getirdiğini ve “sözleşmeli istihdamına son!” dediğini hatırlatan Koncuk, aynı gün, hükümetin yaptığı hatayı kabul edercesine sözleşmeli personeli kadroya alacağını açıkladığını belirtti.

 

Bu uygulamada da farklı statülerde çalışan 150 bin kişinin yok sayıldığını, yalnızca 4/b’li personelin kadroya geçirildiğini söyleyen genel başkan, “Yaptığı hatayı kabul edip bir daha sözleşmeli personel istihdam etmemek yerine; kör inadını sürdürdü ve hala sözleşmeli personel alımı bütün hızıyla sürüyor. O zaman biz de “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” diyoruz.” şeklinde konuştu.

 

Her Zaman Yanlışın Karşısında Olduk Bundan Sonra da Öyle Olacak

 

Konuşmasında Türkiye Kamu-Sen’in, yapılan hiçbir haksızlığa izin vermediğini; bundan sonra da vermeyeceğini belirten İsmail Koncuk, yanlış yapan ve bu yanlışta ısrar edenlerin; yaptıkları her yanlışta Türkiye Kamu-Sen’i karşılarında bulacağını vurguladı.

 

“Bugüne kadar konfederasyonumuzun bütün iyi niyetli çabalarına karşı, giderek artan sorunlar, kamu görevlilerimizin umudunu kırmakta, hizmet şevkini düşürmektedir. Toplumumuzda ortaya çıkan gerginliklerin en büyük sebebi, ekonomik yükün ve gelirin paylaşımında adaletin sağlanamamasıdır. Siyasi iktidarın en önemli görevi ise bu adaleti sağlamaktır. Kamu görevlilerinin umutlarını boşa çıkaran, örgütlenme özgürlüğünün önünü tıkayan ve örgütlenme bilincine darbe vuran girişimlerin hiç kimseye faydası yoktur.

 

Bu uygulamalara imza atanlar, şahsi çıkarlarını bir tarafa bırakarak, devlet adamı olduklarını hatırlamak zorundadırlar. Bu nedenle yetkilileri ülkenin gerçekleri, toplumun ihtiyaçları ve beklentileri doğrultusunda davranmaya ve adil olmaya davet ediyoruz.” Diyen genel başkan konuşmasını şu şekilde sürdürdü: “Ülkemizin içinde bulunduğu kritik durum ortadadır. Bürokrasideki kadrolaşma, kariyer ve liyakat ilkesini tahrip etmektedir. Bazı kimseler, devletin memuru olduklarını unutarak, adeta siyasi istikballerinin peşine düşmüş durumdadırlar. Dünyada çok önemli gelişmeler olurken, ekonomide çok önemli gelişmeler yaşanırken, haritalar yeniden şekillenirken bizler anlamsız tartışmaların içine çekilerek etkisizleştiriliyoruz. Hukukun önünde diz çökmesi gerekenler; hukuku önlerinde diz çöktürüyorlar. Enflasyon yeniden çift haneli rakamlara yükselmişken, memur, işçi, emekli, asgari ücretli, dul ve yetim açlıkla pençeleşirken, işsizlik, yoksulluk ve suçlarda patlama yaşanırken, bizler yapay gündemlerin peşinde koşturuluyoruz. Terör, yolsuzluklar hayatın normal akışı içinde gerçekleşen sıradan olaylar gibi algılanmaya başladı.

 

Memurlarımızın aylardır zam alamamış olması kimseyi ilgilendirmiyor. Memur, emekli, dul ve yetim maaşlarının insanca yaşama yetmemesi, yalnızca bizim sorunumuz olmaktan öteye gidemiyor. Çeşitli istihdam şekilleriyle, 4-b, 4-c, sözleşmeli, geçici istihdamı ile memurluk güvencesi kaldırılmak isteniyor. Bazı kesimler, ülkemizde bizden ve bizden olmayan diye bir ayrım yaratma sevdası içine girmişler.”

 

Bizim Kapımız Kin Kapsı Değil

 

“Ama asla umutsuz değiliz. Bizim kapımız, kin, düşmanlık ve umutsuzluk kapısı değil.” diye konuşan Koncuk,

 

“Gelecek mutlu günlerin ancak sevgiyle, kardeşlikle ve dostlukla, milli birlik ve bütünlükle geleceğini biliyoruz. Biz, bu ülkeyi seven, hakkı savunan kim varsa herkesi kucaklamaya hazırız. Bu nedenle tüm kamu görevlilerini, sevginin ve paylaşımın olduğu, Türkiye sevdalılarının yuvası, Türkiye Kamu-Sen çatısı altında birlik olmaya ve mücadele etmeye davet ediyorum.” dedi.

 

Koncuk konuşmasının son bölümünde şunları söyledi: “Mevki, makam ve gücünü; hakka dayanmadan, adaletten uzaklaşarak, taraf tutarak, ötekileştirerek, zulmederek kullananlar, asla başarılı olamazlar.

 

Bizler birlik ve beraberlik içinde olduğumuz sürece, bizi yıkmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.Bizim bir görevimiz, bir idealimiz var.

 

Türkiye Kamu-Sen’i diğer oluşumlardan ayıran en önemli özellik, sahip olduğu felsefe ve yüklendiği tarihi sorumluluktur. Bu görev, her ne şart altında olursa olsun haksızlığa karşı durmak, memurumuzun hakkını, devletimizin kaynaklarını kimseye yedirmemektir.

 

Bizler bu düsturla yola çıktık. Bizi bu yolumuzdan döndürmek isteyenler olacaktır. Bu yolda türlü engellerle karşılaşacağız. Ama birliğimizden, birbirimize olan sevgimizden, vatanımıza ve devletimize bağlılığımızdan asla taviz vermeyeceğiz. Biz biriz, biz iriyiz, biz diriyiz. Gün gelecek, devran dönecek, çok şeyler değişecektir. Ama Türkiye Kamu-Sen’in onurlu ve dik duruşu asla değişmeyecektir. Hiçbir zaman gücü ele geçirince zalimleşenlerden olmadık; olmayacağız!

 

Bugün bizlere düşen, verdiğimiz sözden dönmemektir. Bizlere düşen sabredip, yılmadan, yıkılmadan, çalışarak, Türkiye Kamu-Sen felsefesinde, Türkiye Kamu-Sen çatısı altında kenetlenmektir. Bizlere düşen, haksızlıklar karşısında asla pes etmemek, asla susmamaktır. Bizlere düşen, maskeleri düşürüp, herkesin gerçek yüzünü ortaya çıkarmak, yatarak büyüyen, sendikacılığın yüz karalarından emaneti geri almak, yeniden yetkili olmaktır.

 

Çünkü tüm ülkemizin Türkiye Kamu-Sen’in sesine, sıcak nefesine ihtiyacı var. Emin olun ki, Kerkük’te, Kafkaslar’da, Bosna’da, Doğu Türkistan’da, Yavru vatan Kıbrıs’ta bu sesi bekleyenler, bu sesi dinleyenler var. Ve aksakallıların bizim üzerimizde hakları var. Onun için kenetleneceğiz. Onun için bir olacağız; onlar için susmayacağız.”

 

Bu sözlerle bir anda salonda büyük bir alkış tufanı koptu ve salonu hınca hınç dolduranlar, Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk’un konuşmasını “Türkiye Kamu-Sen, İşte Başkan İşte Sendika, Ne Mutlu Türküm Diyene, Kıbrıs Türk’tür Türk Kalacak” sloganlarıyla desteklediler. Salonda bulunanların coşkusu Genel Başkan’ın, konuşmasının son bölümlerini dahi okuyamamasına neden oldu.

 

Birlik, beraberlik ve dayanışmanın en güzel örneğinin sunulduğu anların ardından kürsüye Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun çıkmasıyla, salondaki coşku ikiye katlan, salon “Kıbrıs Türk’tür Türk Kalacak” nidalarıyla inledi.

 

Salonu dolduran kalabalığın ellerinde salladıkları Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrakları bir anda salonu bayram yerine çevirdi.

 

Derviş Eroğlu: Kıbrısla İlgili Düşüncemiz Türkiye Kamu-Sen’le Aynıdır

 

Konuşmasına, Türkiye Kamu-Sen’in toplantısında bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek başlayan KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, “Bu coşkuyu ve görüşleri, Kıbrıs müzakerelerinde Türkiye’den bizlere verilmiş en büyük destek olarak algılayıp, ona göre hareket edeceğiz.” dedi.

 

Türkiye Kamu-Sen Teşkilat Buluşması’nın Türkiye’nin 80 vilayetine hitap etme fırsatı bulmasından dolayı çok yararlı geçtiğini söyledi. Toplantıda gördüğü ilgiyi de, bana Anadolu’nun sesi yansıtıldı sözleriyle açıklayan Eroğlu, kendisine ve Kıbrıs Türküne destek veren herkese teşekkür etmek istediğini belirtti.

 

Konuşmasının başında genç bir pratisyen hekimken Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında şehit olan askerlerimiz ve soydaşlarımızla ilgili anılarını anlatan Cumhurbaşkanı, salonda duygusal anlar yaşanmasına neden oldu.

 

Sabah başlatılan oturuma, onur misafiri olarak katılan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı sayın Dr. Derviş Eroğlu, ülke genelinden istişare toplantısına katılan 1000 Türkiye Kamu-Sen yöneticilerine sık sık konuşması kesilerek ayakta alkışlanan muhteşem bir konuşma yaptı.

 

Yaklaşık bir saat kürsüde kalan Eroğlu başta sivil toplum örgütleri, sendikal mücadele ve dünyada ki durumu hakkında bilgi aktarmasının arkasından Yavru Vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yaşadığı tarihi, huzur ve barış harekâtında yaşananlar, meşhur Annan planı, Yunanistan’ın tarihi gelişmelerde oynadığı rolü uzun uzun anlattı.

 

Siyasette Rauf Denktaş’ın izini takip ettiğini belirten Eroğlu, uzun zamandan beri siyasetin içinde bulunduğunu ve edindiği tecrübelerle Kıbrıs’ta müstakil bir Türk devletinin en doğru çözüm olduğunu belirtti.

 

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, çatışma kültürünün insanlığı bugüne kadar hiçbir yere götürmediğini ve götürmeyeceğini, ilerlemenin sağlanabilmesi için uzlaşı kültürüne sahip olmak gerektiğine işaret ederek, “Bizi yıllardır oyalayan ve bir türlü çözüm bulamadığımız Kıbrıs sorununda da temel problem uzlaşı kültürünün eksikliğidir” dedi.

 

Türkiye Kamu-Sen’e Kıbrıs davasına verdiği destekten dolayı teşekkür eden Cumhurbaşkanı Eroğlu, on dokuz yıl başbakanlık yapmış biri olarak sendikaların ekonomik, siyasi ve sosyal alanda ne kadar önemli olduklarını bilerek hareket ettiğini söyledi.

“Sendikaları oluşturan bireyler çok farklı siyasi veya sosyal çevrelerden geliyor olmalarına rağmen kendi hak ve taleplerinin korunması ve geliştirilmesinden hareket eden ortak bir zemin üzerinden yaşam bulurlar” diyen Eroğlu, iş gücü ve emeğin haklarının korunmasının en az sermayenin haklarının korunması kadar önemli olduğunu, işin özünde emek ve sermayenin birlikte ürettiği değerlerin birlikte paylaşımı yattığını vurguladı.

 

Globalleşmiş dünyada karmaşık bir hal alan ekonomik ilişkilerin sendikaları da bu karmaşık yapıya adapte olmaya zorladığını, ancak teknolojik gelişim nedeniyle şekil değiştiren üretim teknikleri bazı sendikaları yok ederken, sendikacılığın emeğin kullanımıyla var olmaya devam ettiğini anlatan Cumhurbaşkanı Eroğlu, “Bu sendikalar da paylarına düşen refahı almak için mücadele etmekle ilgili misyonlarını sürdürmüşlerdir. Emeğin üretimde varlığı devam ettikçe sendikalar da var oluşlarını sürdüreceklerdir. Sanayi devriminden sonra ortaya çıkan sendikalar değişik şekillerde örgütlenmişler ve ideolojik temellerde de farklılık göstermişlerdir. Var oldukları coğrafyadaki jeopolitik gelişmeler de sendikaların yapılarını etkilemede etkili olmaktadır” dedi.

 

Bunun en çarpıcı örneğinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki sendikal yapı olduğunu, Kıbrıs sorununun dayattığı şartlar nedeniyle, sendikaların asli görevlerinden uzaklaşarak temsil ettikleri emeğin haklarını geliştirmek yerine Kıbrıs sorunu gibi karmaşık bir problemle uğraştıklarını ifade eden Eroğlu, bu durumun sendikaların gerçek görevlerini verimli bir şekilde yapmalarına engel olduğunu söyledi.

 

Diyalog Önemli

 

Eroğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Demokratik sistemlerin vazgeçilmez unsuru olan diyalog elbette ki çok önemlidir ve sendikaların seçilmiş ve atanmış kamu yöneticileri ile birlikte diyalog içinde ülkeyi ilgilendiren her türlü sorunu ele almaları doğaldır. Görüşlerini serbestçe dile getirmeleri, bu görüşler için mücadele vermeleri demokrasinin gereğidir. Ancak bunu herhangi bir siyasi parti gibi davranarak hayata geçirmeye çalışmaları onları esas görevlerinden uzaklaştırmaktadır.

 

Her ülkede olduğu gibi üretimin, kalkınmanın, gelişimin gerçekleşebilmesi için herkesin önce asli görevlerini yerine getiriyor olması gerekmektedir. Sendikalar bu bağlamda çok önemli rollere sahiptirler ve bu rollerini layıkıyla yerine getirmelidirler. Aksi halde zincirin bir halkası kopacak ve sosyo-ekonomik gelişim süreci kesintiye uğrayacaktır.”

 

Son on yılda Türk ekonomisinin sergilediği yüksek büyüme performansının tüm dünyanın takdirini aldığını iyi organize olmuş, agresif bir şeklide on yıl boyunca büyüyen bu ekonomide emeğin payının son derece büyük olduğuna işaret eden Eroğlu “Bu süreç içinde Türk hükümetiyle sendikaların ne kadar yapıcı bir tavır takındıklarını ve bunun sonucu olan ekonomik gelişim hepimizin malumudur” dedi.

 

Cumhurbaşkanı Eroğlu: “Sendikaların temsil ettikleri kesimlerin çıkarlarını düşündükleri gibi ülkenin genel çıkarlarını da düşünüyor olmaları en doğru tavırdır. Bunun aksi durumlarda ülkenin gelişimi yavaşlayacak ve sekteye uğrayacaktır. Kişisel deneyimlerime göre çatışma kültürü insanlığı bugüne kadar hiçbir yere götürmedi, götürmeyecektir de. İlerlemenin sağlanabilmesi için sahip olmanız gereken en önemli erdemlerden bir tanesi de uzlaşı kültürüne sahip olmanızdır.

 

Çözümsüzlüğün Nedeni Rum Kesimidir

 

Bakınız, bizi yıllardır oyalayan ve bir türlü çözüm bulamadığımız Kıbrıs sorununda da temel problem uzlaşı kültürünün eksikliğidir” dedi.

 

Eroğlu, konuşmasında 1963-2012 yılına kadar Kıbrıs sorunu ile ilgili Kamu-Sen üyelerine bilgilendirme yaptı. Kendisinin bir doktor olduğunu ve ömrünün 40 yıla yakınını Kıbrıs davasına adadığını belirten Eroğlu, bugüne kadar KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Denktaş ile Mehmet Ali Talat’ın sorunlara çözüm bulamamasının tek nedeninin Rum kesimin anlaşmaya yanaşmama, masadan kaçma gibi uzlaşma tutumu olduğunu kaydetti.

 

Rum kesiminin masaya oturduğunda görüşmenin ana ekseni hep ‘kazanma’ üzerine kurduğu için uzlaşma sağlanamadığını belirten Eroğlu, bu tutumun Glofkos Klarides ve Dimitris Hristofyas’la da devam ettiğini dile getirdi. Eroğlu, “Kıbrıs sorununun bugüne kadar çözüme kavuşturulmamasında en önemli etken Rus liderlerin uzlaşmaz tutumu ve uzlaşma kültürlerinin olmaması. Rum liderlerin uzlaşma kültürü olmadığı için bütün görüşmeleri kazanma üzerine kurgulu. Anlaşıyor gibi gözüküp anlaşmama. Oyalama taktiği. Maalesef Rum kesimi başta Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ve ABD tarafından şımartıldı. Adeta şımarık bir çocuk yapıldı. Rum kesiminin AB'ye alınması ile birlikte Kıbrıs sorunu çıkmaza girdi. Nasıl çıkmaza girmesin Rum kesimi önümüzdeki aylarda AB Dönem Başkanı olacak. 20 Nisan’da 5 ülkenin garantörlüğünde yapılacak görüşmede Rum kesiminden uzlaşı bekliyoruz.” dedi.

 

AB’nin Türkiye’ye, ‘Kıbrıs sorununu çözmeden üye yapamayız’ diyerek çifte standart uyguladığını belirten Eroğlu, AB’nin Rum kesimini birlik üyesi yaparak sorunu ne kadar karmaşık hale getirdiğinin yeni yeni farkına varmaya başladığını söyledi.

 

Annan Planı’na karşı olduğunun altını çizen Eroğlu, Rumların isteklerinin yerine getirilmesi halinde adada Türklere ait bir karış toprağın kalmayacağını kaydetti. 1974 yılında Türkiye’nin adada yaptığı Mutlu Barış Hareketi ile Rumların adayı işgalinden ve katliamından kurtardığını belirten Eroğlu, bunun için KKTC halkının her zaman Anavatan Türkiye’ye minnettar olduğunu ifade etti. Eroğlu, “Kıbrıs 1571 yılından bu yana Türklerindir. Türklerin olmaya devam edecektir. Bizim adaya nereden geldiğimiz bellidir. Biz Anavatanımız Türkiye ile bir ve beraberiz. Bir ve beraber olmaya da devam edeceğiz. Etle tırnak gibiyiz.” diyerek konuşmasını sonlandırdığında salonda bulunan Türkiye Kamu-Sen yöneticilerinin tamamı ayağa kalkarak, Kıbrıs Türklerinin arkasında olduklarını bir kez daha vurguladılar.

 

İsmail Koncuk Cumhurbaşkanı Eroğlu’na Plaket Sundu

 

Uzun süre ayakta alkışlanan Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’na daha sonra Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, bir plaket sundu.

 

Ayrıca, Kıbrıs Türk Memur-Sendikası eski Genel Başkanı Ahmet Ötüken, Antalya Valisi adına Vali Yardımcısı Turan Eren, KKTC Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Dr. Hasan Güngör, KKTC Ankara Büyükelçisi Mustafa Lakadamyalı, Ulusal Birlik Partisi Güzelyurt Millwtvekili Ahmet Çaluda, KKTC Hür-İş Sendikası Genel Başkanı Yakup Latifoğlu,  Kıbrıs Türk Memur-Sen Genel Başkanı ve Türkiye Kamu-Sen Temsilcisi Çelebi Ilık’a Türkiye Kamu-Sen’in 20. yılı anısına birer plaket verildi.

 

Pınar Subaşı’ndan Liderlik Eğitimi

 

Öğle yemeğinin ardından Pınar Subaşı, Türkiye Kamu-Sen’e bağlı sendikaların şube başkanları ve il temsilcilerine liderlik ve iletişim konusunda bir sunum gerçekleştirdi.

 

Eğitime katılanlar bir taraftan eğlenirken diğer taraftan iletişim ve liderlik konusundaki yanlış davranışları uygulamalı olarak görme imkânı buldular.

 

Başkal Konseri Coşturdu

 

Türkiye Kamu-Sen’in 20. yılında gerçekleştirilen en büyük teşkilat buluşması, Sanatçı Başkal’ın verdiği konserle son buldu. Konsere MHP Antalya milletvekili Doç. Dr. Mehmet Günal da katıldı. Konserde Türk Halk Müziği, Türk Sanat Müziği ve Azeri parçalar seslendirilirken; ilahisinden, türküsüne, halayından barına, zeybeğinden horonuna, uzun havasından misketine kadar ülkemizin dört bir yanından eserler okundu.

 

Okunan şarkılara, konsere katılanlar hep bir ağızdan eşlik ettiler. Bir ara konserin coşkusuna kapılan Antalya milletvekili Mehmet Günal, dayanamayarak mikrofonu eline aldı ve Başkal’la birlikte Türk sanat müziği okudu.

 

Konsere katılanlar, okunan parçalarla bazen hüzünlendiler, bazen sahneye çıkıp omuz omuza halaylar çektiler; ama hep bir ağızdan hep aynı mesajı verdiler: Biz bir ve bütünüz.

 

1 Nisan Pazar günü dönüş yolculuğuna çıkan katılımcıların tamamı, dostlarından ayrılmanın hüznü içinde Türkiye Kamu-Sen mensubu olmanın ayrıcalığını ve gururunu yaşıyorlardı.